TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI ÖNERİSİ
NOT:
Bu “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
Önerisi”;
8 Haziran 2007 günü Başbakan ve ADALET ve KALKINMA PARTİSİ Genel Başkanı Sayın
Recep Tayip ERDOĞAN’ın Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN’dan talebi üzerine, aşağıda
isimleri yazılı kişilerden oluşan Komisyon tarafından hazırlanmış, 2 Ağustos
2007 günü Başbakan ve ADALET ve KALKINMA PARTİSİ Genel Başkanı Sayın Recep Tayip
ERDOĞAN’a sunuşu yapılmış ve 29 Ağustos 2007 tarihinde çalışmalar tamamlanarak
ADALET ve KALKINMA PARTİSİ Genel Başkan Yardımcısı Sayın Dengir Mir Mehmet
FIRAT’a teslim edilmiştir.
Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN (Komisyon Başkanı)
Prof. Dr. Zühtü ARSLAN
Prof. Dr. Yavuz ATAR
Prof. Dr. Fazıl Hüsnü ERDEM
Prof. Dr. Levent KÖKER
Doç. Dr. Serap YAZICI
BAŞLANGIÇ
Herkesin insan haysiyetinden
kaynaklanan evrensel hak ve hürriyetlere sahip olduğu inancıyla hareket eden,
her türlü ayrımcılığı reddeden, farklılıklarımızı kültürel zenginliğimizin
kaynağı olarak gören bir eşitlik anlayışına sahip biz Türk Milleti; insan
haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyetin kurum
ve kurallarını düzenleyen bu Anayasayı, egemen irademizin ve Cumhuriyetimizin
kurucusu Mustafa Kemâl Atatürk’ün çağdaş uygarlık hedefi ile ebedî barış
idealine olan bağlılığımızın ifadesi olarak kabul ve teyid ederiz.
BİRİNCİ KISIM
Genel Esaslar
Devletin şekli
Madde 1- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
Cumhuriyetin nitelikleri
Madde 2- Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına dayanan, Atatürk milliyetçiliğine
bağlı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti
Madde 3- (1) Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.
(2) Resmî dili Türkçedir.
(3) Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
(4) Millî marşı “İstiklâl Marşı”dır.
(5) Başkenti Ankara’dır.
Devletin temel amaç ve görevleri
Madde 4- Devletin temel amaç ve görevi, insan haysiyetini korumak, kişilerin hak
ve hürriyetlerini kullanmalarının önündeki bütün engelleri kaldırmak ve halkın
huzur, güvenlik ve refahını sağlamak suretiyle insanın maddî ve manevî
varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaktır.
haber7
Egemenlik
Madde 5- (1) Egemenlik kayıtsız ve şartsız Milletindir.
(2) Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yasama,
yürütme ve yargı organları eliyle kullanır.
(3) Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa
bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet
yetkisi kullanamaz.
(4) Milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyelikten kaynaklanan
sınırlamalar saklıdır.
Yasama yetkisi
Madde 6- Yasama yetkisi, Türk Milleti adına, Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.
Bu yetki devredilemez. Kanun hükmünde kararnamelere ilişkin hükümler saklıdır.
Yürütme yetkisi ve görevi
Madde 7- Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından,
Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.
Yargı yetkisi ve görevi
Madde 8- Yargı yetkisi ve görevi, Türk Milleti adına, bağımsız ve tarafsız
mahkemelerce kullanılır ve yerine getirilir.
Eşitlik
Madde 9- (1) Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç,
din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
(2) Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
(3) Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi özel surette korunmayı
gerektiren kesimler için alınan tedbirler, eşitlik ilkesine aykırı olarak
yorumlanamaz.
(4) Devlet organları ve idare makamları, bütün eylem ve işlemlerinde kanun
önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.
Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü
Madde 10- (1) Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını ve diğer kuruluşları ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
(2) Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.
İKİNCİ KISIM
Temel Haklar ve Hürriyetler
BİRİNCİ BÖLÜM
Genel Hükümler
Temel hak ve hürriyetlerin niteliği
Madde 11- Herkes, insan haysiyetinden kaynaklanan, kişiliğine bağlı, dokunulmaz,
devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.
Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması
Madde 12- (1) Temel hak ve hürriyetler, sadece Anayasanın ilgili maddelerinde
belirtilen sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,
Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve
ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Kanun, temel hak ve hürriyetlerin özüne
dokunamaz.
(2) Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun
olarak kanunla sınırlanabilir. haber7
Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması
Alternatif 1
Madde 13- Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla
tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesine veya Anayasada belirtilenden
daha geniş şekilde sınırlandırılmasına imkân verecek şekilde yorumlanamaz.
Alternatif 2
Madde 13- (1) Anayasada yer alan temel hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin
ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya ve insan haklarına dayanan
demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmaya yönelik eylemler biçiminde
kullanılamaz.
(2) Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan
temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesine veya Anayasada belirtilenden daha
geniş şekilde sınırlandırılmasına imkân verecek şekilde yorumlanamaz.
Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması
Madde 14- (1) Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde,
milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, temel hak
ve hürriyetlerin kullanılması, durumun gerektirdiği ölçüde sınırlandırılabilir
veya durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı
tedbirler alınabilir.
(2) Birinci fıkrada belirtilen durumlarda dahi, savaş hukukuna uygun fiiller
sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî
varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse dinî inançlarını, vicdanî kanaatlerini
ve düşüncelerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve
cezalara ilişkin hükümler geçmişe yürütülemez; suçluluğu kesinleşmiş mahkeme
kararı ile sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.
haber7
İKİNCİ BÖLÜM
Kişinin Hakları ve Hürriyetleri
Yaşama hakkı
Madde 15- (1) Herkes yaşama hakkına sahiptir.
(2) Meşru müdafaa, yakalama veya tutuklama kararlarının yerine getirilmesi,
tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, ayaklanma veya isyanın
bastırılması hallerinde silâh kullanmanın kanunen zorunluluk haline gelmesi
sonucunda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.
İşkence ve kötü muamele yasağı
Madde 16- (1) Kimseye işkence ve kötü muamele yapılamaz. Kimse insan
haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.
(2) Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut
bütünlüğüne dokunulamaz; kimse rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi
tutulamaz.
Zorla çalıştırma yasağı
Madde 17- (1) Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.
(2) Şekil ve şartları kanunla düzenlenen tutukluluk veya hükümlülük süreleri
içindeki çalıştırmalar; olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetler;
ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi
niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları, zorla çalıştırma sayılmaz.
Kişi hürriyeti ve güvenliği
Madde 18- (1) Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
(2) Kişi hürriyeti, aşağıdaki durumlarda, kanunun öngördüğü esas ve usullere
göre sınırlanabilir:
a) Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik
tedbirlerinin yerine getirilmesi;
b) Mahkeme kararının veya kanunda öngörülen yükümlülüğün yerine getirilmesi;
c) Küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için
verilen kararın yerine getirilmesi;
ç) Toplum için tehlike teşkil eden akıl hastası, uyuşturucu madde veya âlkol
tutkunu, serseri veya hastalık yayabilecek kişinin bir müessesede tedavi, eğitim
veya ıslahı için alınan tedbirlerin yerine getirilmesi;
d) Usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren kişinin ya da
hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen kişinin sınır dışı
edilmesi.
(3) Yakalama ve tutuklama hâkim kararı ile olur. Tutuklama kararı, suçluluğu
hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler hakkında ancak kaçmalarını, delillerin
yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek amacıyla verilebilir. Hâkim kararı
olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan
hallerde, suçluluğu hakkında kuvvetli belirtiler bulunan kişiyi mahkeme önüne
çıkarmak amacıyla veya ikinci fıkranın (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen
kişilerle ilgili olarak önleme amaçlı yapılabilir.
(4) Yakalama ve tutuklamanın usul ve esasları kanunla düzenlenir.
(5) Yakalanan veya tutuklanan kişiye, yakalama veya tutuklama sebepleri ve
hakkındaki iddialar herhalde yazılı, bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü
olarak derhâl; toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar
bildirilir. Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı yakınlarına derhâl bildirilir.
(6) Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye
gönderilmesi için gerekli süre hariç, en geç kırk sekiz saat, toplu olarak
işlenen suçlarda ise en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Kimse, bu
süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden mahrum
bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hallerinde
uzatılabilir.
(7) Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya
kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest
bırakılma, ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasına veya hükmün
infazını sağlamak için bir güvenceye veya başka yükümlülüklerin yerine
getirilmesine bağlanabilir.
(8) Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu
hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen
serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma
hakkına sahiptir. Yargı merci kararını vermeden önce hürriyeti kısıtlanan kişiyi
dinler.
(9) Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar,
tazminat hukukunun genel prensiplerine göre Devletçe ödenir.
Özel hayatın ve aile hayatının gizliliği ve korunması
Madde 19- (1) Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
(2) Millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya
başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi
sebepleriyle usulüne uygun olarak verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu
sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili
kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kâğıtları ve
eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat
içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren
kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde el koyma kendiliğinden kalkar.
Kişisel bilgilerin korunması
Madde 20- (1) Herkes, kendisiyle ilgili kişisel bilgi ve verilerin korunması
hakkına sahiptir.
(2) Bu bilgiler, ancak kişinin açık rızasına veya kanunla öngörülen meşru bir
sebebe dayalı olarak kullanılabilir. Herkes, kendisi hakkında toplanmış olan
veya kayıtlarda yer alan bilgilere erişme, bunlarda düzeltme yaptırma ve bu
bilgilerin amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme hakkına
sahiptir.
Konut dokunulmazlığı
Madde 21- (1) Kimsenin konutuna dokunulamaz.
(2) Millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya
başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi
sebepleriyle usulüne uygun olarak verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu
sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili
kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, kimsenin konutuna girilemez, arama
yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat
içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren
kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde el koyma kendiliğinden kalkar.
Haberleşme hürriyeti
Madde 22- (1) Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği
esastır.
(2) Millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya
başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi
sebepleriyle usulüne uygun olarak verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu
sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili
kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, haberleşme engellenemez ve
gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli
hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi
halde karar kendiliğinden kalkar.
Yerleşme ve seyahat hürriyeti
Madde 23- (1) Herkes yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.
(2) Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi
gerçekleştirmek, kamu mallarını korumak; seyahat hürriyeti ise suç soruşturma
veya kovuşturması sebebiyle, genel sağlığı korumak yahut suç işlenmesini önlemek
amaçlarıyla sınırlanabilir.
(3) Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından mahrum bırakılamaz.
(4) Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, vatandaşlık ödevi ya da suç
soruşturması veya kovuşturması sebepleriyle sınırlanabilir.
Din ve inanç hürriyeti
Madde 24- (1) Herkes din ve inanç hürriyetine sahiptir. Bu hak, tek başına veya
topluca, alenen veya özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak
suretiyle dinini veya inancını açıklama ve bunları değiştirebilme hürriyetini de
içerir.
(2) Kimse ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve düşüncelerini
açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç, düşünce ve kanaatlerinden ve bunları
değiştirmekten dolayı kınanamaz, suçlanamaz ve farklı bir muameleye tâbi
tutulamaz.
(3) İbadet ve dinî ayin ve törenler, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel
ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması amaçlarıyla
sınırlanabilir.
Alternatif 1
(4) Devlet, eğitim ve öğretim alanındaki görevlerini yerine getirirken, eğitim
ve öğretimin ana ve babanın dinî ve felsefî inançlarına göre yapılmasını isteme
hakkına riayet eder. Din eğitim ve öğretimi, kişinin kendisinin, küçüklerin ise
kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır. Devlet bu taleplerin gereğini yerine
getirmekle yükümlüdür.
Alternatif 2
(4) Devlet, eğitim ve öğretim alanındaki görevlerini yerine getirirken, eğitim
ve öğretimin ana ve babanın dinî ve felsefî inançlarına göre yapılmasını isteme
hakkına riayet eder. Din kültürü ve ahlâk öğretimi, ilk ve ortaöğretim
kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bu dersten muafiyet,
kişinin kendisinin, küçüklerin ise kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.
Alternatif 1
(5) Din ve inanç hürriyeti, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel
düzenini din kurallarına dayandırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz.
Alternatif 2
(5) Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen
de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya şahsî çıkar yahut nüfuz
sağlama amacıyla, her ne suretle olursa olsun dinî veya din duygularını yahut
dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.
Alternatif 3
(5) Din ve inanç hürriyeti, anayasal düzeni din kurallarına dayandırmaya yönelik
eylemler biçiminde kullanılamaz.
Düşünce, vicdan ve kanaat hürriyeti
Madde 25- (1) Herkes düşünce, vicdan ve kanaat hürriyetine sahiptir.
(2) Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce, vicdan ve kanaatlerini
açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.
İfade hürriyeti
Madde 26- (1) Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka
yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hürriyetine sahiptir. Bu
hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir alma ya da
verme serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya
benzeri yollarla yapılan yayınların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
(2) Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu
alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.
(3) Bu hak ve hürriyetlerin kullanılması; millî güvenliğin, kamu düzeninin,
genel sağlığın, genel ahlâkın, başkalarının şöhret veya haklarının, özel veya
aile hayatının korunması, suçların önlenmesi, devlet sırrı olarak usûlünce
belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, yargının bağımsızlık ve tarafsızlığının
sağlanması, savaş kışkırtıcılığının engellenmesi, her türlü ayrımcılık,
düşmanlık veya kin ve nefret savunuculuğunun önlenmesi amaçlarıyla
sınırlanabilir.
Basın ve yayın hürriyeti
Madde 27- (1) Basın hürdür, sansür edilemez.
(2) Basın hürriyeti 26 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen sebeplerle
sınırlanabilir.
(3) Yargılamanın amacına uygun olarak yerine getirilmesi için kanunla
belirtilecek sınırlar içinde hâkim tarafından verilen kararlar saklı kalmak
üzere, olaylar hakkında yayın yasağı konulamaz.
(4) Süreli veya süresiz yayın yapmak ve bu amaçla basımevi kurmak, önceden izin
alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.
(5) Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri
ile basın araçları, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez veya
işletilmekten alıkonulamaz. Süreli veya süresiz yayınların suç soruşturma veya
kovuşturması sebebiyle zapt ve müsaderesinde genel hükümler uygulanır.
(6) Süreli yayınların çıkarılması, yayın şartları, malî kaynakları ve
gazetecilik mesleği ile ilgili esaslar kanunla düzenlenir. Kanunla haber,
düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayınlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı
şartlar konulamaz.
(7) Süreli ve süresiz yayınlar hâkim kararıyla, gecikmesinde sakınca bulunan
hallerde ise kanunun yetkili kıldığı merciin emriyle toplatılabilir. Toplatma
kararı veren yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili
hâkime bildirir. Hâkim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa,
toplatma kararı hükümsüz sayılır. Süreli yayınların durdurulması da aynı
hükümlere tâbidir; ancak bu yayınların kapatılması sadece mahkeme kararıyla
mümkündür. Toplatma, durdurma ve kapatmaya ilişkin şartlar ile usul ve esaslar
kanunla düzenlenir.
(8) Masumiyet karinesinin ihlâline yönelik yayın yapılamaz.
(9) Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişinin haysiyet ve şerefine dokunulması veya
kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır.
Düzeltme ve cevap yayınlanmazsa, yayınlanmasının gerekip gerekmediğine, hâkim
tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde karar
verilir.
(10) Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek, kanunla düzenlenecek
şartlar çerçevesinde serbesttir.
(11) Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan radyo ve televizyon kurumu ile
kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber ajanslarının ve radyo ve televizyon
yayınlarını denetleyen kurumun özerkliği ve tarafsızlığı esastır.
Mülkiyet ve miras hakkı
Madde 28- (1) Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
(2) Bu haklar, kamu yararı sebebiyle sınırlanabilir.
Çalışma, teşebbüs ve sözleşme hürriyeti
Madde 29- (1) Herkes, dilediği alanda çalışma, teşebbüs ve sözleşme
hürriyetlerine sahiptir.
(2) Çalışma, teşebbüs ve sözleşme hürriyetleri, millî güvenliğin, genel
sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması
amaçlarıyla sınırlanabilir.
Dernek kurma hürriyeti
Madde 30- (1) Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma, bunlara üye olma ve
üyelikten ayrılma hürriyetine sahiptir.
(2) Dernek kurma hürriyeti millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın,
genel ahlâkın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç
işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
(3) Dernekler, kanunun öngördüğü hallerde hâkim kararıyla kapatılabilir veya
faaliyetten alıkonulabilir. Ancak, gecikmesinde sakınca varsa millî güvenliğin,
kamu düzeninin, suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın
gerektirdiği hallerde, kanunla yetkili kılınan merci, derneği faaliyetten men
edebilir. Bu merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına
sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar
kendiliğinden yürürlükten kalkar.
(4) Birinci fıkra hükmü, Türk Silâhlı Kuvvetleri ve genel kolluk mensuplarına,
hâkim ve savcılar ile bu meslekten sayılanlara ve görevlerinin gerektirdiği
ölçüde diğer kamu hizmeti görevlilerine sınırlamalar getirilmesine engel
değildir.
(5) Bu madde hükümleri vakıflarla ilgili olarak da uygulanır.
Toplantı, gösteri ve yürüyüş düzenleme hürriyeti
Madde 31- (1) Herkes, önceden izin almadan, silâhsız ve saldırısız toplantı,
gösteri ve yürüyüş düzenleme hürriyetine sahiptir.
(2) Toplantı, gösteri ve yürüyüş hürriyeti, millî güvenliğin, kamu düzeninin,
genel sağlığın, genel ahlâkın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması
veya suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı
Madde 32- (1) Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle, yargı
mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma
hakkına sahiptir.
(2) Hiç kimse, tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarılamaz ve bir kimseyi
tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine
sahip olağanüstü merciler kurulamaz.
(3) Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.
(4) Davalar, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından makul
bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve alenî olarak görülür. Ancak, millî
güvenliğin, kamu düzeninin, genel ahlâkın, küçüklerin korunmasının veya davaya
taraf olanların özel hayatlarının gizliliğinin gerektirdiği veya davanın alenî
olarak görülmesinin yargılamanın selâmetine zarar verebileceği özel durumlarda,
mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar tamamen veya kısmen basına ve
dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.
(5) Küçüklerin yargılanması hakkında özel hükümler konulabilir.
(6) Her sanık aşağıda belirtilen haklara sahiptir:
a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebi hakkında en kısa zamanda,
anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak bilgilendirilmek,
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak,
c) Kendisini bizzat veya tayin edeceği bir müdafiin yardımından yararlanarak
savunmak; müdafi tayini için gereken malî imkânlardan mahrum bulunuyor ve
yargılamanın selâmeti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir müdafiin
yardımından bedelsiz yararlanabilmek,
ç) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da
iddia tanıklarıyla aynı şartlar altında dinlenmesini istemek,
d) Mahkemede kullanılan dili anlayamadığı veya konuşamadığı takdirde, bir
tercümanın yardımından bedelsiz yararlanmak.
(7) Hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.
(8) Mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.
Suç ve cezalara ilişkin esaslar
Madde 33- (1) Suç ile ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak
kanunla konulur. Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı
bir fiili gerçekleştirmesinden dolayı cezalandırılamaz ve kimseye suçu işlediği
zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
(2) Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da
birinci fıkra uygulanır.
(3) Suçluluğu kesin mahkeme kararı ile hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu
sayılamaz.
(4) Hiç kimse, kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda
bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
(5) Ceza sorumluluğu şahsîdir.
(6) Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine
getirememesinden dolayı hürriyetinden alıkonulamaz.
(7) Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez.
(8) Kamu İdaresi, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide
uygulayamaz. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin iç düzeni bakımından bu hükme kanunla
istisnalar getirilebilir.
(9) Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç
olmak üzere, vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez.
İspat hakkı
Madde 34- Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin
yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret
davalarında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışındaki
hallerde, ispat talebinin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup
olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikâyetçinin ispata razı
olmasına bağlıdır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Siyasî Haklar ve Ödevler
Vatandaşlık
Madde 35-
Alternatif 1
(1) Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşıdır.
Alternatif 2
(1) Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese, din ve ırk
farkı gözetilmeksizin Türk denir.
Alternatif 3
(1) Vatandaşlık temel bir haktır. Kanunun öngördüğü esaslara uygun olarak bu
statüyü kazanan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.
(2) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı babanın veya ananın çocuğu Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşıdır.
(3) Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda
belirtilen hallerde kaybedilir.
(4) Hiçbir vatandaş, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça
vatandaşlıktan çıkarılamaz.
Seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma hakları
Madde 36- (1) Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme,
seçilme ve siyasî faaliyette bulunma haklarına sahiptir.
(2) Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık
sayım ve döküm esaslarına göre, yargı organının yönetim ve denetimi altında
yapılır. Yurt dışında bulunan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının oy hakkını
kullanabilmelerini sağlayacak esaslar kanunla belirlenir.
(3) Onsekiz yaşını dolduran her vatandaş seçme ve halkoylamasına katılma hakkına
sahiptir.
(4) Silâh altında bulunan er ve erbaşlar ile askerî öğrenciler ve taksirli
suçlardan hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy
kullanamazlar.
(5) Seçim kanunlarında seçim sistemine ilişkin olarak yapılan değişiklikler,
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde
uygulanmaz.
Siyasî parti kurma hürriyeti
Madde 37- (1) Siyasî partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez
unsurlarıdır.
(2) Vatandaşlar, önceden izin almaksızın, siyasî parti kurma ve partilere üye
olma hakkına sahiptir. Parti üyesi olabilmek için onsekiz yaşını doldurmuş olmak
gerekir.
(3) Hâkim ve savcılar, bu meslekten sayılanlar, kamu kurum ve kuruluşlarının
memur ve sözleşmeli personel statüsündeki görevlileri, Türk Silâhlı Kuvvetleri
mensupları ve ilk ve ortaöğretim öğrencileri siyasî partilere üye olamazlar.
(4) Yükseköğretim elemanlarının ve öğrencilerinin siyasî partilere üye
olmalarına dair esaslar kanunla düzenlenir.
(5) Devlet, siyasî partilere, yeterli düzeyde ve hakça malî yardım yapar.
Partilere yapılacak yardımın, partilerin alacakları üye aidatının ve bağışların
tâbi olduğu esaslar kanunla düzenlenir.
Siyasî partilerin uyacakları esaslar
Madde 38- (1) Siyasî partilerin tüzük ve programları ile fiilleri, insan
haklarına, Devletin bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğüne, demokrasiye,
cumhuriyete ve lâikliğe aykırı olamaz.
(2) Partiler yabancı devletlerden, milletlerarası kuruluşlardan ve Türk
tâbiyetinde olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddî yardım alamazlar.
(3) Siyasî partiler ticarî faaliyette bulunamazlar.
(4) Bir siyasî partinin tüzüğünün veya programının birinci fıkra hükümlerine
aykırı görülmesi halinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine,
Anayasa Mahkemesince partiye ihtarda bulunulur. İhtarı izleyen iki ay içinde
aykırılık giderilmediği takdirde, ilgili parti hakkında dava açılır.
(5) Bir siyasî partiye birinci fıkra hükümlerine aykırı fiillerinden ötürü
yaptırım uygulanmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak
haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir.
Bir siyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun, sürekli ve
ciddî tehlike oluşturacak bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük
kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye
Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca
benimsendiği yahut bu fiiller aynı şekilde doğrudan doğruya anılan parti
organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı
haline gelmiş sayılır.
(6) Anayasa Mahkemesi, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine aykırılık nedeniyle
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından açılan davalarda, dava konusu
fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin Devlet yardımından kısmen veya
tamamen mahrum bırakılmasına ya da kapatılmasına karar verebilir.
Alternatif 1
(7) Bir siyasî partinin kapatılmasına beyan veya fiilleriyle sebep olan
kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesinin kapatmaya ilişkin kesin kararının
Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayınlanmasından sonraki ilk milletvekilliği
veya mahallî idareler seçimlerinde aday olamazlar.
Alternatif 2
(7) Bu fıkranın tamamen çıkarılması.
(8) Siyasî partilerin malî denetimi Sayıştay tarafından yapılır.
(9) Siyasî partilerin kuruluş ve çalışmaları, hukukî ve malî denetimleri ile
adayların seçim harcamaları demokratik esaslara uygun olarak kanunla düzenlenir.
Kamu hizmetlerine girme hakkı
Madde 39- (1) Her vatandaş, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir.
(2) Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım
gözetilemez.
(3) Yasama, yürütme ve yargı organları dahil olmak üzere, kamu hizmetinde görev
alanların mal bildiriminde bulunmaları ve bu bildirimlerin tekrarlanma süreleri
kanunla düzenlenir.
Vatan hizmeti
Madde 40- Vatan hizmeti, her vatandaşın hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin Türk
Silâhlı Kuvvetlerinde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya
getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir.
Vergi ödevi
Madde 41- (1) Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre vergi
ödemekle yükümlüdür.
(2) Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal
amacıdır.
(3) Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur,
değiştirilir veya kaldırılır.
(4) Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve
indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve
aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna; mahallî
idareler tarafından tarh, tahakkuk ve tahsil edilenler için ise ilgili mahallî
idarenin seçimle oluşan karar organına verilebilir.
Bilgi edinme, dilekçe ve başvuru hakları
Madde 42- (1) Herkes bilgi edinme, dilekçe ve başvuru haklarına sahiptir.
Yabancılar için bilgi edinme hakkı karşılıklılık esasına düzenlenir.
(2) Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama
başvurma hakkına sahiptir. Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun
yollarına ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Sosyal ve Ekonomik Haklar
Ailenin korunması
Madde 43- Aile, toplumun temelidir; eşler arasında eşitliğe dayanır ve her türlü
hukukî, ekonomik ve sosyal korunmadan yararlanır.
Çocuk hakları
Madde 44- (1) Her çocuk, kendi iyiliği için gereken himaye ve bakımdan
yararlanma hakkına sahiptir. Çocuklar görüşlerini serbestçe açıklayabilir ve bu
görüşleri kendilerini ilgilendiren konularda, yaşlarına ve olgunluklarına göre
dikkate alınır.
(2) Kamu veya özel kurum ve kuruluşlarca çocuklarla ilgili olarak yapılan eylem
ve işlemlerde, çocuğun azamî iyiliği gözetilir.
(3) Her çocuk, kendi menfaatine açıkça ters düşmedikçe, ana ve babasıyla kişisel
ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.
Eğitim ve öğrenim hakkı
Madde 45- (1) Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından mahrum bırakılamaz.
(2) Eğitim ve öğretim, demokratik, lâik, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre,
Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve
öğretim yerleri açılamaz.
(3) Temel eğitim, bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında
parasızdır.
(4) Özel ilk ve ortaöğretim okullarının bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları
için öngörülenler dikkate alınarak kanunla düzenlenir.
(5) Eğitim ve öğretim dili Türkçedir. Türkçeden başka dillerde eğitim ve öğretim
yapılması ile ilgili esaslar, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun
olarak kanunla düzenlenir.
Alternatif 1
(6) Kılık ve kıyafetinden dolayı hiç kimse yükseköğrenim hakkından mahrum
bırakılamaz.
Alternatif 2
(6) Yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir.
(7) Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır.
Çalışma ile ilgili esaslar
Madde 46- (1) Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışanları ve
işsizleri korumak, istihdamı artırmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli
tedbirleri alır.
(2) Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz.
(3) Küçükler ve kadınlar ile bedenî ve ruhî yetersizliği olanlar, çalışma
şartları bakımından özel olarak korunurlar. Kadınlar ve erkekler arasında işe
alınma, çalışma şartları ve ücretler bakımından ayrımcılık yapılamaz.
(4) Çalışanlar dinlenme, ücretli hafta ve bayram tatili ile yıllık izin
haklarına sahiptir.
(5) Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri
için gerekli tedbirleri alır.
(6) Asgarî ücretin tespitinde, çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik
durumu gözönünde bulundurulur.
Sendika kurma hakkı
Madde 47- (1) Çalışanlar ve işverenler, önceden izin almaksızın sendikalar ve
üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten çekilme haklarına
sahiptir. Aynı zamanda ve aynı iş veya hizmet kolunda birden fazla sendikaya üye
olunamaz.
(2) Sendikaların ve üst kuruluşlarının kuruluş, yönetim ve işleyişleri
demokratik esaslara aykırı olamaz.
(3) Sendika kurma hakkı, millî güvenlik, kamu düzeni, başkalarının hak ve
hürriyetlerinin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi sebepleriyle
sınırlanabilir.
Toplu iş sözleşmesi ve grev hakları
Madde 48- (1) İşçiler, işverenlerle olan ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal
durumlarını düzeltmek amacıyla toplu iş sözleşmesi ve grev haklarına sahiptir.
Aynı işyerinde aynı dönem için birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılamaz. İşçi
niteliği taşımayan kamu hizmeti görevlilerinin toplu görüşme hakları kanunla
düzenlenir.
(2) Grev hakkının kullanılması ve istisnaları ile işverenlerin hakları ve lokavt
kanunla düzenlenir.
(3) Toplu iş sözleşmesi ve grev hakları, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel
sağlığın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin
önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Sağlık ve sosyal güvenlik hakları ile sosyal yardım ve hizmet
Madde 49- (1) Herkes, sağlık ve sosyal güvenlik haklarına sahiptir.
(2) Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimlerini, malûl ve gazileri,
engellileri, yaşlıları ve korunmaya muhtaç çocuklar gibi kesimleri özel olarak
korur.
(3) Devlet, bu hakları sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilâtı kurar.
Devletin sosyal ve ekonomik ödevlerinin sınırları
Madde 50- Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen
ödevlerini, bu ödevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek, malî
kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.
ÜÇÜNCÜ KISIM
Cumhuriyetin Temel Organları
BİRİNCİ BÖLÜM
Yasama
BİRİNCİ ALT BÖLÜM
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Kuruluşu
Madde 51- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi, genel oyla seçilen beşyüzelli
milletvekilinden oluşur.
(2) Milletvekillerinden dörtyüzellisi kanundaki esaslara göre belirlenen seçim
çevrelerinden seçilir. Yüz milletvekili ise siyasî partilerin ülke seçim çevresi
için düzenleyeceği listelerden nispî temsil esasına göre seçilir.
Seçim dönemi
Madde 52- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçimleri dört yılda bir yapılır.
(2) Meclis, bu süre dolmadan seçimin yenilenmesine karar verebilir. Süresi biten
milletvekili yeniden seçilebilir.
(3) Yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin seçilmesine
kadar sürer.
Seçimlerin ertelenmesi ve ara seçimler
Madde 53- (1) Savaş sebebiyle seçimlerin yapılmasına imkân görülmezse, Türkiye
Büyük Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl ertelenmesine karar verebilir. Erteleme
sebebi ortadan kalkmamışsa, aynı usule göre bu işlem tekrarlanabilir.
(2) Milletvekilliklerinde boşalma olması halinde, ara seçime gidilir. Ara seçim,
her seçim döneminde sadece bir defa yapılabilir. Boşalan milletvekilliği sayısı,
üye tamsayısının yüzde beşini bulduğu takdirde üç ay içinde ara seçim yapılır.
Ancak, her halde, genel seçimden iki yıl geçmedikçe ve genel seçimlere bir yıl
kala ara seçim yapılamaz.
Seçimlerin Cumhurbaşkanınca yenilenmesi
Madde 54- (1) Yeni seçilen Türkiye Büyük Millet Meclisinde Başkanlık Divanının
oluşmasından sonra veya Başbakanın istifası yahut Bakanlar Kurulunun güvensizlik
oyu ile düşürülmesi hallerinde kırkbeş gün içinde yeni Bakanlar Kurulunun
kurulamaması veya kurulduğu halde güvenoyu alamaması halinde Cumhurbaşkanı,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına danışarak seçimlerin yenilenmesine karar
verebilir.
(2) Yenilenme kararı Resmî Gazetede yayınlanır ve seçime gidilir.
Seçimlerin genel yönetimi ve denetimi
Madde 55- (1) Seçimler, yargı organının genel yönetim ve denetimi altında
yapılır.
(2) Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve
dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve
seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün şikâyet ve itirazları inceleme ve
kesin karara bağlama ve milletvekillerinin seçim tutanakları ile
Cumhurbaşkanlığı seçimi tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim
Kurulunundur.
(3) Yüksek Seçim Kurulu, yedi asıl, dört yedek üyeden oluşur. Üyelerin altısı
Yargıtay, beşi Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından üye
tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile dört yıllığına seçilir. Süresi
bitenler yeniden seçilebilir. Üyeler, salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından
bir başkan ve bir başkanvekili seçerler.
(4) Yüksek Seçim Kuruluna Yargıtay ve Danıştaydan seçilmiş üyeler arasından ad
çekme ile ikişer yedek üye ayrılır. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı ve Başkanvekili
ad çekmeye girmezler.
(5) Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.
(6) Yüksek Seçim Kurulunun ve diğer seçim kurullarının teşkilâtı ile görev ve
yetkileri kanunla düzenlenir.
İKİNCİ ALT BÖLÜM
Milletvekilliği ile İlgili Hükümler
Milletin temsili
Madde 56- Milletvekilleri sadece seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri
değil, bütün Milleti temsil ederler.
Milletvekili seçilme yeterliliği
Madde 57- (1) Yirmibeş yaşını dolduran her vatandaş milletvekili seçilebilir.
(2) Aşağıda sayılanlar milletvekili seçilemezler:
a) En az ilköğretim diploması olmayanlar,
b) Kısıtlılar,
c) Yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar,
ç) Taksirli suçlar hariç, toplam bir yıl veya daha fazla hapis cezasına hüküm
giymiş olanlar; affa uğramış olsalar bile zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık,
dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, hileli iflâs, kaçakçılık,
ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma suçlarından birinden
dolayı hüküm giymiş olanlar.
(3) Aday olmak, memurluktan çekilme şartına bağlanamaz. Seçim güvenliği
bakımından hangi kamu hizmeti görevlilerinin ne gibi şartlarla aday
olabilecekleri kanunla düzenlenir. Hâkimler ve savcılar ile bu meslekten
sayılanlar, Türk Silâhlı Kuvvetleri ve genel kolluk mensupları, valiler,
büyükelçiler ve rektörler görevlerinden çekilmedikçe aday olamazlar.
Andiçme
Madde 58- Milletvekilleri göreve başlarken aşağıdaki şekilde andiçerler:
“Devletin bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin
kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; insan haklarına, hukukun
üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyete, Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı
kalacağıma; Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; Türk milleti önünde namusum ve
şerefim üzerine andiçerim.”
Milletvekilliği ile bağdaşmayan işler
Madde 59- (1) Milletvekilleri, Devlet ve diğer kamu tüzelkişilerinde ve bunlara
bağlı kuruluşlarda; Devletin veya diğer kamu tüzelkişilerinin doğrudan ya da
dolaylı olarak katıldığı teşebbüs ve ortaklıklarda; kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşları ile sendikalar ve bunların üst kuruluşlarının ve katıldıkları
teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve denetim kurullarında görev alamazlar,
vekili olamazlar, herhangi bir taahhüt işini doğrudan veya dolaylı olarak kabul
edemezler, temsilcilik ve hakemlik yapamazlar.
(2) Milletvekilleri yürütme organının teklif, inha, atama veya onamasına bağlı
resmî veya özel herhangi bir işle görevlendirilemezler. Bir milletvekilinin
belli konuda ve altı ayı aşmamak üzere Bakanlar Kurulunca verilecek geçici bir
görevi kabul etmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kararına bağlıdır.
(3) Milletvekilliği ile bağdaşmayan diğer görev ve işler kanunla düzenlenir.
Yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığı
Madde 60- (1) Milletvekilleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden,
Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının
teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında
tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.
(2) Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili,
Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve
yargılanamaz. Milletvekili hakkında seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza
hükmünün yerine getirilmesi, milletvekilliği sıfatının sona ermesine bırakılır
ve milletvekilliği süresince zamanaşımı işlemez. Tekrar seçilen milletvekili
hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını
kaldırmasına bağlıdır.
Alternatif 1
(3) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali dokunulmazlık
kapsamı dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen Türkiye Büyük
Millet Meclisine bildirir.
Alternatif 2
(3) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali ile zimmet,
irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma,
hileli iflâs, kaçakçılık, ihaleye fesat karıştırma ve edimin ifasına fesat
karıştırma suçlarından dolayı bir milletvekilinin sorguya çekilmesi ve
yargılanması için Meclisin kararı aranmaz. Bu hallerde Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı, durumu hemen Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirir.
(4) Hakkında suç isnadı bulunan milletvekili, Meclis Başkanlığına başvurmak
suretiyle, isnad edilen suçla ilgili olarak dokunulmazlığından feragat edebilir.
(5) Dokunulmazlık kapsamında olmayan suçları işleyen, dokunulmazlığı kaldırılan
veya dokunulmazlıktan feragat eden milletvekillerinin yargılanmaları, tutuksuz
olarak ve yasama çalışmaları engellenmeyecek şekilde yürütülür.
(6) Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasî parti gruplarınca, yasama
dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.
(7) Milletvekilleri hakkındaki ceza davaları Yargıtayda görülür. Bu davalarla
ilgili hazırlık soruşturmasının yürütülmesi, kamu davasının açılması, hükmün
temyizi ve diğer yargılama esasları kanunla düzenlenir.
Milletvekilliğinin düşmesi
Madde 61- (1) İstifa eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine,
istifanın geçerli olduğunun Meclis Başkanlık Divanınca tespit edilmesinden
sonra, Genel Kurulca karar verilir.
(2) Milletvekilliğinin kesin hüküm giyme veya kısıtlanma halinde düşmesi, bu
husustaki kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle gerçekleşir.
(3) 59 uncu maddeye göre milletvekilliğiyle bağdaşmayan bir görev veya hizmeti
sürdüren milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, yetkili komisyonun bu
durumu tespit eden raporu üzerine Genel Kurulca üye tamsayısının salt
çoğunluğunun gizli oyuyla karar verilir.
(4) Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içinde toplam beş
birleşim günü katılmayan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, durumun
Meclis Başkanlık Divanınca tespit edilmesi üzerine, Genel Kurulca üye
tamsayısının salt çoğunluğunun gizli oyuyla karar verilir.
(5) Partisinin kapatılmasına beyan ve fiilleriyle sebep olduğu Anayasa
Mahkemesinin kapatmaya ilişkin kararında belirtilen milletvekilinin
milletvekilliği, bu kararın Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayınlandığı tarihte
sona erer. (NOT: Bu fıkra, ilgili madde olan 38/7’de benimsenen alternatife göre
kalabilir de çıkabilir de.)
İptal istemi
Madde 62- Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya 61 inci maddenin üçüncü
ve dördüncü fıkralarına göre milletvekilliğinin düşmesine karar verilmiş olması
hallerinde, kararın alındığı tarihten itibaren yedi gün içinde, ilgili
milletvekili, kararın Anayasaya veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptali için
Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, iptal talebini onbeş gün
içinde karara bağlar.
Ödenek ve yolluklar
Madde 63- (1) Milletvekillerinin ödenek, yolluk ve emeklilik işlemleri kanunla
düzenlenir. Ödeneğin aylık tutarı en yüksek Devlet memurunun almakta olduğu
miktarı, yolluk da ödenek miktarının yarısını aşamaz.
(2) Milletvekillerine ödenecek ödenek ve yolluklar, kendilerine bağlanan emekli
aylığı ve benzeri ödemelerin kesilmesini gerektirmez.
ÜÇÜNCÜ ALT BÖLÜM
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Görev ve Yetkileri
Genel olarak
Madde 64- Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri şunlardır:
a) Kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak,
b) Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek,
c) Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi
vermek,
ç) Bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek,
d) Para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek,
e) Milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak,
f) Üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına
karar vermek,
g) Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri
yerine getirmek.
Kanunların teklif edilmesi ve görüşülmesi
Madde 65- (1) Kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri yetkilidir.
(2) Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usul
ve esasları İçtüzükle düzenlenir. İçtüzük temel kanunların Genel Kurulda
görüşülmesi bakımından özel usuller kabul edebilir.
Kanunların Cumhurbaşkanınca yayınlanması
Madde 66- (1) Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen
kanunları onbeş gün içinde yayınlar.
(2) Cumhurbaşkanı yayınlanmasını uygun bulmadığı kanunları bir daha görüşülmek
üzere, bu hususta gösterdiği gerekçe ile birlikte aynı süre içinde Türkiye Büyük
Millet Meclisine geri gönderir. Cumhurbaşkanınca kısmen uygun bulunmama
durumunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece uygun bulunmayan maddeleri
görüşebilir. Bütçe kanunları bu hükme tâbi değildir.
(3) Türkiye Büyük Millet Meclisi geri gönderilen kanunu aynen kabul ederse,
kanun, Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanır. Meclis, geri gönderilen
kanunda değişiklik yaparsa, Cumhurbaşkanı değiştirilen kanunu ikinci fıkra
hükümlerine göre tekrar Meclise geri gönderebilir.
(4) Cumhurbaşkanının onbeş gün içinde geri göndermediği veya yayınlamadığı
kanunlar Meclis Başkanı tarafından yayınlanır.
Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma
Madde 67- (1) Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası
veya milletlerüstü kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.
(2) Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı
aşmayan andlaşmalar, Devlet maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi
hallerine ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yabancı ülkelerdeki mülkiyet
haklarına dokunmamak şartıyla, yayınlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde
bu andlaşmalar, yayınlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet
Meclisinin bilgisine sunulur.
(3) Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanunun
verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî
andlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluğu yoktur.
Ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticarî veya özel kişilerin haklarını
ilgilendiren andlaşmalar, yayınlanmadan yürürlüğe konulamaz.
(4) Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında değişiklik gerektiren her türlü
andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır.
(5) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun
hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine
başvurulamaz.
(6) Kanunlar, usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş temel hak ve hürriyetlere
ilişkin milletlerarası andlaşmalara aykırı olamaz.
Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verme
Madde 68- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde
kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancak, Anayasanın ikinci kısmının birinci,
ikinci ve üçüncü bölümlerinde yer alan hak ve hürriyetler kanun hükmünde
kararnamelerle düzenlenemez.
(2) Türkiye Büyük Millet Meclisi, yetki kanununun konusunu, geçerlilik süresini
ve bu süre içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağını gösterir.
(3) Kanun hükmünde kararnameler, kararnamede yayından sonraki bir tarih
belirlenmemişse, Resmî Gazetede yayınlandıkları gün yürürlüğe girer ve aynı gün
Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur.
(4) Cumhurbaşkanı yayınlanmasını uygun görmediği kanun hükmünde kararnameleri
Bakanlar Kuruluna gerekçeleri ile birlikte onbeş gün içinde geri gönderebilir.
Bakanlar Kurulu, geri gönderilen kanun hükmünde kararnameyi aynen kabul ederse
kararname Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanır.
(5) Yetki kanunları ve bunlara dayanan kanun hükmünde kararnameler, Türkiye
Büyük Millet Meclisi komisyonları ve Genel Kurulunda öncelikle ve ivedilikle
görüşülür.
(6) Yayınlandıkları gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmayan kanun hükmünde
kararnameler bu tarihte; Türkiye Büyük Millet Meclisince reddedilen kanun
hükmünde kararnameler bu kararın Resmî Gazetede yayınlandığı tarihte yürürlükten
kalkar. Değiştirilerek kabul edilen kanun hükmünde kararnamelerin değiştirilmiş
hükümleri, bu değişikliklerin Resmî Gazetede yayınlandığı gün yürürlüğe girer.
Savaş hali ilânı ve silâhlı kuvvet kullanılmasına izin verme
Madde 69- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi;
(a) Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilânına,
(b) Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası
nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin
yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de
bulunmasına, izin verme yetkisine sahiptir.
(2) Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde veya ara vermede iken ülkenin ani bir
silâhlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silâhlı kuvvet kullanılmasına derhâl
karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde, Başbakanın teklifi üzerine
Cumhurbaşkanı da, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verebilir.
DÖRDÜNCÜ ALT BÖLÜM
Türkiye Büyük Millet Meclisinin İç Düzeni ve Çalışma Esasları
Toplanma ve tatil
Madde 70- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi, her yıl Ekim ayının birinci günü
kendiliğinden toplanır.
(2) Meclis, bir yasama yılında en çok üç ay tatil yapabilir. Meclis, ara verme
veya tatil sırasında Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından
doğrudan doğruya; milletvekillerinin beşte birinin talebi üzerine de Meclis
Başkanı tarafından toplantıya çağrılır.
Başkanlık Divanı
Madde 71- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı, milletvekilleri
arasından seçilen Meclis Başkanı, başkanvekilleri, kâtip üyeler ve idare
amirlerinden oluşur.
(2) Başkanlık Divanı, Meclisteki siyasî parti gruplarının milletvekili sayısı
oranında katılmalarını sağlayacak şekilde kurulur. Siyasî parti grupları Meclis
Başkanlığı için aday gösteremezler.
(3) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı için bir yasama döneminde iki
seçim yapılır. İlk seçilenlerin görev süresi iki yıl, ikinci devre için
seçilenlerin görev süresi genel seçimlere kadardır.
(4) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan adayları, milletvekilleri arasından
Meclisin toplandığı günden itibaren beş gün içinde Başkanlık Divanına
bildirilir. Başkan seçimi gizli oyla yapılır. İlk iki oylamada üye tamsayısının
üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü
oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için
dördüncü oylama yapılır. Dördüncü oylamada en fazla oy alan milletvekili Başkan
seçilmiş olur. Başkan seçimi, aday gösterme süresinin bitiminden itibaren beş
gün içinde tamamlanır.
(5) Başkanvekillerinin, kâtip üyelerin ve idare amirlerinin sayısı ve seçim
usulleri Meclis İçtüzüğünde belirlenir.
(6) Başkan ve başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasî partinin veya parti
grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetleri ile görevlerinin gereği olan
haller dışında, Meclis tartışmalarına katılamazlar. Başkan ve oturumu yöneten
Başkanvekili oy kullanamaz.
İçtüzük ve siyasî parti grupları
Madde 72- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi, çalışmalarını, kendi yaptığı İçtüzük
hükümlerine göre yürütür.
(2) İçtüzük hükümleri, siyasî parti gruplarının, Meclisin bütün faaliyetlerine
milletvekili sayısı oranında katılmalarını sağlayacak şekilde düzenlenir.
(3) İçtüzük hükümleri, öndenetim yoluyla Anayasa Mahkemesine götürüldüğü
takdirde Mahkeme kararından sonra Resmi Gazetede yayınlanır.
(4) Siyasî parti grupları, en az yirmi milletvekilinden meydana gelir.
Toplantı ve karar yeter sayısı
Madde 73- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi, yapacağı seçimler dahil bütün
birleşimlerinde üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanır ve Anayasada
başkaca bir hüküm yoksa toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir.
Ancak karar yeter sayısı, hiçbir şekilde üye tamsayısının dörtte birinin bir
fazlasından az olamaz.
(2) Bakanlar Kurulu üyeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin katılamadıkları
oturumlarında, kendileri yerine oy kullanmak üzere bir bakana yetki
verebilirler. Ancak, bir bakan kendi oyu ile birlikte en çok iki oy
kullanabilir.
Görüşmelerin açıklığı ve yayınlanması
Madde 74- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundaki görüşmeler açıktır
ve tutanak dergisinde tam olarak yayınlanır.
(2) Türkiye Büyük Millet Meclisi, İçtüzükte belirlenen hallerde kapalı oturumlar
yapabilir. Bu oturumlardaki görüşmelerin yayını Meclisin kararına bağlıdır.
(3) Meclisteki açık görüşmelerin, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi
üzerine Meclisce aksine bir karar alınmadıkça, her türlü vasıta ile yayını
serbesttir.
BEŞİNCİ ALT BÖLÜM
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Bilgi Edinme ve Denetim Yolları
Genel olarak
Madde 75- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi denetim yetkisini soru, meclis
araştırması, genel görüşme, gensoru ve meclis soruşturması yollarıyla kullanır.
(2) Soru, sözlü veya yazılı olarak cevaplandırılmak üzere, Başbakan veya
bakanlardan bilgi istemekten ibarettir.
(3) Meclis araştırması, belli bir konuda bilgi edinmek için yapılan incelemeden
ibarettir.
(4) Genel görüşme, toplumu ve Devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir
konunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesidir.
(5) Soru, meclis araştırması ve genel görüşme ile ilgili önergelerin verilme
şekli, içeriği ve kapsamı ile cevaplandırılma, görüşme ve araştırma usûlleri
İçtüzük ile düzenlenir.
Gensoru
Madde 76- (1) Gensoru önergesi, bir siyasî parti grubu adına veya en az yirmi
milletvekilinin imzasıyla verilir.
(2) Gensoru önergesi, verilişinden sonraki üç gün içinde milletvekillerine
dağıtılır ve dağıtılmasından itibaren on gün içinde gündeme alınıp alınmayacağı
görüşülür. Bu görüşmede, ancak önerge sahiplerinden biri, siyasî parti grupları
adına birer milletvekili ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakan
konuşabilir.
(3) Gündeme alınmasına karar verilmesiyle birlikte gensorunun görüşülme günü de
belirlenir. Ancak gensorunun görüşülmesi, gündeme alma kararının verildiği
tarihten başlayarak iki gün geçmedikçe yapılamaz ve yedi günden sonraya
bırakılamaz.
(4) Gensoru görüşmeleri sırasında milletvekillerinin veya grupların verecekleri
gerekçeli güvensizlik önergeleri veya Bakanlar Kurulunun güven isteği, bir tam
gün geçtikten sonra oylanır.
(5) Bir bakanın düşürülmesi, üye tamsayısının salt çoğunluğuyla olur. Oylamada
yalnız güvensizlik oyları sayılır. Bakanlar Kurulunun düşürülmesi, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin üye tamsayısının salt çoğunluğuyla yeni bir Başbakan seçmesine
bağlıdır.
Meclis soruşturması
Madde 77- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin
vereceği önerge ile Başbakan veya bakanlar hakkında soruşturma açılması
istenebilir. Meclis, bu istemi en geç bir ay içinde görüşür ve gizli oyla karara
bağlar.
(2) Soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde, Meclisteki siyasî parti
gruplarının üye sayısı oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının üç katı
olarak gösterecekleri adaylar arasından, her parti için ayrı ayrı ad çekme
suretiyle kurulacak onbeş kişilik bir komisyon tarafından soruşturma yapılır.
Komisyon, soruşturma sonucunu belirten raporunu iki ay içinde Meclise sunar.
Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde, komisyona iki aylık yeni ve
kesin bir ek süre verilir. Bu süre içinde raporun Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına teslimi zorunludur.
(3) Rapor, Başkanlığa verildiği tarihten itibaren on gün içinde dağıtılır,
dağıtımından itibaren on gün içinde görüşülür ve üye tamsayısının salt
çoğunluğunun gizli oyuyla ilgilinin Yüce Divana sevkine karar verilebilir.
(4) Meclisteki siyasî parti gruplarında, Meclis soruşturması ile ilgili görüşme
yapılamaz ve karar alınamaz.
İKİNCİ BÖLÜM
Yürütme
BİRİNCİ ALT BÖLÜM
Cumhurbaşkanı
Nitelikleri ve tarafsızlığı
Birinci Alternatif: Referanduma sunulan metin
Madde 78- (1) Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme
yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından, halk tarafından seçilir.
(2) Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa
Cumhurbaşkanı seçilebilir.
(3) Cumhurbaşkanlığına Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri içinden veya Meclis
dışından aday gösterilebilmesi, yirmi milletvekilinin yazılı teklifi ile
mümkündür. Ayrıca, en son yapılan milletvekili genel seçimlerinde geçerli oylar
toplamı birlikte hesaplandığında yüzde onu geçen siyasî partiler ortak aday
gösterebilir.
(4) Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük
Millet Meclisi üyeliği sona erer.
İkinci Alternatif: Komisyonun Önerisi
Madde 78- (1) Cumhurbaşkanı, halk tarafından, kırk yaşını doldurmuş,
milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları
arasından (beş) / (yedi) yıllık bir süre için seçilir.
(2) Bir kimse en fazla (iki) / (bir) defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.
(3) Cumhurbaşkanlığına birinci fıkrada belirtilen niteliklere sahip kişilerin
aday gösterilebilmesi, yirmi milletvekilinin yazılı teklifi ile veya ikiyüzbin
seçmenin noter tasdikli dilekçesiyle mümkündür.
Seçimi
Madde 79- (1) Cumhurbaşkanı seçimi, Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından
önceki altmış gün içinde; makamın herhangi bir sebeple boşalması halinde ise
boşalmayı takip eden altmış gün içinde tamamlanır.
(2) Genel oyla yapılacak seçimde, geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday
Cumhurbaşkanı seçilmiş olur. İlk oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamayı
izleyen ikinci pazar günü ikinci oylama yapılır. Bu oylamaya, ilk oylamada en
çok oy almış iki aday katılır ve geçerli oyların çoğunluğunu alan aday
Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.
(3) Seçilen Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar görev süresi dolan
Cumhurbaşkanının görevi devam eder.
(4) Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin usûl ve esaslar kanunla düzenlenir.
Andiçmesi
Madde 80- Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi
huzurunda aşağıdaki şekilde andiçer:
“Cumhurbaşkanı sıfatıyla; Devletin bağımsızlığını, vatanın ve milletin
bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; insan
haklarına, hukukun üstünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılâplarına, demokratik ve
lâik Cumhuriyet ilkelerine bağlı kalacağıma; Türkiye Cumhuriyetinin şan ve
şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine
getirmek için bütün gücümle çalışacağıma; Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma
namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”
Görev ve yetkileri
Madde 81- (1) Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini
ve Türk Milletinin birliğini temsil eder.
(2) Bakanlar Kurulunun Genelkurmay Başkanı, vali ve büyükelçilerin atanmalarına
ilişkin kararnameleri Cumhurbaşkanınca imzalanır. Bunların dışında hangi
kararnamelerin Cumhurbaşkanınca imzalanacağı kanunla belirlenir.
(3) Cumhurbaşkanının tek başına kullanacağı yetkiler ve yerine getireceği
görevler şunlardır:
a) Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde açılış konuşması yapmak,
b) Türkiye Büyük Millet Meclisini gerektiğinde toplantıya çağırmak,
c) Kanunları ve kanun hükmünde kararnameleri yayınlamak,
ç) Kanunları, tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine; kanun
hükmünde kararnameleri ise Bakanlar Kuruluna geri göndermek,
d) Anayasa Mahkemesinde iptal davası açmak,
e) 54 üncü maddeye göre Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine
karar vermek,
f) Seçimlerde geçici Bakanlar Kurulunu atamak,
g) Başbakanı atamak. 76 ncı maddenin beşinci fıkrasında öngörülen durumda
Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisinin gösterdiği adayı Başbakan olarak
atamak zorundadır.
Sorumluluk ve sorumsuzluk hali
Madde 82- (1) Cumhurbaşkanının Anayasada tek başına yapabileceği belirtilen
işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır. Bu
kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur.
(2) Cumhurbaşkanı, ancak vatana ihanetten dolayı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az
dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır. Yüce Divana sevk edilen
Cumhurbaşkanının görevi sona erer. Hangi fiillerin vatana ihanet suçu
oluşturacağı kanunla belirlenir.
(3) Cumhurbaşkanının kişisel suçlarından doğan sorumluluğu yasama dokunulmazlığı
hükümlerine tâbidir.
Cumhurbaşkanına vekâlet
Madde 83- Cumhurbaşkanının hastalık ve yurt dışına çıkma gibi sebeplerle geçici
olarak görevinden ayrılması hallerinde, görevine dönmesine kadar; ölüm, çekilme
veya başka bir sebeple Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması halinde ise yenisi
seçilinceye kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cumhurbaşkanlığına
vekâlet eder ve Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanır.
İKİNCİ ALT BÖLÜM
Bakanlar Kurulu
Kuruluş
Madde 84- (1) Bakanlar Kurulu, Başbakan ve bakanlardan kurulur.
(2) Başbakan, Cumhurbaşkanınca, milletvekilleri arasından atanır.
(3) Bakanlar, milletvekilleri veya milletvekili seçilme yeterliğine sahip
olanlar arasından Başbakanca seçilir ve Cumhurbaşkanınca atanır; gerektiğinde
Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanınca görevlerine son verilir.
(4) Bakanlar Kurulu üyelerinden milletvekili olmayanlar Meclis Genel Kurulunda
andiçerler ve milletvekilleri ile aynı hukukî statüye tâbi olurlar.
(5) Türkiye Büyük Millet Meclisi kararı ile Yüce Divana sevk edilen bakan,
bakanlıktan düşer. Başbakanın Yüce Divana sevki halinde hükümet istifa etmiş
sayılır.
(6) Herhangi bir sebeple boşalan bakanlığa en geç onbeş gün içinde atama
yapılır.
(7) Açık olan bakanlıklar ile izinli veya mazereti olan bir bakana, diğer bir
bakan geçici olarak vekâlet eder.
Göreve başlama ve güvenoyu
Madde 85- (1) Bakanlar Kurulunun listesi Cumhurbaşkanınca onaylandıktan sonra
Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise
toplantıya çağrılır.
(2) Bakanlar Kurulunun programı, kuruluşundan en geç bir hafta içinde Başbakan
veya bir bakan tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisinde okunur ve güvenoyuna
başvurulur. Güvenoyu için görüşmeler, programın okunmasından iki tam gün
geçtikten sonra başlar ve görüşmelerin bitiminden bir tam gün geçtikten sonra
oylama yapılır.
Görev sırasında güvenoyu
Madde 86- (1) Başbakan, Bakanlar Kurulunda görüştükten sonra, gerekli görürse,
Türkiye Büyük Millet Meclisinden güven isteyebilir.
(2) Güven istemi, Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesinden bir tam gün
geçmedikçe görüşülemez ve görüşmelerin bitiminden bir tam gün geçmedikçe oya
konulamaz.
(3) Güven istemi, ancak üye tamsayısının salt çoğunluğuyla reddedilebilir.
Görev ve siyasî sorumluluk
Madde 87- (1) Başbakan, Bakanlar Kurulunun başkanı olarak, bakanlıklar arasında
işbirliğini sağlar ve hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetir.
Bakanlar Kurulu, bu siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumludur.
(2) Her bakan, Başbakana karşı sorumlu olup ayrıca kendi yetkisi içindeki
işlerden ve emri altındakilerin eylem ve işlemlerinden de sorumludur.
(3) Başbakan, bakanların görevlerini Anayasa ve kanunlara uygun olarak yerine
getirmelerini gözetmek ve düzeltici önlemleri almakla yükümlüdür.
Bakanlıkların kurulması ve bakanlar
Madde 88- Bakanlıkların kurulması ve kaldırılması ile görevleri ve yetkileri
kanunla; teşkilât yapısı ise kanunun öngördüğü esaslara göre düzenlenir.
Seçimlerde geçici Bakanlar Kurulu
Madde 89- (1) 54 üncü madde gereğince seçimlerin yenilenmesine karar
verildiğinde Bakanlar Kurulu çekilir ve Cumhurbaşkanı geçici Bakanlar Kurulunu
kurmak üzere bir Başbakan atar.
(2) Geçici Bakanlar Kuruluna, siyasî parti gruplarından, oranlarına göre üye
alınır.
(3) Siyasî parti gruplarından alınacak üye sayısını Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı tespit ederek Başbakana bildirir.
(4) Geçici Bakanlar Kurulu, yenilenme kararının Resmî Gazetede ilânından
itibaren beş gün içinde kurulur.
(5) Geçici Bakanlar Kurulu için güvenoyuna başvurulmaz.
ÜÇÜNCÜ ALT BÖLÜM
Millî Savunma
Başkomutanlık ve Genelkurmay Başkanlığı
Madde 90- (1) Başkomutanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevî varlığından
ayrılamaz ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur.
(2) Millî güvenliğin sağlanmasından ve Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yurt
savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı Bakanlar
Kurulu sorumludur.
(3) Genelkurmay Başkanı Türk Silâhlı Kuvvetlerinin komutanıdır.
(4) Genelkurmay Başkanı, görev ve yetkilerinden dolayı Başbakana karşı
sorumludur. Genelkurmay Başkanının görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.
(5) Millî Savunma Bakanlığının Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıkları
ile görev ilişkileri ve yetki alanı kanunla düzenlenir.
Millî Güvenlik Kurulu
Birinci Alternatif: Başbakanın Başkanlığı
Madde 91- (1) Millî Güvenlik Kurulu; Başbakanın başkanlığında, Genelkurmay
Başkanı, Başbakan yardımcıları, Adalet, Millî Savunma, İçişleri, Dışişleri
bakanları ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanlarından oluşur.
(2) Gündemin özelliğine göre, Kurul toplantılarına ilgili bakan ve kişiler
çağrılıp görüşleri alınabilir.
(3) Millî Güvenlik Kurulu, millî güvenlikle ilgili kararların alınmasında ve
koordinasyonun sağlanmasında yardımcı olmak üzere görüşlerini Bakanlar Kuruluna
sunar.
(4) Millî Güvenlik Kurulunun gündemi, Genelkurmay Başkanının önerileri dikkate
alınarak Başbakanca belirlenir.
(5) Millî Güvenlik Kurulunun görevleri ve işleyişine dair hususlar kanunla
düzenlenir.
İkinci Alternatif: Cumhurbaşkanının Başkanlığı
Madde 91- (1) Millî Güvenlik Kurulu; Cumhurbaşkanının başkanlığında, Başbakan,
Genelkurmay Başkanı, Başbakan yardımcıları, Adalet, Millî Savunma, İçişleri,
Dışişleri bakanları, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanlarından oluşur.
(2) Gündemin özelliğine göre, Kurul toplantılarına ilgili bakan ve kişiler
çağrılıp görüşleri alınabilir.
(3) Millî Güvenlik Kurulu, millî güvenlikle ilgili kararların alınmasında ve
koordinasyonun sağlanmasında yardımcı olmak üzere görüşlerini Bakanlar Kuruluna
sunar.
(4) Millî Güvenlik Kurulunun gündemi; Başbakan ve Genelkurmay Başkanının
önerileri dikkate alınarak Cumhurbaşkanınca belirlenir.
(5) Cumhurbaşkanı katılamadığı zamanlar Millî Güvenlik Kurulu Başbakanın
başkanlığında toplanır.
(6) Millî Güvenlik Kurulunun görevleri ve işleyişine dair hususlar kanunla
düzenlenir.
Üçüncü Alternatif:
Madde 91- (1) Bakanlar Kuruluna millî güvenlikle ilgili kararların alınmasında
ve koordinasyonun sağlanmasında yardımcı olmak üzere Millî Güvenlik Kurulu
kurulur.
(2) Millî Güvenlik Kurulunun yapısı, teşkilâtı, görevleri ve işleyişine dair
hususlar kanunla düzenlenir.
DÖRDÜNCÜ ALT BÖLÜM
Kamu İdaresi
İdarenin bütünlüğü ve kamu tüzelkişiliği
Madde 92- (1) İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.
(2) İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim
esaslarına dayanır.
(3) Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye
dayanılarak kurulur.
Yönetmelik
Madde 93- (1) Bakanlar Kurulu, Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri,
kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve
bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilir. Kanunla
düzenlenmemiş konularda yönetmelik çıkarılamaz.
(2) Hangi yönetmeliklerin Resmî Gezetede yayınlanacağı kanunda belirtilir.
Yargı denetimi
Madde 94- (1) İdarenin hiç bir eylem ve işlemi yargı denetimi dışında
bırakılamaz. Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde
bunlardan doğan uyuşmazlıkların millî veya milletlerarası tahkim yoluyla
çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime, ancak yabancılık unsuru taşıyan
uyuşmazlıklar için gidilebilir.
(2) İdarî işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihini
izleyen gün başlar.
(3) Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile
sınırlıdır. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun
olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idarî eylem ve işlem niteliğinde veya
takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.
(4) İdarî işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların
doğması ve idarî işlemin hukuka aykırılığı konusunda kuvvetli belirtilerin
bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, gerekçe gösterilerek
yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir. Olağanüstü hallerde, sıkıyönetim,
seferberlik ve savaş halinde, ayrıca millî güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık
nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesi kanunla sınırlanabilir.
(5) İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Kamu
hizmeti görevlilerinin şahsî kusurlarından doğan tazminat davaları, kendilerine
rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak,
ancak idare aleyhine açılabilir.
BEŞİNCİ ALT BÖLÜM
Kamu İdaresinin Kuruluşu
Merkezî idare
Madde 95- (1) Türkiye, merkezî idare kuruluşu bakımından, coğrafya durumuna,
ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere; iller de diğer
kademeli bölümlere ayırılır.
(2) İllerin idaresi, yetki genişliği esasına dayanır.
(3) Kamu hizmetlerinin görülmesinde verim ve uyum sağlamak amacıyla, birden çok
ili içine alan merkezî idare teşkilâtı kurulabilir. Bu teşkilâtın görev ve
yetkileri kanunla düzenlenir.
Mahallî idareler
Madde 96- (1) Mahallî idareler; il, belediye veya köy halkının müşterek mahallî
ihtiyaçlarını karşılamak üzere, kuruluş esasları kanunla belirlenen, karar
organları seçimle oluşan kamu tüzelkişileridir.
(2) Mahallî idarelerin kuruluşu, görevleri, yetkileri; karar organlarının seçim
usul ve esasları ile görev ve yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak
kanunla düzenlenir. Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri
getirebilir.
(3) Mahallî idarelerin seçimleri, 36 ncı maddedeki esaslara göre dört yılda bir
yapılır. Ancak, milletvekili genel veya ara seçiminden önceki veya sonraki bir
yıl içinde yapılması gereken mahallî idareler genel veya ara seçimleri,
milletvekili genel veya ara seçimleriyle birlikte yapılır.
(4) Mahallî idarelerin seçilmiş organlarının organlık sıfatını kazanma ve
kaybetmeleri konusundaki denetim, ancak yargı yolu ile olur.
(5) Merkezî idare, mahallî idareler üzerinde, kanunda belirtilen esas ve usuller
dairesinde idarî vesayet yetkisine sahiptir.
(6) Mahallî idarelerin belirli kamu hizmetlerinin görülmesi amacı ile, kendi
aralarında Bakanlar Kurulunun izni ile birlik kurmaları, görevleri, yetkileri,
maliye ve kolluk işleri ve merkezî idare ile karşılıklı bağ ve ilgileri kanunla
düzenlenir.
(7) Mahallî idarelere, görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanır ve bu
amaçla gerekli düzenlemeler yapılır.
ALTINCI ALT BÖLÜM
Kamu Hizmeti Görevlileri ile İlgili Hükümler
Genel ilkeler
Madde 97- (1) Devletin ve diğer kamu tüzelkişilerinin yürütmekle yükümlü
oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği görevler, memurlar, diğer kamu
görevlileri, sözleşmeli personel ve işçiler eliyle görülür.
(2) Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri
kanunla öngörülen esaslara göre düzenlenir.
Görev ve sorumlulukları
Madde 98- (1) Kamu hizmeti görevlileri Anayasaya ve kanunlara uygun olarak
faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.
(2) Memurlar, diğer kamu görevlileri ve sözleşmeli personel ile kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına,
savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez.
(3) Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen
suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, sadece kanunda belirlenen hallerde
idarî merciin iznine bağlıdır.
Kanunsuz emir
Madde 99- (1) Kamu hizmetinde çalışmakta olan kişi, amirinden aldığı emri,
kanuna aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir.
Ancak amir bu emrini yazılı olarak tekrarlarsa, emir yerine getirilir. Bu
durumda, emri yerine getiren sorumlu olmaz.
(2) Konusu suç teşkil eden emir hiçbir suretle yerine getirilmez ve yerine
getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.
(3) İvedi hallerde kamu düzeninin ve kamu güvenliğinin korunması amacıyla
kanunla gösterilen istisnalar saklıdır.
YEDİNCİ ALT BÖLÜM
Yükseköğretim Kurumları
Genel ilkeler
Madde 100- (1) Üniversiteler ve yüksek teknoloji enstitüleri kamu tüzel
kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip olmak üzere kanunla; diğer yükseköğretim
kurumları ise kanunla belirlenen esaslara göre kurulur. Üniversiteler ve diğer
yüksek öğretim kurumları, kanunda gösterilen usul ve esaslara göre vakıflar
tarafından da kurulabilir.
(2) Üniversiteler ve diğer yükseköğretim kurumları ile öğretim üyeleri ve
yardımcıları, serbestçe her türlü bilimsel araştırma, yayın, açıklama ve öğretim
faaliyetinde bulunabilirler.
(3) Rektörler, kanunun belirlediği usul ve esaslara göre öğretim üyeleri
tarafından beş yıl için ve bir defaya mahsus olmak üzere seçilir. Vakıf
üniversiteleri ile diğer yükseköğretim kurumlarına ilişkin düzenlemeler
saklıdır.
(4) Üniversite ve diğer yükseköğretim kurumlarının yönetim ve denetim organları
ile öğretim elemanları, üniversitelerin ve diğer yükseköğretim kurumlarının
yetkili organlarının dışında kalan makamlarca her ne suretle olursa olsun
görevlerinden uzaklaştırılamazlar.
(5) Üniversitelerin ve yüksek teknoloji enstitülerinin hazırladığı bütçeler;
Millî Eğitim Bakanlığına sunulur ve merkezî yönetim bütçesinin bağlı olduğu
esaslara uygun olarak yürürlüğe konulur ve denetlenir.
(6) Yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve işleyişleri, organları ve bunların
seçimleri ile üniversite organlarınca denetlenmesi, bilimsel özerklik esaslarına
göre kanunla düzenlenir.
(7) Vakıflar tarafından kurulan üniversiteler ile diğer yükseköğretim
kurumlarının, akademik çalışmaları ile öğretim elemanlarının akademik unvanları
kazanmaları Devlet tarafından kurulan yükseköğretim kurumları için öngörülen
hükümlere tâbidir.
(8) Türk Silâhlı Kuvvetleri ve emniyet teşkilâtına bağlı yükseköğretim kurumları
özel kanunlarının hükümlerine tâbidir.
Yükseköğretim Kurulu
Madde 101- (1) Öğretim elemanı yetiştirilmesini planlamak, üniversitelerce
önerilen öğrenci kontenjanlarını onaylamak ve üniversiteler arasında
koordinasyonu sağlamak amacıyla Yükseköğretim Kurulu kurulur.
(2) Yükseköğretim Kurulu onbir üyeden oluşur. En az dördü farklı üniversite ve
yükseköğretim kurumlarında görevli profesörler arasından olmak üzere, üyelerden
altısı Bakanlar Kurulu tarafından seçilir. Üyelerden beşi ise farklı üniversite
ve yükseköğretim kurumlarında görevli profesörler arasından kanun tarafından
belirlenen usullere göre üniversitelerce seçilir.
(3) Yükseköğretim Kurulu üyelerinin görev süresi üç yıldır. Kurul, kendi üyeleri
arasından üç yıl için bir Başkan seçer. Aynı kişi tekrar Başkan seçilemez.
(4) Yükseköğretim Kurulunun teşkilâtı, görev, yetki ve sorumluluğu ile çalışma
esasları kanunla düzenlenir.
SEKİZİNCİ ALT BÖLÜM
Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları
Madde 102- (1) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları,
kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen
usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu
tüzelkişilikleridir.
(2) Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların meslek kuruluşlarına üye olma
mecburiyeti aranmaz.
(3) Siyasî partiler, Meslek kuruluşları ile üst kuruluşlarının organlarının
seçimlerinde aday gösteremezler.
(4) Devletin Meslek kuruluşları üzerindeki idarî ve malî denetimine ilişkin
kurallar kanunla düzenlenir.
(5) Kanunlara aykırı faaliyet gösteren meslek kuruluşlarının sorumlu
organlarının görevine, kanunun belirlediği merciin veya Cumhuriyet savcısının
talebi üzerine mahkeme kararıyla son verilir ve yerlerine yenileri seçilir.
(6) Millî güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veya suçun devamını
önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği hallerde gecikmede sakınca varsa,
kanunla yetkili kılınmış bir merci, meslek kuruluşlarını veya üst kuruluşlarını
faaliyetten men edebilir. Bu merciin kararı, yirmidört saat içerisinde görevli
hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi
halde bu karar kendiliğinden yürürlükten kalkar.
DOKUZUNCU ALT BÖLÜM
Diyanet İşleri Başkanlığı
Diyanet İşleri Başkanlığı
Madde 103- Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ve
siyasî tarafsızlık ilkeleri doğrultusunda, özel kanununda gösterilen görevleri
yerine getirir.
ONUNCU ALT BÖLÜM
Olağanüstü Yönetim Usulleri
Olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilânı sebepleri
Madde 104- (1) Tabiî afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik
bunalım hallerinde, Bakanlar Kurulu, yurdun bir veya birden fazla bölgesinde
veya bütününde süresi iki ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilân edebilir.
(2) Anayasa ile kurulan hür demokratik düzeni veya temel hak ve hürriyetleri
ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddî belirtilerin
ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddî şekilde
bozulması hallerinde, Bakanlar Kurulu, Millî Güvenlik Kurulunun da görüşünü
aldıktan sonra, yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde, süresi
iki ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilân edebilir.
(3) Anayasanın tanıdığı hür demokratik düzeni veya temel hak ve hürriyetleri
ortadan kaldırmaya yönelen ve olağanüstü hal ilânını gerektiren hallerden daha
vahim şiddet hareketlerinin yaygınlaşması veya savaş hali, savaşı gerektirecek
bir durumun başgöstermesi, ayaklanma olması veya ülkenin ve milletin
bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin
yaygınlaşması sebepleriyle, Bakanlar Kurulu, Millî Güvenlik Kurulunun da
görüşünü aldıktan sonra, süresi dört ayı aşmamak üzere yurdun bir veya birden
fazla bölgesinde veya bütününde sıkıyönetim ilân edebilir.
Olağanüstü hal ve sıkıyönetime ilişkin ortak hükümler
Madde 105- (1) Olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilânına karar verilmesi
durumunda, bu karar Resmî Gazetede yayınlanır ve hemen Türkiye Büyük Millet
Meclisinin onayına sunulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise derhâl
toplantıya çağrılır. Meclis, olağanüstü hal veya sıkıyönetim sürelerini
değiştirebilir, Bakanlar Kurulunun istemi üzerine her defasında iki ayı geçmemek
üzere süreyi uzatabilir veya olağanüstü hali veya sıkıyönetimi kaldırabilir.
(2) 104 üncü maddenin birinci fıkrası uyarınca ilân edilen olağanüstü hallerde
vatandaşlar için getirilecek para, mal ve çalışma yükümlülükleri ile olağanüstü
hallerin her türü ve sıkıyönetim, seferberlik veya savaş hallerinde, 14 üncü
maddedeki ilkeler doğrultusunda temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağı
veya nasıl durdurulacağı, hangi hükümlerin uygulanacağı ve işlemlerin nasıl
yürütüleceği kanunla düzenlenir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Yargı
BİRİNCİ ALT BÖLÜM
Genel Hükümler
Mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı
Madde 106- (1) Hâkimler, görevlerinde bağımsız ve tarafsızdırlar; hukuka uygun
olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.
(2) Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında
mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve
telkinde bulunamaz.
(3) Görülmekte olan bir davayı etkilemek amacıyla yasama organında yargı
yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya
herhangi bir beyanda bulunulamaz. Türkiye Büyük Millet Meclisindeki araştırma ve
soruşturma komisyonlarının faaliyetleri bu hükmün dışındadır.
(4) Bütün Devlet organları mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organlar ve
idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine
getirilmesini geciktiremez.
(5) Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri
kanunla düzenlenir.
Hâkimlik ve savcılık teminatı
Madde 107- (1) Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada
gösterilen yaştan önce emekli edilemez; bir mahkemenin veya kadronun
kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından mahrum
bırakılamaz.
(2) Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar,
görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya
meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki
istisnalar saklıdır.
Hâkimlik ve savcılık mesleği
Madde 108- (1) Hâkim ve savcılar, hâkimlik teminatı esaslarına göre görev
yaparlar.
(2) Hâkim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve
ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya
sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve
disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında
işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar
verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve
meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve
hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.
(3) Hâkimler ve savcılar altmışbeş yaşını bitirinceye kadar hizmet görürler.
Askerî hâkimlerin yaş haddi, yükselme ve emeklilikleri kanunda gösterilir.
(4) Hâkimler ve savcılar, kanunda belirtilenlerden başka, resmî ve özel hiçbir
görev alamazlar.
(5) Hâkimler ve savcılar idarî görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlıdır.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
Madde 109- (1) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu onyedi asıl ve dört yedek
üyeden oluşur. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir. Türkiye Büyük
Millet Meclisi, birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılar arasından üye
tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oy ile beş asıl ve bir yedek üye seçer. Üç
asıl ve bir yedek üye Yargıtay Genel Kurulunca, iki asıl ve bir yedek üye
Danıştay Genel Kurulunca; dört asıl ve bir yedek üye birinci sınıfa ayrılmış
adlî yargı hâkim ve savcılarınca, iki asıl üye birinci sınıfa ayrılmış idarî
yargı hâkim ve savcılarınca kendi aralarından gizli oyla seçilir. Asıl ve yedek
üyeler dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler bir daha seçilemez. Yargıtay
ve Danıştay Genel Kurullarınca seçilecek üyelerin altmış yaşını tamamlamış
olmaları şarttır. Kurul, asıl üyeleri arasından bir başkan ve bir başkanvekili
seçer.
(2) Kurul onyedi üye ile toplanır ve salt çoğunlukla karar verir. Meslekten
ihraç kararları toplantıya katılanların üçte ikisi ile alınır.
(3) Kurulun seçimle gelen asıl ve yedek üyeleri, görevlerinin devamı süresince
başka görev alamazlar.
(4) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu; adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını
mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci
sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında
karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar.
Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin veya bir hâkimin veya savcının kadrosunun
kaldırılması veya bir mahkemenin yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki
tekliflerini karara bağlar. Ayrıca Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri
yerine getirir.
(5) Adalet Bakanlığının merkez kuruluşunda geçici veya sürekli olarak
çalıştırılacak hâkim ve savcıların muvafakatlarını alarak atama yetkisi Adalet
Bakanına aittir.
(6) Adalet Bakanı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun ilk toplantısında onaya
sunulmak üzere, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde hizmetin aksamaması için
hâkim ve savcıları geçici yetki ile görevlendirebilir.
(7) Kurulun görevlerini yerine getirmesi, seçim ve çalışma usûlleriyle
itirazların Kurul bünyesinde incelenmesi esasları kanunla düzenlenir.
Hâkim ve savcıların denetimi
Madde 110- Hâkim ve savcıların görevlerini hukuka uygun olarak yapıp
yapmadıklarını denetleme, görevlerinden dolayı ve görevleri sırasında suç
işleyip işlemediklerine ilişkin inceleme ve soruşturma Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kuruluna bağlı adalet müfettişleri tarafından yapılır.
Askerî yargı
Madde 111- (1) Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri
tarafından yürütülür. Bu mahkemeler, asker kişilerin askerlik hizmet ve
görevleri ile ilgili olarak işledikleri askerî suçlara ait davalara bakmakla
görevlidir.
(2) Askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük
işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin refakatinde
bulundukları komutanlarla ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı
ile hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.
İKİNCİ ALT BÖLÜM
Yüksek Mahkemeler
Anayasa Mahkemesinin kuruluşu
Madde 112- (1) Anayasa Mahkemesi onyedi üyeden oluşur.
(2) Türkiye Büyük Millet Meclisi, en az üçü anayasa hukuku, kamu hukuku veya
siyaset bilimi alanında çalışan profesörler arasından olmak üzere sekiz üyeyi
üye tam sayısının beşte üç çoğunluğu ile seçer. Üyelerden dördü Yargıtay, dördü
Danıştay, biri de Sayıştay genel kurullarınca kendi Başkan ve üyeleri arasından
üye tamsayılarının salt çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir.
(3) Öğretim üyeleri ile üst kademe yöneticileri ve avukatların Anayasa
Mahkemesine üye seçilebilmeleri için, kırk yaşını doldurmuş, hukuk, siyasal
bilimler, iktisadî ve idarî bilimler alanlarından mezun olmuş ve öğretim
elemanlığında veya kamu hizmetinde en az onbeş yıl fiilen çalışmış veya en az
onbeş yıl avukatlık yapmış olmaları şarttır.
(4) Anayasa Mahkemesi, üyeleri arasından, gizli oyla ve üye tamsayısının salt
çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve bir Başkanvekili seçer. Başkan ve
başkanvekili en fazla iki kez seçilebilir.
(5) Anayasa Mahkemesi üyeleri, aslî görevleri dışında resmî veya özel hiçbir
görev alamazlar.
(6) Yasama organınca yapılacak seçimin esas ve usulleri kanunla düzenlenir.
Üyelerin görev süresi ve üyeliğin sona ermesi
Madde 113- (1) Anayasa Mahkemesi üyeleri bir defaya mahsus olmak üzere ve dokuz
yıl için seçilirler. Anayasa Mahkemesi üyeleri altmışbeş yaşını doldurunca
emekliye ayrılırlar.
(2) Anayasa Mahkemesi üyeliği, bir üyenin hâkimlik mesleğinden çıkarılmayı
gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymesi halinde kendiliğinden; görevini
sağlık bakımından yerine getiremeyeceğinin kesin olarak anlaşılması halinde ise,
Anayasa Mahkemesi üye tamsayısının salt çoğunluğunun kararı ile sona erer.
Görev ve yetkileri
Madde 114- (1) Anayasa Mahkemesi kanunların ve kanun hükmünde kararnamelerin
şekil ve esas bakımlarından Anayasaya uygunluğunu denetler. Anayasa
değişikliklerini ise sadece şekil bakımından denetler. Yetki kanunları ve kanun
hükmünde kararnameler üzerindeki denetim 68 inci maddenin birinci ve ikinci
fıkralarına uygunlukla sınırlıdır.
(2) Anayasa Mahkemesi Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya
uygunluğunu öndenetim yoluyla denetler.
(3) Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın öngörülen çoğunlukla
yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğu
ile iki defa görüşülme şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır.
Çalışma ve yargılama usulü
Madde 115- (1) Anayasa Mahkemesi en az onüç üye ile toplanır ve katılanların
salt çoğunluğu ile karar verir. Anayasa değişikliklerinde iptale ve siyasî parti
davalarında kapatmaya karar verilebilmesi için üye tamsayısının üçte iki oy
çokluğu şarttır.
(2) Şekil sakatlığına dayalı iptal davaları ile İçtüzüğe ilişkin öndenetim
başvuruları Anayasa Mahkemesince öncelikle karara bağlanır.
(3) Anayasa Mahkemesi, siyasî partilere ilişkin davalarda Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısından sonra ilgili siyasî partinin genel başkanının veya tayin edeceği
bir vekilin savunmasını dinler.
(4) Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usulleri kanunla; mahkemenin
çalışma esasları ve üyeleri arasındaki işbölümü ise kendi yapacağı içtüzükle
düzenlenir.
İptal davası
Madde 116- (1) Anayasa Mahkemesinde iptal davası açma yetkisi, Cumhurbaşkanına
ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda biri oranındaki
milletvekillerine aittir. İptal davası açmaya yetkili olanlar ile Meclis
Başkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün öndenetimini isteme yetkisine
sahiptir.
(2) Anayasa Mahkemesinde iptal davası açma yetkisi, iptali istenen kanun veya
kanun hükmünde kararnamenin Resmî Gazetede yayınlanmasından başlayarak altmış
gün; şekil sakatlığına dayanan davalarda ise on gün sonra düşer. İçtüzüğün
öndenetimini isteme yetkisi, öndenetime konu olan hükmün Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kurulunda kabul edilmesinden başlayarak on gün sonra düşer.
İtiraz yolu
Madde 117- (1) Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya
kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasaya veya usulüne göre yürürlüğe
konulmuş temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalara aykırı
görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddî olduğu
kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı
geri bırakır.
(2) Mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiasını ciddî görmezse bu iddia, temyiz
merciince esas hükümle birlikte karara bağlanır.
(3) Anayasa Mahkemesi, müracaatın kendisine gelişinden başlamak üzere beş ay
içinde kararını açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse, mahkeme davayı
yürürlükteki hükümlere göre sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı,
esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar açıklanırsa, mahkeme buna uymak
zorundadır.
(4) Şekil sakatlığı nedeniyle Anayasaya aykırılık itiraz yoluyla ileri
sürülemez.
Kararları
Madde 118- (1) Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. Bu kararlar, gerekçesi
yazılmadan hiçbir surette açıklanamaz.
(2) Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya
bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol
açacak biçimde hüküm tesis edemez.
(3) Anayasa Mahkemesi, iptal davasına konu olan hükmün uygulanması halinde
telafisi imkânsız bir zararın doğması ve Anayasaya açıkça aykırı görülmesi
şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda talep üzerine gerekçeli olarak
kuralın yürürlüğünü katılanların üçte ikisinin çoğunluğu ile durdurabilir.
Anayasa Mahkemesinin yürürlüğünü durdurduğu kuralla ilgili nihaî kararı en geç
altmış gün içinde Resmî Gazetede yayınlanır. Aksi takdirde, yürürlüğü durdurma
kararı hükümsüz hale gelir.
(4) Anayasa Mahkemesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğüne ilişkin kararı
en geç otuz gün içinde Resmî Gazetede yayınlanmadığı takdirde başvuru
reddedilmiş sayılır.
(5) Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği hükümler, gerekçeli kararın Resmî Gazetede
yayınlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün
yürürlüğe gireceği tarihi, gerekli durumlarda ayrıca kararlaştırabilir. Bu
tarih, kararın Resmî Gazetede yayınlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.
(6) İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük
Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukukî boşluğu dolduracak kanun
tasarı veya teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar.
(7) İptal kararları geriye yürümez.
(8) Anayasa Mahkemesi kararları, Resmî Gazetede hemen yayınlanır.
(9) Anayasa Mahkemesinin iptal davası veya itiraz yoluyla işin esasına girerek
verdiği red kararlarının Resmî Gazetede yayınından itibaren beş yıl geçmedikçe,
aynı hükmün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz.
Yüce Divan
Madde 119- (1) Yüce Divan, Yargıtay Ceza Genel Kurulu Başkanının başkanlığında,
Yargıtay Ceza Genel Kurulu üyeleri arasından seçilecek beş üye ile Anayasa
Mahkemesinin kendi üyeleri arasından seçeceği beş üye olmak üzere onbir üyeden
oluşur.
(2) Yüce Divan, Cumhurbaşkanını, Meclis Başkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini,
Genelkurmay Başkanını, kuvvet komutanlarını, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay,
Danıştay, Askerî Yargıtay, Sayıştay Başkan ve üyeleri ile Başsavcılarını,
Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkan ve
üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı yargılar.
(3) Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet
Başsavcıvekili yapar.
(4) Yüce Divan kararlarına karşı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun seçeceği Yüce
Divan üyesi olarak görev yapmayan yedi Ceza Dairesi Başkanı ile Anayasa
Mahkemesinin Yüce Divan üyeliği yapmayan üyeleri arasından seçilen yedi üyenin
katılmasıyla oluşan Kurula itiraz edilebilir. Kurula Anayasa Mahkemesi Başkanı
başkanlık eder. Bu Kurulun kararları kesindir.
Yargıtay
Madde 120- (1) Yargıtay, adlîye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adlî
yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla
gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.
(2) Yargıtay üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış adlî yargı hâkim ve savcıları ile
bu meslekten sayılanlar arasından, özel kanunlarında öngörülen yöntemlerle
ölçülen liyakat ve başarı gibi nitelikler dikkate alınarak, Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulunca, üye tamsayısının salt çoğunluğu ile ve gizli oyla dokuz yıl
için seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilir.
(3) Yargıtay Başkanı, başkanvekilleri ve daire başkanları ile Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekili, kendi üyeleri arasından
Yargıtay Genel Kurulunca üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla dört yıl
için seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilir.
(4) Yargıtayın kuruluşu, işleyişi, Başkan, başkanvekilleri, daire başkanları ve
üyeleri ile Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekilinin nitelikleri ve
seçim usulleri, mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile hâkimlik teminatı
esaslarına göre kanunla düzenlenir.
Danıştay
Madde 121- (1) Danıştay, idarî mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idarî
yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla
gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.
(2) Danıştay, Başbakan tarafından gönderilen kanun tasarıları, kamu hizmetleri
ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında iki ay içinde düşüncesini
bildirmek, idarî uyuşmazlıkları çözmek ve kanunla gösterilen diğer işleri
yapmakla da görevlidir.
(3) Danıştay üyelerinin dörtte üçü, birinci sınıf idarî yargı hâkim ve savcıları
ile bu meslekten sayılanlar arasından, özel kanunlarında öngörülen yöntemlerle
ölçülen liyakat ve başarı gibi nitelikler dikkate alınarak, Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu; dörtte biri, nitelikleri kanunda belirtilen görevliler arasından
Bakanlar Kurulu tarafından dokuz yıl için seçilir. Süresi bitenler yeniden
seçilebilir.
(4) Danıştay Başkanı, başkanvekilleri, daire başkanları ve Başsavcısı, kendi
üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca üye tamsayısının salt çoğunluğu ve
gizli oyla dört yıl için seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilir.
(5) Danıştayın, kuruluşu, işleyişi, Başkan, başkanvekilleri, daire başkanları,
üyeler ile Başsavcının nitelikleri ve seçim usulleri, idarî yargının özelliği,
mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile hâkimlik teminatı esaslarına göre
kanunla düzenlenir.
Askerî Yargıtay
Madde 122- (1) Askerî Yargıtay, askerî mahkemelerden verilen karar ve hükümlerin
son inceleme merciidir. Ayrıca, asker kişilerin kanunla gösterilen belli
davalarına ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.
(2) Askerî Yargıtay üyeleri, birinci sınıf askerî hâkimler ve savcılar
arasından, Askerî Yargıtay Genel Kurulunun üye tamsayısının salt çoğunluğu ve
gizli oyla seçilir.
(3) Askerî Yargıtay Başkanı, İkinci Başkanı, daire başkanları ve Başsavcısı,
Askerî Yargıtay üyeleri arasından rütbe ve kıdem sırasına göre atanır.
(4) Askerî Yargıtayın kuruluşu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük
işleri, mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile hâkimlik teminatı
esaslarına göre kanunla düzenlenir.
Sayıştay
Madde 123- (1) Sayıştay, genel ve özel bütçeli idarelerin, düzenleyici ve
denetleyici kurumların, sosyal güvenlik kurumlarının, mahallî idarelerin,
kanunlarla anonim ortaklık şeklinde kurulmuş olanlar da dahil olmak üzere diğer
kamu idarelerinin ve siyasî partilerin bütün gelir ve giderleri ile mallarını,
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve
işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve
hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir. Sayıştayın kesin hükümleri hakkında
ilgililer yazılı bildirim tarihinden itibaren onbeş gün içinde bir kereye mahsus
olmak üzere karar düzeltilmesi isteminde bulunabilirler. Bu kararlar dolayısıyla
idarî yargı yoluna başvurulamaz.
(2) Sayıştayın kuruluşu, işleyişi, denetim usulleri, mensuplarının nitelikleri,
atanmaları, ödev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri ve diğer özlük işleri,
Başkan ve üyelerinin teminatı kanunla düzenlenir.
Uyuşmazlık Mahkemesi
Madde 124- (1) Uyuşmazlık Mahkemesi adlî, idarî ve askerî yargı mercileri
arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkilidir.
(2) Uyuşmazlık Mahkemesinin Başkanlığını, Anayasa Mahkemesi tarafından kendi
üyeleri arasından görevlendirilen bir üye yapar. Uyuşmazlık Mahkemesinin
kuruluşu, üyelerinin nitelikleri ve seçimleri ile işleyişi kanunla düzenlenir.
(3) Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında,
Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır.
DÖRDÜNCÜ KISIM
Malî ve Ekonomik Hükümler
Bütçe ve kesin hesap
Madde 125- (1) Devletin harcamaları ile kamu iktisadî teşebbüsleri dışındaki
kamu tüzel kişilerinin harcamaları, kanunla belirlenen usul ve sürelere uygun
olarak bütçelerle yapılır. Bütçe kanununa, bütçe ile ilgili hükümler dışında
hiçbir hüküm konulamaz.
(2) Bakanlar Kurulu, merkezî yönetim bütçe kanunu tasarısı ile millî bütçe
tahminlerini içeren raporu, malî yıl başından en az yetmişbeş gün önce, Türkiye
Büyük Millet Meclisine sunar. Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülür ve malî
yıl başına kadar karara bağlanır.
(3) Bütçe kanunu tasarılarının Genel Kurulda görüşülmesi sırasında, gider
artırıcı veya gelirleri azaltıcı önerilerde bulunulamaz.
(4) Merkezî yönetim bütçesiyle verilen ödenek, harcanabilecek miktarın sınırını
gösterir. Bakanlar Kurulu, kanun hükmünde kararname ile bütçede değişiklik
yapamaz; harcanabilecek miktar sınırını aşmaya yönelik karar alamaz. Bütçe
kanununa bu yönde yetki veren hükümler konamaz. Carî yıl bütçesindeki ödenek
artışını öngören değişiklik tasarıları ile carî ve izleyen yılların bütçelerine
malî yük getiren tasarı ve tekliflerde, öngörülen giderleri karşılayabilecek
malî kaynak gösterilmesi zorunludur.
(5) Kesin hesap kanun tasarısının görüşülmesi ve kabulü ile ilgili usul ve
esaslar kanunla düzenlenir.
Piyasaların geliştirilmesi
Madde 126- (1) Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının
sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici ve tüketicileri
koruyucu tedbirleri alır; piyasalarda fiilî veya anlaşma sonucu doğacak
tekelleşme ve kartelleşmeyi önler.
(2) Dış ticaretin ülke ekonomisinin yararına olmak üzere düzenlenmesi amacıyla
ithalat, ihracat ve diğer dış ticaret işlemleri üzerine vergi ve benzeri
yükümlülükler dışında ek malî yükümlülükler koymaya ve bunları kaldırmaya
kanunla Bakanlar Kuruluna yetki verilebilir.
Kamulaştırma
Madde 127- Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde,
gerçek değeri üzerinden ve bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım miktarı
nakden ve peşin olarak ödenmek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz
malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre
kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir. Ancak,
tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân
projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi ve kıyıların
korunması amaçlarıyla kamulaştırılan taşınmazların bedelleri eşit taksitler
halinde beş yılı geçmemek üzere taksitle ödenebilir. Bu durumda ve herhangi bir
sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en
yüksek faiz uygulanır.
Devletleştirme ve özelleştirme
Madde 128- (1) Kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüsler, kamu yararının
zorunlu kıldığı hallerde gerçek değeri üzerinden devletleştirilebilir.
(2) Devletin, kamu iktisadî teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin
mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve
usuller kanunla düzenlenir.
(3) Devlet, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından
yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile
gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceği kanunla
belirlenir.
BEŞİNCİ KISIM
Çevrenin Korunması ve Millî Servetlere İlişkin Hükümler
Çevrenin korunması
Madde 129- (1) Devlet herkesin, insanî gelişimini mümkün kılan sağlıklı bir
çevrede yaşaması için gerekli tedbirleri alır.
(2) Çevrenin en üst düzeyde korunması ve çevre kalitesinin iyileştirilmesi,
sürdürülebilir kalkınma ilkesiyle uyumlu olarak, herkesin ve Devletin görevidir.
Tabiî servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi
Madde 130- Tabiî servetler ve kaynaklar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Arama ve işletmenin
Devletin özel teşebbüsle ortaklık suretiyle veya doğrudan doğruya özel teşebbüs
eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır.
Ormanların korunması ve geliştirilmesi
Madde 131- (1) Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için
gerekli tedbirleri alır. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Yanan
ormanların yerinde ve orman içinden nakledilen köyler halkına ait arazilerde
derhâl yeni orman yetiştirilir. Bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık
yapılamaz. Bu yerler imara açılamaz.
(2) Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz ve kanuna göre buralar Devletçe
yönetilir, işletilir ve işlettirilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez
ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.
(3) Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyete müsaade edilemez. Münhasıran
orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz.
(4) Aşağıda belirtilen durumlar ve yerler dışında orman sınırlarında daraltma
yapılamaz:
a) Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen ve
tarım alanlarına veya başka alanlara dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit
edilen yerler.
b) 23/07/2007 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam
olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım
alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen
araziler.
c) Şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler.
(5) Dördüncü fıkranın (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen yerlerin
değerlendirilmesi veya gerçek ve tüzel kişilere satılması veya bedeli karşılığı
kullanım hakkı verilmesi kanunla düzenlenir. Satış veya kullanım hakkı
verilmesinde öncelik, fiilen bu arazileri kullananlar veya orman
köylülerinindir.
Kıyıların korunması ve kıyılardan yararlanma
Madde 132- (1) Kıyılar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
(2) Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen
sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.
(3) Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre genişliği ve
kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla düzenlenir.
Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması
Madde 133- (1) Devlet tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin
korunmasını sağlar; bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır.
(2) Bu varlıklar ve değerlerden özel mülkiyet konusu olanlara getirilecek
sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak
muafiyetler kanunla düzenlenir.
ALTINCI KISIM
Son Hükümler
Anayasanın değiştirilmesi
Madde 134- (1) Anayasanın değiştirilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi üye
tamsayısının en az üçte biri tarafından yazılı olarak teklif edilebilir. Ancak,
Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki
hüküm ile 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi
hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
(2) Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki teklifler Genel Kurulda iki defa
görüşülür.
(3) Anayasa değişikliği Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az
beşte üç çoğunluğu ile kabul edilir. Üye tamsayısının beşte üçü ile üçte ikisi
arasında bir çoğunlukla kabul edilen Anayasa değişikliği hakkındaki kanun,
Meclisin kararıyla halkoyuna sunulup kabul edilmedikçe kesinleşmez.
(4) Meclisin üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunun oyuyla kabul edilen Anayasa
değişikliği hakkındaki kanun yayınlanmak üzere Cumhurbaşkanına gönderilir.
Meclis, gerekli görürse bu değişikliği üye tamsayısının en az üçte iki
çoğunluğunun kararı ile halkoyuna sunabilir.
(5) Anayasa değişikliğinin halkoylamasına sunulacağı hallerde kanun Meclis
Başkanınca Resmî Gazetede yayınlanır.
(6) Halkoyuna sunulan Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların kabul edilmesi
için, halkoylamasında kullanılan geçerli oyların yarısından çoğunun kabul oyu
olması gerekir.
(7) Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların
kabulü sırasında, bu Kanunun halkoylamasına sunulması halinde, Anayasanın
değiştirilen hükümlerinden hangilerinin birlikte hangilerinin ayrı ayrı
oylanacağını da karara bağlar.
(8) Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki tekliflerin görüşülmesi ve kabulü, bu
maddedeki kayıtlar dışında, kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki
hükümlere tâbidir.
İnkılâp kanunlarının korunması
Madde 135- Anayasanın hiçbir hükmü, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin
üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini koruma amacını
güden, aşağıda gösterilen inkılâp kanunlarının, Anayasanın kabul edildiği
tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin, Anayasaya aykırı olduğu şeklinde
anlaşılamaz ve yorumlanamaz:
a) 3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu;
b) 25 Teşrinisâni 1341 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanun;
c) 30 Teşrinisâni 1341 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin
Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun;
ç) 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun, 17 Şubat 1926
tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsiyle kabul edilen, evlenme akdinin
evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medenî nikâh esası ile aynı Kanunun
110 uncu maddesi hükmüne tekabül eden hükümleri;
d) 20 Mayıs 1928 tarihli ve 1288 sayılı Beynelmilel Erkamın Kabulü Hakkında
Kanun; haber7
e) 1 Teşrinisâni 1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki
Hakkında Kanun;
f) 26 Teşrinisâni 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa gibi Lakap ve
Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun;
g) 3 Kânunuevvel 1934 tarihli ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine
Dair Kanun.
Başlangıç ve madde başlıkları
Madde 136- Anayasanın Başlangıcı ve madde başlıkları Anayasa metnine dahil
değildir.
YEDİNCİ KISIM
Geçici Hükümler
Geçici Madde 1- Bu Anayasanın kabulünden önce yapılan son milletvekili ve
mahallî idareler genel seçimleri, son seçim tarihlerini izleyen dördüncü yılın
sonunda yapılır.
Geçici Madde 2- 1997-1998 ders yılından önce alınmış olan ilkokul diploması,
milletvekili seçilme yeterliliği bakımından 57 nci maddenin ikinci fıkrasında
belirtilen ilköğretim diploması olarak addedilir.
Geçici Madde 3- Mevcut Cumhurbaşkanının görev süresi, bu Anayasanın yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren beşinci yılın sonunda sona erer. Halen görevde bulunan
Cumhurbaşkanı da beş yıl için bir kez daha seçilebilir.
Geçici Madde 4- Tüzükler, dayanak kanunlarında aksine düzenleme yapılıncaya
kadar yürürlükte kalmaya devam eder. Hâlen yürürlükte olan tüzüklerin
yürürlükten kaldırılması için tüzük çıkarılabilir.
Geçici Madde 5- (1) Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte Yükseköğretim Kurulu
üyesi olanların bu sıfat ve görevleri, seçildikleri tarihten itibaren üçüncü
yılın sonunda; üç yılını doldurmuş olanların bu sıfat ve görevleri ise derhâl
sona erer.
(2) Bakanlar Kurulunca seçilen üye sayısı altının altına düşünceye kadar; diğer
üyelerin toplamı ise beşin altına düşünceye kadar boşalan üyelikler için seçim
yapılmaz. Bakanlar Kurulunca seçilen üye sayısı altının altına düştüğü takdirde
Bakanlar Kurulunca; diğer üyelikler beşin altına düştüğü takdirde ise
üniversitelerce 101 inci maddede öngörülen esaslara göre yeni üye seçilir.
Geçici Madde 6- (1) Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulunun asıl ve yedek üyesi olanların bu sıfat ve görevleri seçilmiş
oldukları sürenin sonuna kadar devam eder.
(2) Adalet Bakanının Kurul Başkanı olarak görevi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulunun 109 uncu maddeye göre yeniden oluştuğu tarihte kendiliğinden sona
erer.
(3) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna ilişkin hükümler gereğince yapılacak
kanun değişikliğinin yürürlüğe girmesinden sonra otuz gün içinde 109 uncu
maddede belirtilen şartları taşıyanlar arasından beş asıl üye Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulunca; dört asıl üye birinci sınıfa ayrılmış adlî yargı
hâkim ve savcılarınca; iki asıl üye birinci sınıfa ayrılmış idarî yargı hâkim ve
savcılarınca seçilir.
(4) Yargıtay ve Danıştay kontenjanlarından gelen üyelerin görevlerinin, dört
yıllarını tamamlamaları veya altmışbeş yaşlarını doldurmaları sebebiyle sona
ermesi halinde bunların yerine seçilecek üyeler doğrudan kendi Genel
Kurullarınca seçilir.
(5) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yedek üyeliklerinden ilk boşalanların
yerine Yargıtay ve Danıştaya ait birer kontenjan için sırasıyla Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulu ve birinci sınıfa ayrılmış adlî yargı hâkim ve
savcıları tarafından 109 uncu maddeye göre birer yedek üye seçilir.
Geçici Madde 7- (1) Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte Anayasa Mahkemesi asıl
ve yedek üyesi olanların bu sıfat ve görevleri devam eder. Bunlardan Anayasa
Mahkemesince belli görevlere seçilenlerin bu suretle kazanmış oldukları
sıfatları seçilmiş oldukları sürenin sonuna kadar devam eder.
(2) Üyeler için öngörülen dokuz yıllık süre, görevdeki üyeler için Anayasanın
yürürlüğe girdiği tarihte başlar. Üyelerden altmışbeş yaşını dolduranlar dokuz
yıllık görev süresini doldurmasalar da emekliye ayrılırlar.
(3) Anayasa Mahkemesine ilişkin hükümler gereğince yapılacak kanun
değişikliğinin yürürlüğe girmesinden itibaren otuz gün içinde dördü Türkiye
Büyük Millet Meclisi, biri Yargıtay ve biri Danıştay Genel Kurullarınca olmak
üzere altı yeni üye seçilir.
(4) Anayasa Mahkemesi asıl üyeliklerinde boşalma olması durumunda, boşalma
Yargıtay, Danıştay ve Sayıştaya ait kontenjanlardan ise bunların Genel
Kurullarınca; boşalma Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesine ait
kontenjanlardan ise sırasıyla Yargıtay ve Danıştay Genel Kurullarınca; boşalma
Yükseköğretim Kuruluna ait kontenjanda ise Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kurulunca yeni üye seçilir. Cumhurbaşkanı tarafından üst kademe yöneticileri ve
avukatlar arasından seçilen üyeliklerde meydana gelecek boşalmalar için de
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca yeni üyeler seçilir.
(5) Boşalan yedek üyelikler için seçim yapılmaz.
(6) Bu madde uyarınca görevlerine devam eden yedek üyeler, toplanma yeter
sayısının sağlanamadığı hallerde kıdem esasına göre ve toplantıya katılacak üye
sayısı onüçü aşmamak üzere toplantıya katılır.
Geçici Madde 8- (1) Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte Yargıtay üyesi
olanların bu sıfat ve görevleri devam eder. Bunlardan Yargıtayca belli görevlere
seçilenlerin bu suretle kazanmış oldukları sıfatları seçilmiş oldukları sürenin
sonuna kadar devam eder.
(2) Üyeler için öngörülen dokuz yıllık süre, görevdeki üyeler için Anayasanın
yürürlüğe girdiği tarihte başlar. Üyelerden altmışbeş yaşını dolduranlar dokuz
yıllık görev süresini doldurmasalar da emekliye ayrılırlar.
Geçici Madde 9- (1) Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte Danıştay üyesi
olanların bu sıfat ve görevleri devam eder. Bunlardan Danıştayca belli görevlere
seçilenlerin bu suretle kazanmış oldukları sıfatları seçilmiş oldukları sürenin
sonuna kadar devam eder.
(2) Üyeler için öngörülen dokuz yıllık süre, görevdeki üyeler için Anayasanın
yürürlüğe girdiği tarihte başlar. Üyelerden altmışbeş yaşını dolduranlar dokuz
yıllık görev süresini doldurmasalar da emekliye ayrılırlar.
SEKİZİNCİ KISIM
Yürürlük
Anayasanın yürürlüğe girmesi
Madde 137- Bu Anayasa, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilip
Cumhurbaşkanınca Resmi Gazetede yayınlandığı ya da halkoylamasına sunulması
halinde halkoylaması sonucu kabul edilip Resmî Gazetede yayınlandığı tarihte
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası olarak yürürlüğe girer ve bu tarihte 18/10/1982
tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yürürlükten kalkmış olur.
GENEL GEREKÇE
Türkiye’nin siyasal gelişiminin kendisine özgü çizgisinin sonucu olarak, Türkiye
Cumhuriyetinin hiçbir anayasası, milletin hür iradesiyle seçtiği gerçek
temsilcilerinden oluşan meclisler tarafından, bir tartışma ve uzlaşma sürecinin
ürünü olarak kabul edilmemiştir. Bu durum, anayasalar bakımından demokratik
meşruluk sorunları yaratmış ve sonuçta gerek 1924, gerek 1961 Anayasaları uzun
ömürlü olamamışlardır. Olağanüstü şartların ürünü olan ve olağandışı yöntemlerle
yapılan 1982 Anayasası ise, yapıldığı günden beri ciddî eleştirilere ve
değişiklik önerilerine konu olmuştur. Nitekim bu Anayasa, en kapsamlıları 1995,
2001 ve 2004 değişiklikleri olmak üzere, şu ana kadar onun üzerinde değişikliğe
uğramıştır. Bu değişiklikler, demokratikleşme yönünde önemli ve olumlu adımlar
oluşturmuş olmakla birlikte, 1982 Anayasasına hâkim olan otoriter ve devletçi
felsefenin izlerinin tümüyle silinmiş olduğunu söylemek mümkün değildir.
1982 Anayasası bir bütün olarak değerlendirildiğinde, bu Anayasanın bireyi
devletin üstün otoritesi karşısında korumaktan çok, devleti birey ve onun
anayasal hürriyetleri karşısında korumaya odaklandığı görülmektedir. Halbuki, 18
inci yüzyıldan bu yana anayasacılığın asıl amacı, devlet otoritesini sınırlamak,
bireyi ve onun hürriyetlerini bu otorite karşısında korumaktır. Bu nedenle,
birey odaklı liberal ve demokratik ruha sahip yeni bir anayasanın yapılması
büyük bir önem taşımaktadır.
Gerçekten de, 1982 Anayasasının konjonktürel gereklerin sonucu olarak parça
parça değiştirilmesi yerine, sivil, demokratik, insan haklarını evrensel
standartlara ulaştıran, hukuk devleti üzerindeki kısıtlamaları kaldıran, tümüyle
yeni bir anayasanın yapılmasının daha isabetli olacağı düşüncesi, birçok
çevreler tarafından sık sık dile getirilmiştir. Yeni bir toplumsal sözleşme
niteliği taşıyacak böyle bir anayasanın, tamamen demokratik yöntemlerle ve geniş
bir toplumsal ve siyasal uzlaşma süreci yoluyla yapılması gerektiğinde kuşku
yoktur.
Anayasa teklifimiz, bu temel felsefe ve ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Teklife
hâkim olan temel yaklaşım, aynen korunmasında hiçbir kuşku olmayan Cumhuriyetin
temel niteliklerinin daha demokratik bir öze kavuşturulmasıdır. Bu amaçla
önerilen değişiklikler özetle şöyle gruplandırılabilir:
Demokratik anayasacılık geleneğinde, anayasaların yapılış sebepleri ile
dayandıkları temel felsefeyi açıklayan başlangıç bölümleri, anayasanın diğer
hükümleri gibi uygulanabilir hukuk normları içermezler. Bu nedenle Başlangıç
Bölümü, bir kısmı zaten Anayasanın diğer maddelerinde somutlaşan, bir kısmı da
hukuken tanımlanması mümkün olmayan ifadelerden arındırılarak; kısa, özlü ve
demokratik değerler üzerindeki vurgusu çok daha güçlü biçimde yeniden
yazılmıştır.
Temel Hak ve Hürriyetler
1982 Anayasasının “Temel Haklar ve Ödevler” başlıklı ikinci kısmında özellikle
2001 ve 2004 yıllarında önemli değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliklerde
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve bu Sözleşmenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
tarafından yorumlanmasıyla ortaya çıkan içtihatlar esas alınmıştır. Ancak buna
rağmen, bazı temel hak ve hürriyetler bakımından Sözleşmeyle bağdaşmayan
hükümler varlığını devam ettirmektedir. Bu kısımda yapılan değişikliklerin
amacı, Anayasanın temel felsefesine uygun olarak, bireyin temel hak ve
hürriyetlerinin mümkün olan en geniş çerçevede korunmasını sağlamaktır. Temel
hakların korunması kural, sınırlanması ise istisnadır. Bu prensipten hareketle,
evvelâ kısım başlığında bulunan “ödevler” kelimesi çıkarılmıştır. Kişinin
topluma ve başkalarına karşı ödev ve sorumlulukları, zaten birlikte yaşamanın ve
hukuk düzeninin beraberinde getirdiği bir zorunluluktur. Bunu haklara sahip
olmanın adeta bir önşartı olarak göstermek, temel haklara yapılan vurguyu
hafifletebilmektedir. Hak ve hürriyetlerin kullanılması, ilgili maddelerde de
belirtildiği üzere, başkalarının haklarını korumak için
sınırlandırılabilmektedir. Bu, başkalarının haklarına saygı ödevinin varlığını
göstermektedir.
Bunun dışında, temel haklar konusunda, ilgili maddelerin gerekçelerinde
açıklanacak olan birçok iyileştirme yapılmıştır. Siyasî parti yasaklarıyla
ilgili olarak 1961 Anayasasının 57 nci maddesindeki ifade esas alınarak
partilerin kapatılması daha güçleştirilmiştir. 1982 Anayasasının 90 ncı
maddesinin son fıkrasından farklı olarak, temel haklara ilişkin milletlerarası
andlaşmalarla iç hukukun çatışması halinde, birey haklarına daha etkili bir
korunma ve güvence sağlayan bir sistem benimsenmiştir. Böylece, temel hak ve
hürriyetler alanında bir kanunla bir milletlerarası andlaşmanın çatışması
halinde, kanunun sadece ihmaline değil, Anayasa Mahkemesince iptaline imkân
sağlanmış olmaktadır. Bunun sonucu olarak, iç hukukumuzun milletlerarası insan
hakları sözleşmeleri ve özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile
uyumlulaştırılması süreci hızlandırılmış olacaktır.
Sistematik bakımdan daha uygun olacağı düşüncesiyle, hak ve hürriyetler kişinin
hakları ve hürriyetleri, siyasî haklar ve ödevler ve sosyal ve ekonomik haklar
şeklinde sıralanmış, ayrıca sosyal ve ekonomik haklar bölümünde yer alan ancak
mahiyeti itibariyle kişi haklarından olan bazı hak ve hürriyetler bu bölüme
alınmıştır. “Temel Haklar ve Hürriyetler” başlığı altındaki İkinci Kısımdan
haklarla ilgili olmayan maddelerin bir bölümü kaldırılmış, bir bölümü de
Anayasanın ilgili kısımlarına aktarılmıştır. Örneğin, sosyal ve ekonomik haklar
içinde yer verilen kamulaştırmaya, devletleştirmeye ve özelleştirmeye ilişkin
hükümler malî ve ekonomik hükümler kısmına taşınmıştır. Aynı şekilde, normalde
kanunla düzenlenebilecek bir çok hususun temel haklarla ilgili maddelerde yer
alması, Anayasayı gerektiğinden daha uzun ve detaylı bir metin haline
getirdiğinden, temel hak ve hürriyetlerin korunması bakımından sakınca
oluşturmayacak hususlar maddelerden çıkarılarak kanuna bırakılmıştır.
Anayasanın temel haklar kısmına bilgi edinme ve kişisel bilgi ve verilerin
korunması hakları ile çocuk hakları gibi bazı yeni haklar eklenmiştir.
Din ve inanç hürriyeti yeniden düzenlenmiş ve lâiklik ilkesinin anlam ve özüne
uygun olarak, 1982 Anayasasında zorunlu olan din kültürü ve ahlâk dersleri, din
eğitimi ve öğretimi olarak düzenlenmiş ve 1961 Anayasasında olduğu gibi, isteğe
bağlı hale getirilmiştir.
Hukuk Devleti ve Yargı
Hukuk devleti ilkesini güçlendiren değişiklikler arasında, yargı denetimi
üzerindeki kısıtlamaların, inkılâp kanunlarını koruyan 135 inci maddedeki
istisna dışında tümden kaldırılması önemli yer tutmaktadır. Bu cümleden olmak
üzere, sıkıyönetim ve olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri kaldırılmış;
Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler, Yüksek Askerî Şûra kararları,
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararları, uyarma ve kınama cezaları yargı
denetimine açılmıştır. Kanunî hâkim ilkesi yerine, 1961 Anayasasının ilk şekline
uygun olarak, birey bakımından daha etkili güvence sağlayan tabiî hâkim ilkesi
benimsenmiştir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, demokratik esaslara ve yargı
bağımsızlığı ilkesine daha uygun şekilde, yeniden düzenlenmiştir. Yargı ile
ilgili hükümlerde, yargının bağımsızlığı yanında, tarafsızlığı da
vurgulanmıştır. Cumhurbaşkanının yüksek yargı organları ile ilgili atama
yetkileri kaldırılmıştır. Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçiminde, demokratik
ilkelere ve anayasa yargısını benimseyen tüm Batı demokrasilerindeki uygulamaya
paralel olarak, üyelerin bir bölümünün Türkiye Büyük Millet Meclisince seçilmesi
benimsenmiş ve üyelik dokuz yıllık bir süre ile sınırlandırılmıştır. Ayrıca,
yıllardır tartışmaya neden olan “Yüce Divan” konusunda da yeni bir formül
benimsenmiş, bu görevin Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu
üyelerinden oluşan bir heyet tarafından ve iki kademeli yargılama esasına uygun
şekilde yerine getirilmesi öngörülmüştür. 1961 Anayasasının ilk şeklinde yer
almayan, demokratik ülkelerin hiçbirinde bulunmayan ve “idarenin bütünlüğü” ile
“idarî yargının birliği” ilkeleriyle bağdaşmayan Askerî Yüksek İdare Mahkemesine
yer verilmemiştir. İdarî nitelikteki askerî işlem, eylem ve kararların yargısal
denetimi, idarî yargı mercilerine bırakılmıştır.
Parlâmenter rejim
Anayasanın temel amaçlarından biri de, parlâmenter rejimi bütün gerekleriyle
tesis etmektir. 1982 Anayasasının hazırlanış ve kabulündeki olağandışı şartlar,
bu rejimin bazı temel ilkelerinden sapan melez bir sistem ortaya çıkarmıştır.
Bir yandan parlâmenter rejimin temel kuralı olan Bakanlar Kurulunun parlâmentoya
karşı sorumluluğu muhafaza edilirken, siyasî ve cezaî bakımdan sorumsuz olan
Cumhurbaşkanına yasama, yürütme ve yargı alanlarında geniş yetkiler tanınmıştır.
Böylece, kamu hukukunun temel ilkelerinden olan yetki ve sorumluluğun
paralelliği ilkesinden sapılmıştır. Bu durumun, zaman zaman çözümsüz kalan yetki
çatışmalarına sebep olduğu da bilinmektedir. Teklif edilen Anayasa değişikliği
ile, parlâmenter rejimin temel ilkelerine ve Avrupa parlâmenter
cumhuriyetlerinin uygulamalarına paralel olarak, Cumhurbaşkanının yetkileri
azaltılmış ve kendisinin tek başına yapabileceği işlemler, tahdidî olarak
sayılmıştır. Cumhurbaşkanının yargısal atamalara ilişkin yetkileri, gerek
parlâmenter rejim kurallarının, gerek yargının bağımsızlığı ilkesinin icabı
olarak, kaldırılmıştır. Aynı şekilde, anayasa sistemimizde başka bir örneği
bulunmayan ve idarenin kanunîliği ilkesine aykırılık oluşturan, atipik
nitelikteki Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve parlâmenter rejim ilkeleri ile
bağdaşmayan Devlet Denetleme Kurulu kaldırılmıştır. Bütün bu değişikliklerle,
yetki ve sorumluluğun paralelliği ilkesinin tam anlamıyla hayata geçirilmesi
amaçlanmıştır. Cumhurbaşkanının parlâmento tarafından seçilmesinde yaşanan
sıkıntı ve tıkanıklıklar dikkate alınarak, Cumhurbaşkanının, beşer yıllık azamî
iki dönem için halk tarafından seçilmesi yöntemi kabul edilmiştir.
Diğer yandan, rasyonelleştirilmiş parlâmenter rejim kuralları dahilinde, yapıcı
güvensizlik oyu benimsenmiştir. Yıkmakta birleşen parlâmento çoğunluğunun
kurmakta da birleşmesi istenerek, hükümetlerin kurulamamasından
kaynaklanabilecek siyasî krizlerin engellenmesi amaçlanmıştır.
Bu Anayasanın hazırlanmasında, milletlerarası insan hakları belgelerinden,
özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinden ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
içtihatlarından, Avrupa Birliği Temel Haklar Şartından, Avrupa Sosyal Şartından,
bellibaşlı Batı demokrasileri anayasalarından, Türkiye’de çeşitli sivil toplum
kuruluşlarınca hazırlanmış anayasa taslakları ve raporlardan ve bilimsel
çalışmalardan büyük ölçüde yararlanılmıştır.
MADDE GEREKÇELERİ
Madde 1- Bütün Türkiye Cumhuriyeti Anayasalarında yer alan bu hüküm aynen
muhafaza edilmiştir.
Madde 2- 1982 Anayasasının 4 üncü maddesinde değiştirilemezliği belirtilen
Cumhuriyetin nitelikleri arasında olmayıp soyut ve sübjektif yorumlara elverişli
bulunan ve insan hakları üzerindeki vurguyu zayıflattığı ileri sürülen “toplumun
huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde” ibaresine maddede yer
verilmemiş; insan hakları vurgusunun güçlendirilmesi amacıyla, “saygılı”
kelimesi yerine, 1961 Anayasasında olduğu gibi, “dayanan” kelimesi
benimsenmiştir.
İnsan haklarının korunması, devletin varlık nedenidir. “Toplum sözleşmesi”
olarak görülen anayasaların temel hedefi, siyasî iktidarı etkili bir şekilde
sınırlandırarak, bireyin doğuştan ve sadece insan olduğu için sahip olduğu hak
ve hürriyetlerini teminat altına almaktır. Devlet iktidarını kullanan organların
siyasî meşruiyetleri de büyük ölçüde bu hakları koruma işlevlerinden
kaynaklanmaktadır.
İnsan hakları eksenli bu modern meşruiyet anlayışının diğer bir ayağı da
demokrasidir. Devlet iktidarının kimler tarafından kullanılacağının kurallarını
belirleyen demokrasi, en geniş ve yalın anlamıyla halkın halk için ve halk
tarafından yönetilmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımdaki en önemli unsur
halkı nesne olmaktan çıkarıp siyasî özne konumuna yükselten “halk tarafından
yönetim”dir. Ancak, halkın özne olması modern demokrasilerde temsilî yolla ve
çoğunluk ilkesi üzerinden gerçekleşmektedir. Demokrasi, adil ve serbest seçimler
sonucu halkın onayını kazanan siyasî kadroların temel politikaları belirlediği
ve uyguladığı yönetim biçimidir. Esasen demokrasinin bu anlamı, Antik Yunan’dan
bu yana çok değişmemiştir. Ünlü Yunan tarihçi Tukidides “Anayasamıza…demokrasi
adı verilir; çünkü iktidar azınlığın değil, çoğunluğun elindedir” demişti.
Tukidides’in bu sözü Avrupa Birliği Anayasa Taslağının Başlangıç kısmının
epigrafı olarak da kullanılmıştı.
Bununla birlikte, modern demokrasi aynı zamanda anayasal demokrasidir. Başka bir
deyişle, çoğunluğun yönetme hakkına saygı göstermekle birlikte, çoğunluğun
iktidarı karşısında azınlıkta kalanların hak ve hürriyetlerini korumak ve bunun
için etkili mekanizmalar oluşturmak da demokrasinin bir gereğidir.
Gelişmiş istikrarlı demokrasilerin başlıca ilke ve kurumları arasında; serbest
ve düzenli seçimlerin yapılması, siyasî çoğulculuk ve çok partili siyasî hayatın
varlığı, temel hak ve hürriyetlerin tanınıp korunması, seçilmiş çoğunluğun
yönetme hakkına saygı gösterilmesi ve seçilmişlerin yönetme yetkisi bakımından
atanmışlar karşısında üstünlüğünün kabul edilmesi gelmektedir. Demokrasinin bu
temel ilke ve kurumlarının yanısıra, çağdaş demokrasilerde yerel demokrasi,
katılım, sivil toplum, açık toplum ve açık yönetim gibi ilke ve kurallar da
yaygın bir şekilde benimsenmiştir.
Diğer yandan, demokrasilerde halkın gerçekten siyasî özne olması, katılımcılığın
sağlanmasını gerektirmektedir. Bireylerin ve grupların siyasî karar alma
sürecine kendi kimlikleriyle katılmaları, katılımcı demokrasinin önşartıdır.
Buradaki katılım, vatandaşların belli aralıklarla önlerine gelen seçim
sandığında oy kullanmasının ötesinde bir faaliyeti ifade etmektedir. Bireylerin
özellikle sivil toplum örgütleri aracılığıyla taleplerini siyasal sisteme
yansıtmaları ve bunların siyasî çıktıya dönüşmesi için mücadele etmeleri
katılımcı demokrasiyi güçlendirecektir. Bu anlamda, Devletin Anayasada ifadesini
bulan “demokratik” sıfatı, ona ülkedeki toplumsal, siyasal ve kültürel
farklılıkları tanıyarak bireylerin farklı kimliklerle siyasal sürece katılımının
önündeki engelleri kaldırma yükümlülüğü yüklemektedir. Kısacası, demokratik
devlet kamu politikalarının belirlenmesi ve uygulanması aşamalarında mümkün olan
en geniş ölçüde toplumsal ve siyasal katılımın sağlanması için negatif ve
pozitif yükümlüklerini yerine getiren devlet olarak anlaşılmalıdır.
Cumhuriyetin “Atatürk milliyetçiliği” ve “lâiklik” ilkeleri de, diğer ilkelerle
birlikte değerlendirilmelidir. 1961 Anayasasının Başlangıç kısmında yer verdiği
“Türk milliyetçiliği” yerine 1982 Anayasasında “Atatürk milliyetçiliği”nin
tercih edilmesi, bilimsel ve akademik açıdan eleştirilebilirse de, siyasî açıdan
daha doğru bir tercih sayılabilir. “Türk milliyetçiliği”nin etnik köken
çağrışımı karşısında, “Atatürk milliyetçiliği”nin ırkçı, şovenist, ve yayılmacı
olmayan çok daha “kuşatıcı” ve “pozitif” bir milliyetçilik anlayışını yansıttığı
söylenebilir.
Cumhuriyet’in temel niteliklerinden biri olan lâiklik, Türkiye’de siyaseten ve
hukuken en çok tartışılan kavramlardan biridir. Kavramsal olarak, lâikliğin biri
devlete, diğeri birey ve topluma hitap eden iki boyutu vardır. Devlete hitap
eden yönüyle lâiklik, din kurallarının yönetimde gerek kanun koyarken gerekse
uygularken belirleyici olmaması anlamına gelmektedir. Bunun nedeni, lâik
düzenlerde siyasî iktidarın kaynağında halk veya millet iradesi gibi tamamen
dünyevi kavramların bulunmasıdır. Diğer yandan lâiklik, devletin de din
kurallarını değiştirmeye ve yorumlamaya kalkışmasını engelleyen bir ilkedir.
Lâik bir sistemde, devletin resmî dinî bulunmaz ve devlet bütün dinlerin
mensuplarına eşit davranır.
Lâikliğin bireye yönelik cephesinde ise din ve vicdan hürriyeti vardır. Ancak,
burada da muhatap devlettir. Devletin, tüm dinî inanışlar karşısında eşit
mesafede durarak, herkesin inançlarına uygun şekilde yaşaması için gerekli
ortamı sağlama yükümlülüğü bulunmaktadır. 1982 Anayasasının 2 nci maddesinin
gerekçesinde lâikliğin bu anlamına dikkat çekilmiştir. Buna göre, “Hiçbir zaman
dinsizlik anlamına gelmeyen lâiklik ise, her ferdin istediği inanca, mezhebe
sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dinî inançlarından dolayı diğer
vatandaşlardan farklı bir muameleye tâbi kılınmaması anlamına gelir.” Bu anlamda
lâiklik, farklı dinî inançlara sahip olanlar kadar hiçbir dinî inanca sahip
olmayanların da hak ve hürriyetlerini koruyan bir ilkedir.
1961 Anayasası ile anayasal sistemimize giren “sosyal devlet” ilkesi, devletin
sosyal dayanışma ve adaleti sağlamaya yönelik alması gereken tedbirlerin tümünü
ifade etmektedir. Toplumsal sınıflar arasındaki gelir dağılımı dengesizliğinin
yarattığı sorunları en aza indirmek devletin görevidir. Bu anlamda devletin
“sosyal” niteliği, ona herkesin insanca yaşama şartlarına sahip olması için malî
imkânlar ölçüsünde bir takım pozitif yükümlülükler yüklemektedir.
Bu maddenin lafzından hareketle, Cumhuriyet’in en temel niteliğinin “hukuk
devleti” olduğu, diğerlerinin aslında hukuk devletini niteleyen sıfatlar
olduğunu söyleyebiliriz. Diğer tüm niteliklerin hayata geçebilmesi hukukun
üstünlüğünün tesis edilmesine bağlıdır. “Adalet mülkün temelidir” sözünde de
ifade edildiği gibi, adil bir hukuk düzenine dayanmayan devletin ne bireylerin
hak ve hürriyetlerini koruması, ne demokrasinin gereklerini yerine getirmesi ne
de sosyal bir devlet olarak hizmet görebilmesi mümkündür. Bu anlamda hukuk
devleti, yönetenlerin de yönetilenler gibi önceden belirlenen, soyut, genel ve
adil hukuk kurallarına bağlı olduğu, her türlü idarî eylem ve işlem karşısında
kişilerin bağımsız ve tarafsız mahkemelere başvurabildiği kurallar ve kurumlar
bütünüdür.
Hukuk devletinde kişilerin kendilerini güvenlik içinde hissetmelerinin başlıca
şartları arasında, temel hak ve hürriyetlerin güvence altında olması, hukuk
kurallarının belirli ve makûl bir istikrara sahip bulunması, kazanılmış hakların
korunması, ceza sorumluluğuna ilişkin güvencelerin kabul edilmiş olması ve hak
arama yollarının açık olması gelmektedir.
Hukuk devletinde, yasama ve yürütme işlemlerinin yargı denetimine tâbi tutulması
ve yargının güçler ayrılığı ilkesi gereğince yerindelik denetimi değil,
hukukîlik denetimi yapan bağımsız ve tarafsız bir organ olarak işlev görmesi de
şarttır.
Madde 3- 1982 Anayasasında yer alan “Dili Türkçedir” cümlesinin yerine, aynı
anlamı daha iyi ifade etmek üzere, 1961 Anayasasına benzer şekilde “Resmî dili
Türkçedir” cümlesi kabul edilmiştir.
Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü düzenleyen
birinci fıkra hükmü, Osmanlı Devletinin son dönemlerinden itibaren yaşanan
siyasî gelişmelere doğal bir tepki olarak şekillenmiştir. 1876 Kanunu Esasîsinin
ilk maddesi şu şekildeydi: “Devleti Osmaniye memalik ve kıtaatı hazırayı ve
eyalatı mümtâzeyi muhtevi ve yekvücud olmakla hiç bir zamanda hiç bir sebeple
tefrik kabul etmez.” Devletin ülkesiyle bölünmez bütünlüğünü ifade eden bu
hüküm, Cumhuriyet döneminde ulus-devletin inşasıyla birlikte milletin
bütünlüğünü de içine alacak şekilde genişletilmiştir. Ancak, bölünmez bütünlük
ilkesinin anayasal boyut kazanması 1961 Anayasasının “Türkiye Devleti, ülkesi ve
milletiyle bölünmez bir bütündür” hükmüne yer veren 3 üncü maddesiyle
başlamıştır.
Benzer hükümler, bazı Avrupa ülkelerinin anayasalarında da bulunmaktadır.
Örneğin Fransız Anayasasının 1 inci maddesine göre, “Fransa bölünmez, lâik,
demokratik ve sosyal Cumhuriyet”tir. Aynı Anayasanın 5 inci maddesi, Fransa
Başkanının görevlerinden birinin “toprak bütünlüğü”nü korumak olduğunu
belirtmektedir. Aynı şekilde, İspanya Anayasasının 2 nci maddesi, İspanyolların
ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün anayasanın temelini teşkil ettiğini
vurgulamaktadır. “Anayasa, İspanyol Milletinin çözülmez birliği, bütün
İspanyolların ortak ve bölünmez vatanı üzerine inşa edilmiştir; onu meydana
getiren milliyetlerin ve bölgelerin özerklik hakkını ve aralarındaki dayanışmayı
tanır ve güvence altına alır.” Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10
uncu maddesinde “toprak bütünlüğü” ifade hürriyetini sınırlama sebepleri
arasında sayılmıştır.
Bölünmez bütünlük ilkesinin, Anayasanın özellikle 2 nci ve 10 uncu maddelerinde
korunan temel ilke ve değerlerle bütünlük içinde yorumlanması gerekmektedir. Bu
anlamda, bölünmez bütünlük ilkesi, ülkenin tarihsel ve sosyolojik gerçekliğinden
kaynaklanan farklılıkları dışlama ya da bastırmanın gerekçesi olarak
kullanılmamalıdır. Bilhassa “milletin bütünlüğü” kavramı, farklı sosyo-kültürel
ve siyasî özelliklere sahip kişi ve grupların birliği ve bir arada yaşama
iradesi olarak anlaşılmalıdır. Bu bağlamda, Avrupa Birliği anayasal düzeninin
temel felsefesini belirleyen “çeşitlilikte birlik” anlayışı, bu maddenin
yorumlanmasında yol gösterici olabilir. Şiddet ve baskıyı araçsallaştırarak
ülkenin üniter yapısını bozmaya yönelmedikçe, her türlü siyasî görüş, program ve
düşüncenin “çeşitlilikte birlik” çerçevesinde ifade edilebileceği açıktır. Bu
durum, demokrasinin olmazsa olmaz şartı olan siyasî çoğulculuğun doğal
sonucudur.
Madde 4- 1982 Anayasasının “Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5 inci
maddesi, bu Anayasanın bireyi değil devleti esas alan otoriter ruhunu
yansıtmaktadır. Oysa anayasal düzene hürriyetçi ve demokratik bir içerik
kazandırmak için, devletin temel amacının bireyi ve onun haklarını korumak
olduğu özellikle vurgulanmalıdır.
Çağdaş demokratik anayasaların ve milletlerarası insan hakları belgelerinin de
yer verdiği “insan haysiyeti”, bireyin doğuştan insan olma sıfatıyla birtakım
hak ve hürriyetlere sahip olmasının temelinde yatan bir değerdir. İnsanların bir
araya gelerek oluşturdukları siyasal bir örgüt olan devletin aslî görevi, bu
temel değeri ve ona yaslanan bireysel hak ve hürriyetleri korumaktır.
Diğer yandan, devletin varlık nedenlerinden biri de bireylerin tek başına
sağlayamayacakları güvenlik ve huzuru sağlamaktır. Güvenlik, huzur ve refahın
sağlanması, bireyin temel hak ve hürriyetlerinin güvenceye alınacağı bir ortamın
oluşturulması için ön şarttır. Anayasanın birey odaklı siyasî felsefesini de
yansıtan bu madde, devlete hem temel hak ve hürriyetleri ihlâl etmeme anlamında
negatif, hem de bunların kullanılmasını zorlaştıran engelleri kaldırma ve insanî
gelişimin şartlarını hazırlama anlamında pozitif yükümlülük yüklemektedir.
Madde 5- 1961 Anayasasıyla birlikte egemenliğin kullanımı konusunda radikal bir
kopuş yaşanmıştır. “Çoğunlukçu demokrasi”den uzaklaşmak için, egemenliğin sadece
yasama organı tarafından değil, diğer “yetkili organlar” tarafından da
kullanılacağı vurgulanmıştı. 1982 Anayasası da bu düzenlemeyi aynen korumuştur.
Bu madde de, çoğulcu demokrasi anlayışına ve güçler ayrılığı doktrinine daha
uygun olduğu için egemenliğin kullanımına ilişkin bu formülü, “yetkili
organlar”ı tasrih etmek suretiyle, aynen benimsemiştir. Bazı bürokratik
kurumların kendilerini millet adına egemenlik kullanan “yetkili organ” olarak
görmeleri ve buradan hareketle yasama ve yürütme erklerinin alanına giren
konulara müdahale etmeleri bu tür bir sarahati zorunlu kılmıştır.
Diğer yandan, milletlerarası hukukun gelişimi ve bu gelişim süreci içinde
milletlerarası örgütlerin kurulması, millî hukuk düzenleri ile bunların
kaynağında yer alan millî egemenlik yetkisi üzerinde sınırlayıcı bir role sahip
olmuştur. Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler gibi milletlerarası örgütlere
üye olan, bu örgütler çerçevesinde akdedilen andlaşmalara taraf olan Türkiye
Cumhuriyetinin sahip olduğu egemenlik yetkisi de 1950’lerden bu yana tedricen
sınırlanmış bulunmaktadır. Bu sınırlama, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
kararlarının bağlayıcılığı kuralının benimsenmesiyle daha da belirginleşmiştir.
Nihayet, 1982 Anayasasının milletlerarası andlaşmaların hukukî statüsünü
düzenleyen 90 ıncı maddesinde 2004 yılında yapılan değişiklik, milletlerarası
hukukun Türkiye Cumhuriyetinin iç hukuku üzerindeki etkisini daha da
güçlendirmiştir. Bu nedenle, egemenlik yetkisini düzenleyen bu maddeye 4 üncü
fıkradaki hükmün eklenmesi, hâlihazırda milletlerarası hukuk ile sınırlanmış
olan egemenlik yetkisinin hukukî çerçevesini somutlaştıracaktır.
Bundan başka, Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyelik statüsü elde etmesi halinde,
Türkiye Cumhuriyetinin sahip olduğu bazı yetkilerin Birliğin yetkili organ ve
makamlarına devri kaçınılmaz olacaktır. Nitekim, Birlik üyesi olan ülkeler,
anayasalarında değişiklik yapmak suretiyle egemenlik yetkilerini kısmen Birliğin
yetkili organlarına devretmişlerdir.
Madde 6- Türk pozitif hukukunda, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname
çıkarma yetkisinin tanındığı 1971’den bu yana, sözü geçen yetkinin yasama
yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle çeliştiği çeşitli çevrelerde ileri
sürülmektedir. Anayasa Mahkemesi de özellikle 1982 Anayasası döneminde verdiği
bazı kararlarında, kanun hükmünde kararname uygulamasını yasama yetkisinin
devredilmezliği ilkesi yönünden değerlendirmek suretiyle bu uygulamaya 1982
Anayasasının 91 inci maddesiyle bağdaşmayan sınırlar getirmiştir. Oysa, Bakanlar
Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinin tanınması, yasama
yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle çelişmemekte, bu temel ilkenin istisnası
olarak karşımıza çıkmaktadır.
Diğer taraftan, Türkiye’nin içinde bulunduğu demokratikleşme süreci, pek çok
kanunî düzenlemenin, tekrar gözden geçirilmesini de gerektiren bir başka
faktördür. Gene aynı çerçevede Avrupa Birliğine üyelik sürecinin gerektirdiği
uyum kanunlarının süratle çıkarılması ihtiyacı da yoğun bir yasama faaliyetini
gerektirmektedir. Bakanlar Kuruluna kıyasla çok daha yavaş bir çalışma temposuna
sahip olan yasama organının, bu ihtiyaçları giderecek kanunları âdeta zamana
karşı yarışarak kabul edebilmesi mümkün görünmemektedir. Bu nedenle, zaten 1982
Anayasasının 91 inci maddesi gereğince mevcut olan kanun hükmünde kararname
uygulamasının, tereddüde yer bırakmayacak bir biçimde anayasal dayanağa
kavuşturulması amaçlanmaktadır.
Bu sebeplerle, Anayasanın yasama yetkisini düzenleyen maddesine “kanun hükmünde
kararnamelere ilişkin hükümler saklıdır” cümlesi eklenmiştir.
Madde 7- 1961 Anayasasında dönemin siyasal gelişmelerine tepki olarak yürütmenin
görev olarak düzenlenmesi sebebiyle yürütme bütün faaliyetlerinde yasama
organına tâbi hâle gelmiş ve karar alamayan hükümetler görülmüştür. Bu duruma
son vermek amacıyla, 1982 Anayasası ile yürütme gerekli yetkilere sahip bir
kuvvet olarak düzenlenmiştir. Bu sebeple, 1982 Anayasasında yer alan esaslar
aynen korunmuştur. Böylece, parlâmenter hükümet sisteminin ve güçler ayrılığının
gereklerine uygun olarak, yürütme organı yasama organı ile eşitlik ve denklik
içinde işbirliği yapacaktır.
Madde 8- Yargılama bir yetki olduğu kadar, “Türk milleti adına” yerine
getirilmesi gereken bir görevdir. Mahkemeler, bu görevi yerine getirmekten
imtina edemezler.Yargının yetki olduğu kadar, görev de olduğunun açıkça tasrih
edilmesinin amacı, yargı organlarının uyuşmazlıkları çözerken Anayasa ve
kanunların sınırları içinde hareket etmelerinin sağlanmasıdır. Diğer bir
deyişle, bu değişikliğin amacı, hukuka uygunluk denetiminin yerindelik
denetimine dönüşmesini önlemektir.
Ayrıca, yargının bağımsızlığı yanında, tarafsızlığının da Anayasa ile garanti
edilmesinde zaruret bulunmaktadır. Yargı organları, çözmeye yetkili oldukları
uyuşmazlıkları, bu uyuşmazlıkların taraflarının kim veya kimler olduğuna bakmak
ve onların özelliklerini dikkate almak suretiyle değil, bizzat hukuk normlarının
anlamını, hukuken geçerli yorum teknikleriyle tespit ederek çözmek, kararlarını
buna göre inşa etmek durumundadırlar. Yargı bağımsızlığının bir anayasa kuralı
haline getirilmesindeki asıl gaye, yargıya bu tarafsızlık hüviyetini
kazandırmaktır. Esasen, yargı bağımsızlığının amacı, adaletin tarafsız ve
objektif bir şekilde tecelli etmesini sağlamaktır.
Bu gerekçelerle, maddede yargının hem yetki hem de görev olduğu ve mahkemelerin
de hem bağımsız hem de tarafsız olmaları gerektiği vurgulanmıştır.
Madde 9- Kanun önünde eşitlik ilkesini hayata geçirmede devletin negatif ve
pozitif yükümlülükleri vardır. Devlet organları ve idarî makamlar, birinci
fıkrada sayılan nedenlerle bireyler arasında ayrımcılık yapamayacağı gibi, bu
yöndeki ayrımcılık girişimlerini de önlemekle yükümlüdürler.
Üçüncü fıkrada sayılan toplumun korunmaya muhtaç kesimleri için devletin özel
tedbirler alması olarak ifade edilen pozitif ayrımcılık, kanun önünde eşitliği
sağlamaya yönelik politikaların bir gereği olarak görülmektedir. 1982
Anayasasının eşitlik ilkesini düzenleyen 10 uncu maddesi 2004 yılında
değiştirilerek maddeye kadınlar açısından pozitif ayrımcılığa imkân tanıyan bir
ifade eklenmiştir. Bu değişiklik, Türk pozitif hukuku açısından önemli olmakla
birlikte, yeterli değildir. İnsan hakları alanındaki gelişmeler incelendiğinde
eşitlik ilkesini güçlendirmek amacıyla sadece kadınlar lehine değil, aynı
zamanda toplumun özel olarak korunması gereken başka kesimleri için de pozitif
ayrımcılık kuralının benimsendiği görülecektir. Bu yüzden maddenin üçüncü
fıkrasındaki hüküm, eşitlik ilkesinin pozitif ayrımcılık kuralıyla değişmekte
olan içeriğine ve bu yöndeki çağdaş gelişmeye uyum sağlayacaktır. Öte yandan,
Avrupa Birliği Temel Haklar Şartının 23 üncü maddesine göre, “Eşitlik ilkesi,
eksik temsil edilen cinsiyet lehine olan tedbirlerin muhafazasını veya kabul
edilmesini engellemez.” Benzer hükümler, yaşlılar, çocuklar ve engelliler gibi
özel surette korunmayı gerektiren toplum kesimleri için de sözkonusudur. Bu
sebeple, Anayasanın “Eşitlik” maddesinde yer alan bu hüküm, Avrupa Birliği
hukukuyla uyumun sağlanması bakımından da önemlidir.
Dördüncü fıkrada eşitlik ilkesinin devlet organlarına ve idare makamlarına
yüklediği sorumluluk ifade edilmiştir. Bu anlamda, devletin ülkede mevcut olan
etnik, kültürel, dilsel ve dinsel çeşitliliğe saygı yükümlülüğü, hem temel hak
ve hürriyetleri koruma hem de insan haysiyetine saygı yükümlülüğünün kaçınılmaz
sonucudur. Devlet, toplumu oluşturan bireylerin tüm farklılıklarıyla barışçıl
bir şekilde bir arada yaşamasını sağlamaya yönelik her türlü tedbiri almak
durumundadır. Bunun da yolu, öncelikle Devletin bu tür farklılıkları bir
zenginlik kaynağı olarak görmesinden geçmektedir.
Madde 10- Anayasanın en üstün hukuk
normunu oluşturduğuna, dolayısıyla tüm kişi ve kurumları bağladığına dair bu
ilke, 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarında da yer almıştır. Bu nedenle, hüküm aynen
korunmuştur.
Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve
diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olması, bütün bu organ
ve kişilerin yapacakları işlemlerde Anayasaya aykırı davranamayacakları ve
Anayasa hükümlerinin hukuk sistemi içinde temel hukuk kuralları olarak
uygulanacağı anlamına gelmektedir. Bir başka deyişle, Anayasa hükümleri
gerektiğinde kanunlar gibi uygulanabilecektir. Kanunların Anayasaya aykırı
olamayacağı hükmü ise, anayasal demokrasilerin temel ilkelerinden olan
“anayasanın üstünlüğünü” ifade etmektedir. Bu ilkeye göre de, kanunlar ve diğer
düzenlemelerin Anayasaya uygun olması zorunludur.
Madde 11- Bu madde, 4 üncü maddeye paralel bir biçimde, insan haysiyetini temel
hak ve hürriyetlerin kaynağı olarak vurgulamaktadır. Böylece insan haysiyetinin,
insan haklarının temelini oluşturduğu yönündeki çağdaş anlayış Anayasaya
yansıtılmıştır. Bunun dışında, temel hakların sahip olduğu, “dokunulmaz”,
“devredilmez”, “vazgeçilmez” gibi evrensel nitelikler muhafaza edilmiştir.
Diğer yandan, 1982 Anayasasının 12 nci maddesindeki “Temel hak ve hürriyetler,
kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da
ihtiva eder” fıkrasına yer verilmemiştir. Böyle bir hüküm, 1982 Anayasasından
önce hiçbir anayasamızda bulunmamaktadır. Haklar ve ödevler farklı
kategorilerdir. Birincisinin kullanılması, her zaman ikincisinin yerine
getirilmesine bağlanamaz. Bu nedenle, temel hakların kullanılmasını, kişinin
ödev ve sorumluluklarını yerine getirmesi şartına bağlamış izlenimi veren böyle
bir ifadenin hürriyetçi bir anayasada yer almaması gerekir.
Madde 12- 1982 Anayasasının 13 üncü maddesi, 2001 yılında yapılan değişiklikle,
temel hak ve hürriyetler bakımından “genel sınırlama” maddesi olmaktan çıkmış ve
büyük ölçüde “genel koruma maddesi”ne dönüşmüştür. Bu amaçla, Anayasadaki tüm
haklar için geçerli olan genel sınırlama sebepleri çıkarılmış, “öze dokunma”
yasağı ile “lâik Cumhuriyet gerekleri” kavramı da bu maddeye eklenmiştir.
Böylece maddenin ilk cümlesi temel hak ve hürriyetleri sınırlamanın şartlarını,
ikinci cümlesi ise sınırlamanın sınırlarını belirten bir sistematiğe
kavuşmuştur. Bu sistematik aynen korunmuştur. Ancak, buradaki tek problem, Alman
Anayasasından alınarak ilk kez 1961 Anayasasında yer verilen “öze dokunma”
yasağının sınırlamanın şartı olarak sunulmuş olmasıdır. Gerçekte bu kavram,
sınırlamanın sınırı olarak kullanılabilecek nihaî kriter niteliği taşımaktadır.
Bu sebeple, öze dokunma yasağı, yeni düzenlemede, 1961 Anayasasında olduğu gibi
birinci fıkranın sonunda müstakil bir cümle olarak yer almıştır.
Sınırlamanın sınırı olarak kullanılan “lâik Cumhuriyetin gerekleri” ifadesi,
demokratik ülkelerin anayasalarında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde ve en
önemlisi bizim anayasa geleneğimizde bulunmayan bir kavramdır. Lâiklik veya
“lâik Cumhuriyetin korunması” normalde temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması
nedenlerinden birisi olarak kullanılmaktadır. Sınırlama sebebi olarak kullanılan
bir kavramın aynı zamanda sınırlamanın sınırı olarak kullanılması zordur.
Ayrıca, bir sınırlamanın “Anayasanın sözüne ve ruhuna aykırı” olamaması demek,
öncelikle “lâik Cumhuriyetin gerekleri”ne aykırı olamaması demektir. Anayasanın
2 nci maddesinde Cumhuriyetin değiştirilemez nitelikleri arasında yer alan
lâiklik, Anayasanın hem sözünün hem de ruhunun parçasıdır. Buna ilâve olarak,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin benimsediği kriter olan “demokratik toplum
düzeninin gerekleri”, hürriyetçi bir yaklaşımla yorumlandığında temel hak ve
hürriyetler için yeterince güvence sağlayacaktır. Bu gerekçelerle, 1982
Anayasasına 2001 yılında giren bu kavrama yer verilmemiştir.
Ayrıca, yabancıların temel hak ve hürriyetlerinin milletlerarası hukuka uygun
olarak kanunla sınırlanabileceğine dair hüküm de müstakil bir madde yerine bu
maddenin ikinci fıkrası olarak düzenlenmiştir.
Madde 13-
Alternatif 1
1982 Anayasasının 14 üncü maddesi, ihtiva ettiği soyut ve belirsiz kavramlarla
kötüye kullanma yasağından ziyade, temel hak ve hürriyetlere ilâve sınırlamalar
getiren bir madde olarak kullanılagelmiştir. Dolayısıyla, bu maddede kötüye
kullanma yasağı Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinin 30 uncu ve Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinin 17 nci maddelerine uygun olarak formüle edilmiştir.
Alternatif 2
1982 Anayasasının 14 üncü maddesinde 2001 yılında yapılan değişikliklerle kötüye
kullanma yasağı, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinin 30 uncu ve Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinin 17 nci maddelerindeki düzenlemelere yaklaşmıştı.
Bu madde önemli ölçüde korunmakla birlikte, kötüye kullanma yasağının ifade
hürriyetini keyfî şekilde sınırlandırmada kullanılmasını önlemek amacıyla,
birinci fıkradaki “… bozmayı ve ... kaldırmayı amaçlayan faaliyetler” ifadesi,
“… bozmaya ve … kaldırmaya yönelik eylemler” olarak değiştirilmiştir.
Diğer yandan, kötüye kullanma yasağına aykırı davrananlara yönelik müeyyideler
zaten kanunla düzenleneceği için, bunun ayrıca ifadesi gereksiz tekrar olarak
görülmüştür.
Madde 14- Millet hayatı ve ülke için ağır tehlike ve tehditlerin ortaya çıktığı
savaş, seferberlik, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde, temel hak ve
hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceğini hükme
bağlayan 1982 Anayasasının 15 inci maddesi hükmü, bazı değişikliklerle
tekrarlanmaktadır.
Yapılan düzenlemede “kısmen veya tamamen” ibaresine, ölçülülük ilkesi içinde
mündemiç olduğundan dolayı yer verilmemekte, bunun yerine “sınırlandırılabilir
veya durdurulabilir” ibaresi kullanılmakta; sınırlama veya durdurmanın
milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklerin ihlâl edilmemesi ve durumun
gerektirdiği ölçüde olması yönündeki ilkeler ise korunmaktadır. Böylece, birinci
fıkrada öngörülen ağır tedbirlerin, temel hak ve hürriyetler için sınırsız ve
dayanaksız bir tehdit oluşturmalarının önlenmesi amaçlanmaktadır.
İkinci fıkrada ise, önemleri sebebiyle hiçbir halde, hiçbir sebeple ve surette
sınırlanamayacak ve durdurulamayacak olan temel hak ve hürriyetler
sayılmaktadır.
Madde 15- Bütün hak ve hürriyetlerin varlık şartı olan yaşama hakkı, müstakil
bir maddede düzenlenmiştir. 1982 Anayasasının 17 nci maddesi, sistematik
olmaktan uzak bir şekilde, hem yaşama hakkını, hem işkence yasağını, hem de
vücut bütünlüğünün dokunulmazlığını düzenlemekteydi. Bu nedenle, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi esas alınarak madde yeniden düzenlenmiş ve Sözleşmede yaşama
hakkının sınırları arasında sayılmayan “sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde
yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması” durumu istisnalar arasından
çıkarılmıştır. Buna göre, sıkıyönetim veya olağanüstü halde bile olsa yaşama
hakkına bu maddenin ikinci fıkrasında tadadî olarak belirtilen durumların ve
şartların dışında müdahale edilemeyecektir.
Madde 16- Bu madde, 1876 Kanunu Esasîsinden beri anayasalarımızın hepsinin yer
verdiği işkence ve eziyet yasağını düzenlemektedir. Kanunu Esasînin 26 ncı
maddesinde yer alan “İşkence ve sair her nevi eziyet katiyen ve külliyen
memnudur” hükmüyle işkence ve kötü muamelenin mutlak bir yasak olduğu ifade
edilmişti. Bu hüküm değişik ifadelerle de olsa 1961 ve 1982 Anayasalarında
korunmuştur. 1982 Anayasasının 17 nci maddesinde düzenlenen işkence ve eziyet
yasağı ile kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağına ilişkin hükümler, burada
müstakil bir maddede toplanmıştır. Ayrıca, “eziyet”ten daha geniş kapsamlı olan
“kötü muamele” kavramı tercih edilmiştir.
İşkence ve kötü muamele yasağı, savaş ve seferberlik dahil olağanüstü şartlarda
bile sınırlandırılamayacak mutlak bir yasaktır. Hiçbir şart altında, hiç
kimseye, hiçbir şekilde işkence ya da kötü muamele yapılamaz.
Madde 17- 1982 Anayasasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 4 üncü maddesine
paralel olarak düzenlediği 18 inci maddesi aynen korunmuştur. Madde, “zorla
çalıştırma” ve “angarya” yasağı” ile zorla çalıştırma sayılamayacak olan
istisnaları düzenlemektedir. Serbest iradeyi gerektiren çalışmanın kişiye zorla
kabul ettirilmesi hem kişi hürriyetleriyle bağdaşmaz, hem de kötü muamele
oluşturur. Kişinin emeğinin karşılığını almadan zorla çalıştırılması anlamına
gelen angarya da aynı sebeple yasaklanmaktadır.
Buna karşılık, maddenin ikinci fıkrasında zorla çalıştırma sayılmayacak haller
sınırlayıcı bir şekilde sıralanmaktadır.
Madde 18- 1982 Anayasasının 19 uncu maddesinde 2001 yılında bir dizi değişiklik
yapılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları ışığında yapılan bu
değişikliklerle, hürriyetinden mahrum bırakılan kişilerin haklarında önemli
iyileştirmeler yapılmıştır. Bu nedenle, 19 uncu madde hükümleri önemli ölçüde
korunmuştur. Ancak, madde, daha kolay anlaşılabilmesi amacıyla, yeniden
sistematize edilmiştir.
Ayrıca, hâkim kararı olmadan yapılabilecek yakalamalara önleme amaçlı
yakalamalar da ilâve edilmiştir. Buna göre, maddenin birinci fıkrasının (c), (ç)
ve (d) bendlerinde belirtilen kişilerin topluma zarar vermelerini veya bizatihi
zarar görmelerini engellemek amacıyla, hâkim kararı olmadan hürriyetlerinden
mahrum bırakılmalarının mümkün olduğu belirtilmiştir.
Madde 19- 1982 Anayasasının 20 nci maddesinde 2001 yılında gerçekleştirilen
değişikliklerle “özel hayatın ve aile hayatının gizliliği” konusunda önemli
iyileştirmeler yapılmıştır. Bu nedenle madde hemen hemen aynen korunmuştur.
Maddenin birinci fıkrasındaki “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı
gösterilmesini isteme hakkına sahiptir” şeklindeki cümle, zaten ikinci cümlede
mündemiç olduğu için çıkarılmıştır. Nitekim, 1961 Anayasasının 15 inci
maddesinin ilk fıkrasında bu yasak “Özel hayatın gizliliğine dokunulamaz”
şeklinde ifade edilmişti.
İkinci fıkrada bu hakka yönelik sınırlama sebepleri Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin aynı hakkı koruyan 8 inci maddesinin ikinci fıkrasındakilere
paraleldir. Bu nedenle sınırlama sebepleri değiştirilmeksizin yeniden ifade
edilmiştir.
Bu ve devam eden maddelerde korunan hakları sınırlandırmada kullanılan “millî
güvenlik”, “kamu düzeni” ve “genel ahlâk” gibi kavramların dar yorumlanması
gerekmektedir. Aksi takdirde, temel hak ve hürriyetlerin keyfî bir şekilde
sınırlandırılmasının önü açılabilir. Kanun koyucunun, bu konuda sınırlama
getirirken bu maddelerdeki sınırlama sebeplerini tek başına değerlendirmeyip,
konuyu sınırlandırmanın şartlarını ve sınırlarını belirten 12 nci maddeyle
birlikte ele alması gerekmektedir.
Madde 20- Uluslararası insan hakları metinlerinde yer almakla birlikte önceki
anayasalarımızda olmayan kişisel bilgi ve verilerin korunması hükmü, Devlet
organları ve özel kuruluşlar elindeki kişisel bilgilerin daha etkin korunmasını
sağlamak amacıyla Anayasaya konulmaktadır.
Madde 21- 1982 Anayasasının 2001 Anayasa değişikliğiyle iyileştirilen 21 inci
maddesi, sınırlama sebepleri yeniden ifade edilerek aynen korunmuştur.
1982 Anayasasının 21 inci maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, konut
dokunulmazlığı da özel hayatın korunmasına ilişkin bir unsurdur ve konut her
türlü ihlâlden masun tutulmadıkça kişinin özel hayatı korunmuş olmayacaktır.
Madde 22- 1982 Anayasasının 22 nci maddesinde 2001 yılında gerçekleştirilen
değişikliklerle haberleşme hürriyetinin daha iyi korunmasına yönelik
iyileştirmeler yapılmıştır. Bu nedenle, sözkonusu madde sınırlama sebepleri
yeniden ifade edilmek suretiyle aynen korunmuştur.
Burada yapılan en önemli değişiklik, 1982 Anayasasının 22 nci maddesinin son
fıkrasındaki “İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda
belirtilir” hükmüne yer verilmemesidir. Haberleşme hürriyetine yönelik sınırlama
sebepleri, zaten maddenin ikinci fıkrasında sayılmıştır ve bunların muhatabı
kamu kurum ve kuruluşlarıdır. Bu sebeplerin dışında “istisnalar” yaratmak,
haberleşme hürriyetinin korunmasını zorlaştıracaktır.
Madde 23- 1982 Anayasasında 2001 yılında yapılan değişiklikler sonucunda genel
sınırlama sebepleri kaldırıldığı için seyahat hürriyetinin “sağlık” nedeniyle
sınırlandırılamayacağı gibi bir izlenim ortaya çıkmıştır. Gerçekten de 1961
Anayasasının 18 inci maddesi “salgın hastalıkları önleme” amacını, yerleşme ve
seyahat hürriyetini sınırlama sebepleri arasında saymıştı. Bu eksikliği gidermek
amacıyla seyahat hürriyetini sınırlama sebebi olarak “genel sağlığı korumak”
amacı ilâve edilmek suretiyle madde yeniden düzenlenmiştir.
Madde 24- Din hürriyeti, inanç ve ibadet hürriyetinden oluşur. İnanç
hürriyetinin muhtevasında ise, birincisi, herkesin dilediği inanç ve kanaate
sahip olabilmesi şeklinde olumlu, ikincisi de, dilerse hiçbir inanca sahip
olmama şeklinde olumsuz, birbirinden farklı ve birbirini tamamlayan iki yön
bulunmaktadır. İnanç hürriyeti sadece bireylere herhangi bir dine inanma
hürriyetini tanımakla kalmaz, onlara inançlarının içeriğini ve niteliğini
tamamen kendi kanaatlerine göre belirleme ve dilediği takdirde bunları
değiştirebilme hakkını da verir. Devletin din kurallarının anlam ve
içeriklerinin belirlenmesi ve yorumlanması konusunda hiçbir müdahalesi söz
konusu olamaz. İbadet hürriyetine gelince, bu da kişinin inandığı dinin
gerektirdiği bütün ibadetleri, âyin ve törenleri serbestçe yapabilmesi ve
başkaları üzerinde cebir ve şiddet kullanmamak, genel ahlâka ve kamu düzenine
aykırılık oluşturmamak şartıyla inancına göre yaşayabilmesini ifade eder.
Bu düşünceler temelinde, din hürriyeti ile ilgili olarak 1982 Anayasasının 24
üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “14 üncü madde hükümlerine aykırı
olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir” hükmüne, gereksiz bir
tekrar olduğu için yer verilmemiştir. 14 üncü maddede düzenlenen kötüye kullanma
yasağı, tüm hakları kapsayan genel bir hüküm olduğu için, temel hak ve
hürriyetleri düzenleyen maddelerde ayrıca belirtilmesine gerek yoktur. Kaldı ki,
bu maddenin son fıkrası din hürriyeti için özel bir kötüye kullanma yasağı da
içermektedir.
Bu maddenin ikinci fıkrası din hürriyetinin mutlak, üçüncü fıkrası ise sınırlı
boyutunu ifade etmektedir. “İbadet, dinî âyin ve törenler”, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinde bu hak için öngörülen sınırlamalara tâbi kılınmıştır.
Maddede yer verilen en önemli hükümlerden biri, Devlete çocukların eğitimi
alanında ebeveynin dinî ve felsefî inançlarını dikkate alma yükümlülüğü getiren
düzenlemedir. Bu hüküm, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ek 1 Nolu Protokolün 2
nci maddesine paralel olarak düzenlenmiştir.
Alternatif 1
Dördüncü fıkrada din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında
okutulan zorunlu dersler arasından çıkarılarak, 1961 Anayasasında olduğu gibi
din eğitimi ve öğretimi isteğe bırakılmıştır. Ancak, 1961 Anayasasından farklı
olarak, devlete kişilerin ya da küçüklerin kanunî temsilcilerinin din eğitimi ve
öğretimi konusundaki taleplerinin gereğini yerine getirme yükümlülüğü
yüklenmiştir. Bu düzenleme, bir yandan 1982 Anayasasının 24 üncü maddesinde yer
alan zorunluluğu ortadan kaldırması, diğer yandan da sadece bu eğitimden
yararlanmak isteyenlerin talepte bulunmalarını gerektirmesi sebebiyle hem lâik
düşünceyle, hem de hürriyetçi bir zihniyetle bağdaşmaktadır.
Alternatif 2
Dördüncü fıkrada, din kültürü ve ahlâk bilgisi öğretiminin, ilk ve ortaöğretim
kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında bulunmasına yönelik düzenleme
korunmakla birlikte, isteyenlerin bu derslerden muaf tutulacakları
belirtilmiştir. Bu şekliyle, fıkra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesiyle de uyumlu
hâle getirilmiştir. Zira Strasbourg organları, muaf tutulma yollarının açık
olması ve derslerde “Devletin, ebeveynin dinî ve felsefî inançlarına saygı
gösterilmediği değerlendirmesine fırsat verecek şekilde bir aşılama (endoktrinasyon)
amacı gütmemesi” durumunda zorunlu din dersleri uygulamasını Sözleşmeye aykırı
bulmamaktadırlar.
(5) numaralı fıkranın her üç alternatifi için geçerli olmak üzere
Maddenin son fıkrasındaki istismar yasağı yeniden düzenlenerek, bu hürriyetin
demokratik ve lâik anayasal düzeni dinî esaslara dayandırmaya yönelik eylemler
şeklinde kullanılması yasaklanmıştır. Böylece, neyin “siyasî veya kişisel çıkar
yahut nüfuz sağlama” sayılayacağı gibi son derece belirsiz ve kişiye göre
değişen ve uygulamada keyfîliğe yol açabilecek bir sınırlama sebebi
kaldırılmıştır.
Madde 25- Bu madde hiç kimsenin düşünce, vicdan ve kanaatlerini açıklamaya
zorlanamayacağını, bunlardan dolayı hiçbir surette kınanamayacağını ve
suçlanamayacağını belirtmektedir. Bu hürriyet, ifade hürriyetinden farklı
olarak, kişilere olağanüstü durumlarda dahi sınırlanamayan mutlak bir koruma
getirmektedir.
Madde 26- 1982 Anayasasının “Bilim ve sanat hürriyeti” başlıklı 27 nci maddesi,
önemli ölçüde ifade hürriyetinin bir parçasını düzenlediği için bu maddeye dahil
edilmiştir. Madde başlığı da düşünceyi açıklama, yayma, bilimsel ve sanatsal
faaliyette bulunma, bu alanlarda araştırma yapma hürriyetlerinin tamamını
kapsayan bir kavram olan “ifade hürriyeti” şeklinde belirlenmiştir. Böylece,
madde biçimsel olarak da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 uncu maddesiyle
paralel hâle getirilmiştir.
Üçüncü fıkrada sayılan sınırlama sebepleri bireyleri koruyucu yönde
genişletilmiştir. Bu bağlamda, daha önceki anayasalarımızda yer alan sınırlama
sebeplerinden ayrı olarak, “savaş kışkırtıcılığının engellenmesi” ile
“ayrımcılık, düşmanlık veya kin ve nefret savunuculuğunun önlenmesi” de ifade
hürriyetini sınırlama amaçları arasında sayılmıştır.
1982 Anayasasının 26 ncı maddesinin son iki fıkrasına bu düzenlemede yer
verilmemiştir. “Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin
düzenleyici hükümler”in ifade hürriyetinin sınırı sayılmayacağına dair hüküm iki
nedenle gereksizdir. Birincisi, bu hüküm zaten kısmen maddenin birinci
fıkrasının son cümlesinde mevcuttur. İkincisi, bu tür düzenleyici işlemler ifade
hürriyetinin sınırlanmasına ilişkindir ve maddenin üçüncü fıkrası hükümleri
tarafından zaten düzenlenmektedir. Bu hükümlere ve Anayasanın 12 nci maddesinde
belirtilen kriterlere uygun olarak yapılan sınırlamalar ifade hürriyetinin
ihlâli olarak kabul edilmemektedir.
Aynı gerekçelerle, “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında
uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir” şeklindeki son fıkra da
gereksizdir. Ayrıca, bu fıkra ifade hürriyetine yeni sınırlamalar konabileceği
izlenimi verdiği için sakıncalı görülmüştür.
Madde 27- 1982 Anayasasının basın ve yayınla ilgili toplam beş maddesinde yer
alan esaslar, bu konudaki dağınıklığı ve muhtemel karışıklığı gidermek amacıyla
tek bir maddede toplanmıştır. Ayrıca, insan hakları sözleşmelerinde de,
demokratik ülkelerin anayasalarında da basınla ilgili hükümler bizdeki gibi uzun
değildir.
Basın hürriyetinin, esasen ifade hürriyetinin özel bir şekli olması sebebiyle,
26 ncı maddedeki sınırlama sebeplerinin bu hürriyet için de kullanılması
yeterlidir. Bundan dolayı, 1982 Anayasasının 28 inci maddesinin beşinci
fıkrasında sayılan sınırlama sebeplerine burada yer verilmemiştir. Ayrıca, aynı
fıkrada bulunan tedbir yoluyla dağıtımın önlenmesi de basının sansür
edilemeyeceğine dair hükümle bağdaşmayacağı için maddeden çıkarılmıştır. Diğer
yandan, yayınların durdurulması, toplatılması ve kapatılmasına ilişkin genel
prensip belirtildikten sonra, bu konudaki düzenlemeler kanuna bırakılmıştır.
Masumiyet karinesini ihlâl eden yayın yapılamayacağını hükme bağlayan düzenleme
ise, özellikle soruşturma ve kovuşturma aşamalarında kişilerin kimliklerinin
açıklanarak haksız yere mağdur edilmelerini önlemeye yöneliktir.
1982 Anayasasının 133 üncü maddesiyle düzenlenen radyo ve televizyon
istasyonlarının kurulmasına dair hüküm ile Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak
kurulan radyo ve televizyon kurumunun özerkliğini ve yayınlarının tarafsızlığını
öngören hüküm de bu maddede düzenlenmiştir.
Madde 28- Önceki anayasalarımızda ve uluslararası insan hakları sözleşmelerinde
teminat altına alınan mülkiyet hakkı muhafaza edilmiştir.
1982 Anayasasının 35 inci maddesindeki düzenleme esas olarak korunmakla
birlikte, maddenin başlığında da muhtevasına paralel olarak miras hakkına yer
verilmekte ve mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı
olamayacağı yönündeki ilke Anayasadan çıkarılmaktadır.
İkinci fıkrada, “kamu yararı” mülkiyet ve miras haklarının sınırlama kriteri
olarak kabul edilmektedir.
Madde 29- Madde, herkesin dilediği
alanda çalışma, teşebbüs ve sözleşme hürriyetlerini düzenlemektedir. Bu ekonomik
hürriyetlerin korunması, ikinci fıkrada belirtilen sebepler dışında devletin
müdahalesizliğini gerektirmektedir. Bu sebeple, 1982 Anayasasında “Sosyal ve
Ekonomik Haklar” bölümünde yer alan bu hürriyetler, “Kişinin Hakları ve
Hürriyetleri” bölümünde düzenlenmiştir.
Öncelikle madde başlığında da maddenin muhtevasına uygun olarak teşebbüs
hürriyetine yer verilmiştir. Birinci fıkrada 1982 Anayasasında öngörülen
düzenleme sadeleştirilerek korunmuştur.
Genel sınırlama sistemi benimsenmediğinden, maddeye bu hürriyetlerin sınırlama
sebepleri eklenmiştir. Buna karşılık, Devletin, özel teşebbüslerin millî
ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve
kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri almasını öngören hükme, hem
sınırlama sebeplerini düzenleyen ikinci fıkranın yeterli olması, hem de 126 ıncı
maddede öngörülen ilkeler sebebiyle bu maddede yer verilmemiştir.
Madde 30- 1982 Anayasasının 33 üncü maddesi, 1995 ve 2001 yıllarında dernek
hürriyetini genişletici yönde önemli değişikliklere uğramıştır. Bu nedenle,
madde sınırlama sebepleri yeniden ifade edilmek suretiyle aynen korunmuştur.
Ancak, “Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve
usuller kanunda gösterilir” şeklindeki cümle gereksiz olduğu için çıkarılmıştır.
Madde 31- 1982 Anayasasının 34 üncü maddesi 2001 değişiklikleriyle toplantı ve
gösteri yürüyüşü hakkını daha iyi koruyan bir hüküm haline gelmiştir. Burada
gösteri ve yürüyüş ayrı ayrı zikredilmek suretiyle korunan hakkın kullanım alanı
genişletilmiştir. Ayrıca, ikinci fıkradaki sınırlama sebepleri de diğer
maddelerle uyum sağlamak amacıyla yeniden formüle edilmiştir. Bu maddede de,
dernek kurma hürriyetinde olduğu gibi, bu hakkın kullanılmasında uygulanacak
şekil, şart ve usullerin kanunda göserileceğine dair hükme, gereksiz olduğu
gerekçesiyle yer verilmemiştir.
Madde 32- 1982 Anayasasında “Hak arama hürriyeti”, “Duruşmaların açık ve
kararların gerekçeli olması” ve “Kanunî hâkim güvencesi” şeklinde ayrı
maddelerde yer alan hükümler birbiriyle ilgili olması nedeniyle tek madde
halinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı”na ilişkin
6 ncı maddesi de dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir.
Maddede kanunî hâkim ilkesi yerine, 1961 Anayasasının 32 nci maddesinin ilk
şekline uygun olarak, birey bakımından daha etkili bir güvence sağlayan tabiî
hâkim ilkesi benimsenmiştir.
Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı”na ilişkin
hükümlerinin ülkemizde de hayata geçirilmesini sağlayacak ayrıntılı ilkelere yer
verilmiştir.
1982 Anayasasında “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlığı altında yer verilen
kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kullanılamayacağına
dair hüküm, adil yargılamanın bir parçası olduğu için bu maddenin yedinci
fıkrasına taşınmıştır. Ayrıca, hukuka aykırı olarak elde edilen bulguların ceza
davalarında olduğu gibi hukuk davalarında da kullanılamayacağının açıklığa
kavuşturulması amaçlanmıştır. “Zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir”
prensibinden hareketle, hukuka aykırı yollardan elde edilmiş bulguların hukuk
davalarında da delil olarak kullanılamaması hukuk devleti anlayışının bir
gereğidir.
Madde 33- İnsan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik anayasalarda
bireylerin cezaî sorumluluğuna ilişkin açık güvenceler bulunmaktadır. Maddede bu
güvenceler yer almaktadır. Suç ve cezalarla ilgili düzenlemelerin ve uygulamanın
bu ilkelere uygun olması şarttır. Bu sebeple, 1982 Anayasasının 38 inci
maddesinde yer alan hükümler bazı düzeltmelerle korunmuştur.
1982 Anayasasının 38 inci maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Ceza ve ceza yerine
geçen güvenlik tedbirleri”nin ancak kanunla konulabileceğini öngören hükme,
suçlar da eklenerek “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesinin gerektirdiği açıklık
sağlanmıştır.
Madde 34- 1961 ve 1982 Anayasalarında korunan ispat hakkı, ifade hürriyetinin
gelişmesine katkıda bulunabileceği düşüncesiyle, aynen muhafaza edilmiştir.
Madde 35-
Alternatif 1 ve 3
1982 Anayayasasının 66 ncı maddesinde yer verilen “vatandaşlık” tanımı, bazı
kesimleri dışarıda bıraktığı ve yeterince kapsayıcı olmadığı gerekçesiyle
eleştirilmiştir. (Alternatif 1’in kabulü halinde cümlenin devamı: Bu nedenle,
aynı zamanda belli bir ırkın adı olarak kullanılan “Türk” kelimesi yerine,
totolojik olma pahasına “Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşıdır” şeklinde bir formül benimsenmiştir.) (Alternatif 3’ün
kabulü halinde cümlenin devamı: Bu nedenle, maddede temel bir hak olan
vatandaşlığı kanunun öngördüğü esaslara uygun olarak kazananların Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı olduğu belirtilmiştir. Bu formül, vatandaşlığın ırk
temelli ve dışlayıcı şekilde tanımlandığı yönündeki itirazları da giderecektir.)
Alternatif 2
Cumhuriyet dönemi anayasalarının vatandaşlık konusundaki düzenlemeleri, büyük
ölçüde 1876 tarihli Kanunu Esasînin 8 inci maddesinden esinlenmiştir. Bu maddeye
göre “Devleti Osmaniye tâbiyetinde bulunan efradın cümlesine herhangi din ve
mezhepten olur ise bilâ istisna Osmanlı tabir olunur …” 1924 Teşkilatı Esasîye
Kanununun 88 inci maddesi, bu formüldeki “Devleti Osmaniye” tabirini “Türkiye”,
“Osmanlı” kelimesini de “Türk” kelimesiyle değiştirerek neredeyse aynen muhafaza
etmiştir. Buna göre, “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık
itibariyle (Türk) ıtlak olunur.” 1961 ve 1982 Anayasalarının formülü ise
biribirinin aynıdır ve şu şekildedir: “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı
olan herkes Türktür.” Bu formülün ırk temelli ve dışlayıcı olduğu yönündeki
eleştiriler bilinmektedir. Bu eleştirileri karşılamak ve anayasal vatandaşlık
temelinde farklı etnik, dilsel ve dinsel özelliklere sahip kişilerin kendilerini
devletin eşit vatandaşları olarak görmesini sağlamak amacıyla 1924
Anayasasındaki vatandaşlık tanımına dönmenin isabetli olacağı düşünülmüştür.
Madde 36- Madde, 1982 Anayasasının 67 nci maddesinde düzenlenen hakları
korumaktadır. 1995 ve 2001 yıllarında seçme ve seçilme haklarının alanını
genişletici nitelikte değişikliklere uğrayan 67 nci madde, bazı çıkarmalarla
birlikte önemli ölçüde korunmuştur.
Madde 37- 1982 Anayasasına hâkim olan depolitizasyon hedefinin bir gereği olarak
siyasî parti faaliyetleri ciddî şekilde kısıtlanmıştır. 1980 öncesinde faaliyet
gösteren siyasî parti liderlerinin siyaseten yasaklı hale getirilmesinden,
siyasî partilerin kadın kolları ve gençlik kolları gibi yapılanmalarının
yasaklanmasına kadar bir dizi kısıtlama getirilmiştir. Ancak 1987 yılından
itibaren yapılan anayasal değişikliklerle siyasetin ve siyasî partilerin
alanının gitgide genişlediği bir normalleşme süreci yaşanmıştır.
Maddede, 1982 Anayasasının 68 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan siyasî
partilerin Anayasa ve kanunlar çerçevesinde faaliyette bulunacaklarına dair
hükme yer verilmemiştir. Bu gereksizdir, çünkü Anayasa ve kanunlara göre
faaliyette bulunma bütün kurum, kuruluş ve organizasyonlar için geçerlidir.
Ayrıca, siyasî partiler başka türlü faaliyette bulunduklarında gerekli
yaptırımlar bir sonraki maddede zaten belirtilmiştir.
1982 Anayasasının 68 inci maddesinin dördüncü fıkrası, parti yasakları ve
müeyyidelerine ilişkin olduğu için değiştirilerek siyasî partilerin uyacakları
esasları belirleyen 38 inci maddeye aktarılmıştır.
Madde 38- Demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasî
partilerden ancak çok istisnaî ve zorunlu durumlarda vazgeçilebilmelidir. Bu
nedenle siyasî partilerin kapatılmalarının güçleştirilmesi, siyasî hakların
genişletilmesi ve demokrasinin pekiştirilmesi için kaçınılmaz bir gerekliliktir.
Bu amaçla, öncelikle, uyulmadığı takdirde partilerin kapatılmalarına neden olan
esasların sayısı azaltılmıştır. Buna göre siyasî partilerin tüzük veya
programları ile eylemleri insan haklarına, devletin bağımsızlığına, bölünmez
bütünlüğüne, demokrasiye, cumhuriyete ve lâikliğe aykırı olamaz. 1982
Anayasasının 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan siyasî partilere
yönelik “sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü
savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz” şeklindeki yasak, soğuk savaş dönemi
anlayışını yansıtmaktadır ve artık gereksizdir. Ayrıca, her türlü diktatörlük
savunusu, zaten demokrasiyle bağdaşmayacağı için bu tür faaliyetlerde bulunan
siyasî partiler birinci fıkra hükmüne tâbi olabileceklerdir.
Diğer yandan, bir partinin tüzük veya programının bu esaslardan birine aykırı
olması durumunda doğrudan kapatma davası açılması yerine Anayasa Mahkemesi
tarafından ilgili partiye ihtar verilmesine yönelik bir düzenleme yapılmıştır.
Bunun amacı, muhtemel aykırılıkları gidermek için siyasî partilere bir şans
verilmesini sağlamaktır. Ancak siyasî parti bu aykırılıkta ısrar ettiği takdirde
dava açılması mümkün olabilecektir.
Siyasî partilerin malî denetiminin Anayasa Mahkemesi yerine bu konuda uzman bir
kurum olan Sayıştaya verilmesi, bu denetimin daha etkili yapılmasını
sağlayacaktır.
Siyasî partilerin “kapatılması” ile “temelli kapatılması” arasında uygulamada
hiçbir karşılığı olmayan ayrım da ortadan kaldırılmıştır.
Maddede siyasî partilerin “odak” olmasının şartları da ağırlaştırılmıştır. Buna
göre, üyelerin Anayasaya aykırı eylemlerinin “yoğun, sürekli ve ciddî tehlike”
oluşturacak şekilde işlenmesi ve bu fiillerin maddede sayılan parti yetkili
organlarınca açıkça benisenmesi durumunda veya sözkonusu fiillerin bu organlar
tarafından “kararlılık içinde” işlenmesi durumunda ancak bir siyasî partinin
“odak” haline geldiğine karar verilebilecektir.
Alternatif 1
Siyasî partilerin kapatılmalarına neden olan mensuplarının beş yıl süreyle
siyasî yasaklı olması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından ölçülülük
ilkesine aykırılık nedeniyle Sözleşmeye Ek Protokolün 3 üncü maddesinde korunan
“serbest seçim hakkı”nın ihlâli olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle, kapatmaya
neden olan siyasî parti mensuplarının fiilleriyle orantılı olarak bir sonraki
genel ya da yerel seçimlere girmekten menedilmesi şeklinde bir düzenleme
getirilmiştir.
Alternatif 2
Siyasî partilerin kapatılmalarına neden olan mensuplarının beş yıl süreyle
siyasî yasaklı olması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından ölçülülük
ilkesine aykırılık nedeniyle Sözleşmeye Ek Protokolün 3 üncü maddesinde korunan
“serbest seçim hakkı”nın ihlâli olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle, sözkonusu
müeyyideye yer verilmemiştir. Bununla birlikte, siyasî partilerinin
kapatılmasına neden olan milletvekillerinin milletvekilliklerinin düşmesine
ilişkin hüküm ilgili maddede muhafaza edilmektedir. Bir siyasî partinin
kapatılması, başlı başına bir müeyyide teşkil etmektedir. Kapatmaya neden olan
üyelere ayrıca siyasî yasak uygulamak, siyasetin alanını gereğinden fazla
daraltabilmektedir. Diğer yandan, kapatmaya neden olan fiiller suç teşkil
ediyorsa bu kişilere yönelik cezaî müeyyideler zaten uygulanabilecektir. Bu
gerekçelerle, siyasî partilerin kapatılması rejiminde kapatmaya sebep olan parti
mensuplarına yönelik olarak milletvekilliğinin düşmesi dışındaki yaptırımlara
yer verilmemiştir.
Madde 39- 1982 Anayasasının “kamu hizmetine girme hakkı”nı düzenleyen 70 inci
maddesi ile “mal bildirimi”ni düzenleyen 71 inci maddeleri birleştirilerek tek
madde altında yeniden düzenlenmiştir.
Madde 40- Önceki anayasalarda da bulunan bu hüküm, hakkın öznesi olarak “Türk”
kelimesi yerine “vatandaş” kelimesini kullanmak suretiyle aynen korunmuştur.
Madde 41- 1982 Anayasasının 73 üncü maddesinde öngörülen ilkeler büyük ölçüde
korunmuştur.
Sözü edilen madde ile vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin
muaflık, istisna, indirim ve oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği
alt ve üst sınırlar içinde değişiklik yapma konusunda Bakanlar Kuruluna verilen
yetkinin, mahallî idareler tarafından tarh, tahakkuk ve tahsil edilen vergi,
resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler için de mahallî idarelerin karar
organlarına tanınması sağlanmaktadır. Bu suretle, Avrupa Yerel Yönetimler
Özerklik Şartının mahallî idarelerle ilgili olarak öngördüğü ilkelerden birinin
daha ülkemizde hayata geçirilmesi mümkün olacaktır.
Madde 42- Bu madde, benzer özelliklere sahip üç hakkı birleştirmektedir. Kamusal
otoriteler ve özel kuruluşların elinde bulunan kişisel ya da kamusal bilgi ve
belgelere erişme hakkı, yönetimde şeffaflığın sağlanması ve kişilerin
kendileriyle ilgili bilgileri öğrenip gerektiğinde düzeltebilmeleri açısından
oldukça önemlidir. Önceki anayasalarda bulunan dilekçe ve başvuru hakları
korunmuştur.
Maddede yabancıların bilgi edinme hakları mütekabiliyet esasına dayalı olarak
kabul edilirken dilekçe ve başvuru hakları, mütekabiliyet şartına bağlı
olmaksızın yabancıları da kapsayacak şekilde herkese tanınmıştır.
Madde 43- Madde, ailenin toplumun temeli olduğu ifadesiyle evrensel sosyolojik
ve ahlâkî bir gerçekliğe işaret etmekte, bu gerçekliği normatif olarak
düzenlemeye tâbi tutarken, Anayasanın ve evrensel hukuk normlarının temel
ilkelerinden biri olan eşitlik ilkesini vurgulamakta ve ailenin bu nitelikleri
ile her türlü korumadan yararlandığı belirtilerek Devletin görevlerinin genel
çerçevesi çizilmiş olmaktadır.
Madde 44- Çocuk hakları, insan hakları kavramının tarihî gelişiminin ortaya
çıkardığı ve uluslararası belgelerle birçok yeni anayasada yer verilen bir hak
kategorisidir. Türkiye’nin de onayladığı Uluslararası Çocuk Hakları
Sözleşmesinin özünü ifade eden bu madde ile çocuk hakları, Anayasal güvenceye
kavuşturulmuş olmaktadır. Böylece, Cumhuriyetin temelini oluşturan millî
egemenlik gününü, Atatürk’ün çağdaşlaşma idealinin en anlamlı vurgularından
birini oluşturacak biçimde, dünya çocuklarıyla birlikte kutlayan Türkiye’nin
çocuklarına verdiği değeri hayata geçirecek somut politikaların ana çerçevesi de
belirlenmiştir.
Madde 45- Maddenin birinci fıkrası, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi ve Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi başta olmak üzere, uluslararası temel hukuk normları
uyarınca yeniden düzenlenmiştir. Buradaki maksat, Anayasa tarafından insanın
maddî ve manevî varlığının gelişmesi ile ilgili görevler yüklenmiş olan
Devletin, eğitim gibi insan kişiliğini oluşturan temel bir işlevi yerine
getirirken bireysel tercih imkânını içeren bir serbestlik alanına da dikkat
etmesi gerektiğini vurgulamaktır.
Çağdaş hürriyetçi demokrasi ilkeleriyle uyumlu bu yaklaşım uyarınca, maddede
eğitim ve öğretimin demokratik, lâik ve çağdaş eğitim esaslarına uygun şekilde
yapılacağı özenle vurgulanmaktadır.
Beşinci fıkrada, eğitim ve öğretim dilinin Türkçe olduğu belirtilmiştir. Türkiye
Cumhuriyetinin resmî dilinin Türkçe olduğu, değiştirilemez maddelerden olan 3
üncü maddede düzenlenmiştir. Dolayısıyla, her türlü resmî yazışmalarda olduğu
gibi, eğitim ve öğretimde de kullanılacak olan dil Türkçedir. Bununla beraber,
Türkçenin yanında diğer dillerde de eğitim ve öğretim yapılabilmesini sağlamak
amacıyla bu fıkraya yeni bir hüküm eklenmiştir. Buna göre, Türkçeden başka
dillerin eğitim ve öğretimde kullanılmasına ilişkin esaslar, demokratik toplum
düzeninin gerektirdiği eşitlik, çoğulculuk ve katılımcılık gibi ilkelere uygun
olarak kanunla belirlenecektir.
Alternatif 1 ve 2
Aynı şekilde altıncı fıkra hükmü, kültürel farklılıklar ile bireysel hayat tarzı
tercihlerinin tezahürü niteliğinde olan kılık kıyafet farkının, insanın rüşt
yaşını tamamlamış olmakla hayatıyla ilgili tercihlerini de bilinçli bir biçimde
yapabileceğinin kabul edildiği bir çağ olan yükseköğretim çağında bu temel hak
ve hürriyetten yararlanmaya engel oluşturmaması gerektiği mülâhazasıyla
oluşturulmuştur.
Ayrıca, bu maddedeki düzenlemeler, hem hürriyetçi ve çoğulcu demokratik toplum
düzeninin gerekleriyle hem de Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği normlarıyla
Türkiye’nin anayasal düzeni arasında gerçek bir uyumu da gerçekleştirmiş
olmaktadır.
Önceki anayasalarda da bulunan ve “milletlerarası anlaşmaların saklı” olduğunu
belirten hüküm son fıkra olarak muhafaza edilmiştir. Bununla, başta Lozan
Andlaşması olmak üzere Türkiye’nin taraf olduğu andlaşmalarda eğitim ve öğretime
ilişkin farklı hükümlerin korunması amaçlanmaktadır.
Madde 46- Çağdaş toplumun en temel ve vazgeçilmez niteliklerinden biri olan
bireyin çalışma hürriyeti, bireye sözleşme ve teşebbüs serbestliği tanıyan bir
“negatif” hürriyet olarak Devletin ne yapmaması gerektiğini göstermektedir. Bu
niteliği ile Anayasanın “Kişinin Hakları ve Hürriyetleri” bölümünde düzenlenmiş
olan çalışma hürriyetinden farklı olarak çalışma hakkı, Devletin sosyal ve
ekonomik hayatta neleri yapması gerektiğini düzenleyen, bu yönüyle de hem
Devlete bir dizi ödevler yükleyen, hem de bireylere Devletten bu ödevlerini
yerine getirmesini talep etme yetkisini tanıyan bir “pozitif hak”
niteliğindedir. Sadece sosyo-ekonomik bakımdan güçsüz konumda olan “emeğiyle
geçinenler” ve “işsizler” gibi toplum kesimlerinin insan haysiyetine uygun
asgarî hayat standartlarına erişmesini sağlamakla sınırlı olmayıp, insanların
yaş ve cinsiyet gibi farklı özelliklerine ve yer aldıkları somut hayat
şartlarına göre bulundukları dezavantajlı konumdan kurtulmalarını amaçlayan
farklı muamelelere tâbi kılınmalarını da düzenleyen bu hüküm, aslında çağdaş
demokratik toplum düzeninin en temel güvencesi olan vatandaşlık bilincinin
oluşması için hayatî öneme sahip sosyal ve ekonomik şartların sağlanması
gerektiğini hukuk düzeninin temelleri arasına yerleştirmektedir. Madde, daha
önceki anayasalarda farklı maddeler hâlinde yer almış olan hükümleri yeniden ve
bu defa tek bir madde hâlinde düzenlemek suretiyle oluşturulmuştur.
Madde 47- Bu hükümde 1961 Anayasasının ilk haline paralel bir düzenleme
benimsenmiştir. Birinci fıkrada “işçiler” yerine “çalışanlar” terimi, emeği ile
geçinen tüm toplum kesimlerini, en geniş anlamda kamu hizmeti görevlilerini de
kapsayacak biçimde kullanılmıştır. Kamu hizmeti görevlilerinin sendika kurma
hakları şüphesiz diğer çalışanların hakkından farklı biçimlerde düzenlenmeyi
gerektirebilecektir.
İkinci fıkra, sendikaların yozlaşmasına ve demokratik düzene aykırı
faaliyetlerde bulunmalarına engel olacak bir güvence olarak düzenlenmiştir.
Üçüncü fıkra, bu hakkın sınırlandırılma sebeplerini ifade etmekte, böylece
hakkın esas, sınırlandırmanın istisna olduğu anlayışına uygun bir biçimde,
kanunla getirilebilecek sınırların sınırlarını da işaret etmiş olmaktadır.
Madde 48- Maddenin ilk iki fıkrasında kısmen 1961 Anayasasına dönülmüştür. Grev
hakkı sadece işçiler için anayasal bir hak olarak düzenlenmiştir. İşçi niteliği
taşımayan kamu hizmeti görevlilerinin bu hakla ilgili durumları kanun koyucunun
tercihine bırakılmıştır. Toplu iş sözleşmesi ve grev hakkı ile ilgili ayrıntılı
sınırlandırma sebepleri ve hakkın kötüye kullanımı ile ilgili yasaklar Anayasa
yerine kanunla düzenlenecek ayrıntılı hususlardandır. Bu nedenle, maddenin
üçüncü fıkrasında sadece bu hakkın sınırlandırılmasına ilişkin sebeplere işaret
edilmekle yetinilmiştir.
Madde 49- Hem Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında yer alan “sosyal devlet”
ilkesinin, hem de Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar
Sözleşmesi ile Avrupa Birliği Sosyal Şartı gibi çağdaş milletlerarası normların
zorunlu bir sonucu olarak Devlet, vatandaşlarına sağlıklı bir hayat sürme
imkânını sağlamak ve bu anlamda etkili işleyen bir sosyal güvenlik ve yardım
sistemini hayata geçirmek yükümlülüğü altında bulunmaktadır. Daha önceki
anayasalarda farklı maddeler halinde ve dolayısıyla sanki farklı hak
kategorilerini oluşturuyormuş gibi ayrı ayrı düzenlenmiş olan sağlık ve sosyal
güvenlik ile ilgili hakları bu defa tek bir madde içinde yeniden
sistemleştirerek düzenleyen bu madde, en geniş anlamıyla sağlıklı bir hayat
sürmenin sosyal güvenlik ve sosyal yardım ve hizmet kavramlarından
ayrılamayacağını kabul etmiş olmaktadır. Bu bütünleşmiş anlamı ile burada
getirilen düzenleme, Devletin sosyo-ekonomik fonksiyonlarını en alt düzeyde
tutmayı amaçlayan liberal anlayışların bile pratikte kaçınamadıkları bir temeli
işaret etmektedir ki bu da, sağlıklı ve sosyal güvencesi sağlanmış bir hayat
imkânı bulan vatandaşın sosyo-ekonomik ve siyasî hayattaki katılımcılığının
olumlu olarak katkı yapacağı güçlü bir demokratik meşruluk zemininin
oluşmasıdır.
Madde 50-Anayasadaki sosyal devlet ilkesinin ve Avrupa Birliği ile Birleşmiş
Milletler nezdinde imzalanıp onaylanmış milletlerarası normların bir gereği
olarak Devletin üstlendiği sosyo-ekonomik hayata ilişkin ödevler ve bu ödevlere
ilişkin bireysel ve kollektif nitelikli haklar, Devletin devasa ölçeklere varan
bir bürokratik mekanizma içinde hantallaşarak hiçbir iş yapamaz hâle gelmesi
veya sınırlı kaynakları ile yapması gerekenler arasındaki dengeyi iyi kuramaması
gibi riskler tarafından tehdit edilmektedir. Bu itibarla Devletin, burada yer
verilen sosyal ve ekonomik haklarla ilgili olarak üstlendiği ödevleri en etkili
bir biçimde nasıl yerine getireceği konusunda, hem teşkilâtlanma, hem de
kaynaklarla ihtiyaçlar arasında öncelikleri iyi tesbit ederek optimum bir denge
kurma serbestliğine sahip olması gerekmektedir. Bu nedenle, Devletin sosyal ve
ekonomik haklar ile ilgili yükümlülüklerinin böyle bir sınırının varolduğu
gerçeği, bu madde ile hukuken de kabul edilmiş olmaktadır.
Madde 51- 1982 Anayasasında 1995 yılında yapılan değişiklikle milletvekili
sayısı dörtyüzelliden beşyüzelliye çıkarılmış, ancak yüz milletvekilliğinin
siyasî partilerin ülke genelinde aldıkları oya göre dağıtılması amacıyla yapılan
bu Anayasa değişikliğinden beklenen sonuç, bu konuda çıkarılan kanunun Anayasa
Mahkemesi tarafından iptali sebebiyle sağlanamamıştır.
Ülke geneli esasına göre yüz milletvekilliğinin dağıtılmasının, uzman kadroların
Meclise girmesini kolaylaştırması bakımından faydalı olacağı gibi ülke geneli
barajı sebebiyle milletvekili çıkaramayan siyasî partilere ülke genelinde
aldıkları oy oranında Mecliste temsil imkânı sağlanması bakımından da faydalı
olacağı düşünülmektedir.
Madde 52- 1982 Anayasasının 77 nci maddesindeki hüküm önemli ölçüde korunmuştur.
Ancak, sözü edilen maddede Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin beş yılda
bir yapılmasının öngörülmesine karşılık, burada bu süre dört yıl olarak
öngörülmüş ve Cumhurbaşkanınca verilecek karara göre seçimlerin yenilenmesine
ilişkin hükme bu maddede yer verilmemiştir.
Seçimlerin beş yılda bir yerine dört yılda bir yapılmasının öngörülmesinin
sebebi, Anayasada beş yıllık bir seçim döneminin öngörülmesine karşılık, son
dönem dışında, uygulamada seçimlerin genellikle dört yılda bir yapılmasıdır.
Madde 53- Madde seçimlerin ertelenmesi ve ara seçime dair esasları
düzenlemektedir. 1982 Anayasasının 78 inci maddesindeki hükümler bazı
değişikliklerle korunmuştur. Öncelikle “geriye bırakma” yerine daha açık bir
kelime olan “erteleme” tercih edilmiştir. haber7
İkinci fıkrada Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçim döneminin beş yıldan dört
yıla indirilmesi sebebiyle, ara seçimlerin genel seçimden iki yıl geçmedikçe
yapılamaması öngörülmüş; böylece, 1961 ve 1982 Anayasalarında ara seçimlere
ilişkin olarak yer alan seçim dönemi yarılanmadan ara seçime gidilmemesi ilkesi
bu düzenlemede de benimsenmiştir. Buna göre, boşalan milletvekilliği sayısının,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin üye tamsayısının yüzde beşini bulması halinde,
ancak genel seçimin üzerinden en az iki yıl geçmiş olması ve genel seçimlere bir
yıldan az zaman kalmamış olması şartıyla ara seçim yapılabilecektir. Boşalan
milletvekilliği sayısı, üye tamsayısının yüzde beşini bulmadığı takdirde o seçim
döneminde ara seçim yapılamayacak ve bu şart gerçekleştiği takdirde ara seçim
sadece Meclisin üçüncü yılı içinde yapılabilecektir.
Ayrıca, bir il veya seçim çevresinden milletvekili kalmaması halinde üç ay
içinde ara seçim yapılmasını zorunlu kılan hükme de, milletvekillerinin
seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil
ettiklerini belirten Anayasa ilkesi gereğince o il veya seçim çevresinde bir
temsil zaafı oluşmayacağı için yeni düzenlemede yer verilmemiştir.
Madde 54- 1982 Anayasasının rasyonelleştirilmiş parlâmentarizm anlayışına uygun
olarak getirdiği seçimlerin Cumhurbaşkanınca yenilenebilmesi hükmü, bazı
nedenlerle hükümetin kurulamamasından dolayı ortaya çıkabilecek siyasî
istikrarsızlığı ve tıkanıklığı önlemeye yöneliktir. Bu nedenle, maddede “yapıcı
güvensizlik oyu” da dikkate alınarak, seçimlerin Cumhurbaşkanınca
yenilenebilmesi şartları yeniden sistematize edilmiştir.
haber7
Madde 55- 1961 Anayasasının en iyi işleyen hükümlerinden biri olduğu için 1982
Anayasasının 79 uncu maddesinde de aynen muhafaza edilmesi uygun görülen
seçimlerin genel yönetimine ilişkin madde, burada da büyük ölçüde korunmuştur.
Maddede, bazı ifade düzeltmeleri dışında, Cumhurbaşkanının halk tarafından
seçilmesi yönündeki düzenlemenin gereği olarak Yüksek Seçim Kurulunun görevleri
arasına Cumhurbaşkanlığı seçimi tutanaklarını kabul etme görevi de eklenmiştir.
Yüksek Seçim Kurulu ile diğer seçim kurullarının görev ve yetkilerinin yanında
teşkilâtının da kanunla düzenlenmesi öngörülmek suretiyle bu kurullara destek
hizmeti verecek birimlerin ve görevlilerinin görev ve yetkileri ile
sorumluluklarının da kanunla belirlenmesi amaçlanmıştır.
Danışma Meclisinin kabul ettiği metinde bulunmayan ve Millî Güvenlik Konseyi
Anayasa Komisyonunca 1982 Anayasasının 79 uncu maddesine son fıkra olarak
eklenen hükme, Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halkoyuna sunulması
işlemlerinin genel yönetimi ve denetiminin de milletvekili seçimlerinde
uygulanan hükümlere göre yapılacağı açık olduğundan yeni düzenlemede yer
verilmemiştir.
Madde 56- Bu madde, Kanunu Esasînin 71 inci maddesindeki “Heyeti Mebusan
âzasının herbiri kendini intihap eden dairenin ayrıca vekili olmayıp umum
Osmanlıların vekili hükmündedir” ifadesiyle başlayan bir anayasal geleneğin
devamıdır. “Milletin temsili” ilkesi, 1924 Teşkilatı Esasîye Kanunu, 1961 ve
1982 Anayasalarında da yer almıştır. Madde aynen korunarak temsilî rejimin
dayandığı temel bir ilkeye yer verilmiştir.
Madde 57- Madde, 1982 Anayasasının milletvekili seçilme yeterliliğini düzenleyen
76 ncı maddesi esas alınarak düzenlenmiştir.
Seçilebilmek için ilkokul mezunu olabilme şartının yerine ilköğretim diplomasına
sahip olma şartı getirilmiş, seçilmeyi engelleyen sebepler ise yeni Türk Ceza
Kanununa uygun olarak yeniden belirlenmiştir. 1982 Anayasasının 76 ncı
maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme tarzı sebebiyle tereddütlere yol açan
hangi suçların affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilmeye engel olacağı
meselesi ise, yeni düzenleme ile tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklığa
kavuşturulmuştur. 1982 Anayasasının 76 ncı maddesinde tek tek sayılan devlet
sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve
teşvik suçları da bir yıldan daha fazla hapis cezasını gerektirdiğinden maddede
ayrıca belirtilmesine gerek görülmemiştir.
Hâkimler ve savcılar ile bu meslekten sayılanların, Türk Silâhlı Kuvvetleri ve
genel kolluk mensuplarının, valilerin, büyükelçilerin ve rektörlerin
görevlerinin önemi sebebiyle görevlerinden çekilmedikçe aday olamayacakları
hükme bağlanmış; bunların dışındaki kamu hizmeti görevlilerinin ne gibi
şartlarla aday olabileceklerinin belirlenmesi ise kanuna bırakılmıştır.
Bu düzenlemelerle 1961 Anayasasında olduğu gibi aday olmanın memurluktan çekilme
şartına bağlanamayacağının açıkça öngörülmesi suretiyle, seçim güvenliği
bakımından tarafsızlığın korunması da gözönünde bulundurularak, kamu hizmeti
görevlilerinin milletvekili adayı olma imkânları genişletilmiştir.
haber7
Madde 58- 1982 Anayasasının milletvekili andını düzenleyen 81 inci maddesi,
hukuken aynı anlama gelecek kavramları farklı biçimlerde tekrar eden, bu nedenle
de yalın olmayan bir içeriğe sahiptir. Yapılan düzenlemeyle, tekrar niteliği
taşıyan kavramlara yer verilmeyerek maddeye daha sade bir içerik
kazandırılmıştır.
Madde 59- 1982 Anayasasının 82 nci maddesi bazı düzeltmelerle korunmuştur. Yeni
düzenlemede “özel gelir kaynakları ve özel imkânları kanunla sağlanmış kamu
yararına çalışan derneklerin ve Devletten yardım sağlayan ve vergi muafiyeti
olan vakıfların” ibaresine yer verilmeyerek bu dernek ve vakıfların yönetim ve
denetim kurulları üyelikleri ile bunlarla ilgili maddede sayılan görevler,
milletvekilliği ile bağdaşmayan işler arasından çıkarılmıştır.
Böylece, milletvekillerinin sivil toplum kuruluşlarıyla ilişkilerini sınırlayan
önemli bir engelin kaldırılması amaçlanmaktadır.
Madde 60- Yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığı, milletvekillerinin soruşturma
veya kovuşturma korkusundan uzak ve serbestçe görevlerini yapabilmeleri için
tanınan bir güvencedir. Demokratik rejimlerin neredeyse tamamında
milletvekilleri bu tür güvencelere sahiptir. Bu güvencelerin asıl amacı, siyasî
iktidarların yargısal mekanizmaları harekete geçirmek suretiyle muhalefete
mensup milletvekilleri üzerinde baskı kurmalarını engellemektir. “Kürsü
bağışıklığı” olarak da bilinen yasama sorumsuzluğu, milletvekillerinin kanun
yapma ve siyasî iktidarı denetleme sürecinde görüşlerini serbestçe ifade
edebilmelerine imkân sağlamaktadır. Bu anlamda yasama sorumsuzluğu mutlaktır ve
süreklidir. Başka bir deyişle, milletvekilliği sona erdikten sonra da yasama
çalışmaları sırasında kullanılan oylar veya yapılan konuşmalardan dolayı dava
açılamaz. Buna karşılık, yasama dokunulmazlığı sınırlanabilir ve süreli
niteliktedir; belli suçlarda dokunulmazlık sözkonusu olmadığı gibi,
milletvekilliği sona erdikten sonra da dokunulmazlık kalkmaktadır.
haber7
Dokunulmazlığın sınırları ülkelere göre değişebilmektedir. Örneğin Amerika
Birleşik Devletleri Anayasası, bu sınırı “vatana ihanet, ağır suçlar ve asayişi
ihlâl” suçları olarak belirlemektedir (m. 1/6). Alman Anayasasında
dokunulmazlığın sınırı, “suçüstü hâli veya ertesi günü yakalanma” durumudur (m.
46/2). Danimarka Anayasasına göre milletvekilleri, ancak “suçüstü hâli”nde
yakalanabilir ve yargılanabilirler (m. 57). Aynı şekilde, İspanya Anayasası
sadece “suçüstü hâli”nde milletvekillerinin dokunulmazlığının olmadığını
belirtmektedir (m. 71). İtalya Anayasasına göre “kesin mahkûmiyet veya
tutuklamayı gerektiren bir suçta suçüstü hâli” dışında milletvekillerine
dokunulamaz (m. 68/2). Fransız Anayasasına göre de “ağır suçlar ve orta
ağırlıktaki suçlarda suçüstü hâli ve kesin hükümle mahkûmiyet” sözkonusu
olduğunda dokunulmazlığın kaldırılması için ayrıca bir karar alınmasına gerek
yoktur (m. 26/2).
Alternatif 1
Türkiye’de 1924 Anayasasından itibaren yasama dokunulmazlığının temel esasları
çok fazla değişmemiştir. 1924 Anayasasının 17 nci maddesi, “Gerek intihabından
evvel gerek sonra aleyhine cürüm isnat olunan bir mebusun maznunen isticvabı
veya tevkifi veyahut muhakemesinin icrası Heyeti Umumiyenin kararına menuttur.
Cinaî cürmü meşhut bundan müstesnadır” hükmüyle, dokunulmazlığın tek istisnası
olarak cinayette suçüstü halini kabul etmiştir. 1961 Anayasasının 79 uncu
maddesi ise yasama dokunulmazlığının istisnasını biraz genişleterek “ağır cezayı
gerektiren suçüstü hali” olarak düzenlemiştir. 1982 Anayasasının 83 üncü maddesi
“ağır cezayı gerektiren suçüstü hali”ne, “seçimden önce soruşturmasına
başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar”ı da
eklemiştir. Ancak, 14 üncü maddedeki kötüye kullanma yasağının hangi suçları
kapsadığı belirsizdir.
Bu nedenle, üçüncü fıkrada “ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda
suçüstü hali” dokunulmazlık kapsamı dışında bırakılarak 1961 Anayasasına
dönülmüştür.
Alternatif 2
Türkiye’de 1924 Anayasasından itibaren yasama dokunulmazlığının temel esasları
çok fazla değişmemiştir. 1924 Anayasasının 17 nci maddesi, “Gerek intihabından
evvel gerek sonra aleyhine cürüm isnat olunan bir mebusun maznunen isticvabı
veya tevkifi veyahut muhakemesinin icrası Heyeti Umumiyenin kararına menuttur.
Cinaî cürmü meşhut bundan müstesnadır” hükmüyle, dokunulmazlığın tek istisnası
olarak cinayette suçüstü halini kabul etmiştir. 1961 Anayasasının 79 uncu
maddesi ise yasama dokunulmazlığının istisnasını biraz genişleterek “ağır cezayı
gerektiren suçüstü hali” olarak düzenlemiştir. 1982 Anayasasının 83 üncü maddesi
“ağır cezayı gerektiren suçüstü hali”ne, “seçimden önce soruşturmasına
başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar”ı da
eklemiştir. Ancak, 14 üncü maddedeki kötüye kullanma yasağının hangi suçları
kapsadığı belirsizdir.
Üçüncü fıkrada “ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali”nin
yanında zimmet, irtikâp, rüşvet gibi maddede sayılan bazı suçlar da
dokunulmazlık kapsamı dışında bırakılmıştır. Bu suçlar, zaten milletvekili
seçilme yeterliliğini kaybettiren “yüz kızartıcı suçlar”dır. Esasen, bu yönde
hazırlanan anayasa değişikliği teklifi, 20 nci yasama döneminde Meclis Genel
Kurulunun 22/3/1999 tarihli 61 inci birleşiminde yapılan oylamada
reddedilmiştir.
Milletvekilliği dokunulmazlığını sınırlandırmaya yönelik bu düzenleme,
kamuoyunda bu yönde oluşan beklentileri karşılayacak olması bakımından da
önemlidir.
Dördüncü fıkrada bir yenilik olarak, milletvekillerinin dokunulmazlıktan feragat
edebilmelerine imkân sağlanmaktadır. Ancak beşinci ve altıncı fıkralarla
uygulamada yasama çalışmalarının aksamasını ve keyfîliği önlemek açısından,
dokunulmazlığı kaldırılan ya da feragat eden milletvekillerinin yargılanmasında
bazı ek güvenceler getirilmektedir.
Yedinci fıkrada dokunulmazlığı kaldırılan, feragat eden ya da dokunulmazlık
kapsamı dışında bir suç işleyen milletvekilleri hakkındaki davaların Yargıtayda
görüleceği belirtilmiştir.
Madde 61- 1982 Anayasasının 84 üncü maddesi, milletvekilliği ile bağdaşmayan bir
iş yapma sebebiyle milletvekilliğinin düşmesi halini düzenleyen üçüncü fıkra
hükmü dışında aynen korunmuştur.
Üçüncü fıkradaki milletvekilliği ile bağdaşmayan bir görev veya hizmeti
“sürdürmekte ısrar” etme şartı ise kaldırılarak, bu tür işleri sürdürdüğü tesbit
edilen milletvekilinin milletvekilliğinin düşürülmesi mümkün kılınmıştır.
Madde 62- 1982 Anayasasının aynı
başlıklı 85 inci maddesi bazı düzeltmelerle korunmuştur.
Sözü edilen maddede, istifa eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine
Türkiye Büyük Millet Meclisince karar verilmesi halinde de bu kararın Anayasaya,
kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiası ile iptali için Anayasa Mahkemesine
başvurulabilmesi öngörülmekte iken yeni düzenlemede bu kararlara karşı iptal
talebinde bulunma hakkı tanınmamaktadır. Esasen istifa eden bir milletvekilinin,
istifasının geçerli olduğunun da tespit edilmesinden sonra, milletvekilliğinin
düşmesine ilişkin karara karşı iptal talebinde bulunması düşünülemez.
Diğer taraftan, ilgili milletvekilinin yanında bir diğer milletvekiline de iptal
isteminde bulunma yetkisinin tanınmasının geçerli bir gerekçesi
bulunamayacağından, buna ilişkin hükme de yeni düzenlemede yer verilmemiştir.
Madde 63- Milletvekili ödenek ve yolluklarıyla ilgili olarak 1961 ve 1982
Anayasalarında öngörülen ilkeler bu düzenlemede de korunmuş ve ödeneğin aylık
tutarının en yüksek Devlet memurunun almakta olduğu miktarı, yolluğun da ödenek
miktarının yarısını aşamayacağı hükme bağlanmıştır.
Milletvekillerine ödenecek ödenek ve yollukların kendilerine bağlanan emekli
aylığı ve benzeri ödemelerin kesilmeyeceğine ilişkin olarak 1982 Anayasasının 86
ncı maddesinde yer alan hüküm de muhafaza edilmiştir.
Madde 64- 1982 Anayasasının 87 nci maddesi yeniden düzenlenerek muhafaza
edilmiştir.
Madde, daha kolay anlaşılabilmesi için bentler halinde yeniden düzenlenmiştir.
Genel ve özel af için nitelikli çoğunluğun aranmasına ilişkin hükmün, sadece
ceza hukukuna ilişkin olduğu açıktır.
Madde 65- 1982 Anayasasının 88 inci maddesi aynen muhafaza edilmektedir. Buna
göre, kanun teklifleri milletvekilleri tarafından yapılmakta; kanun tasarıları
ise Bakanlar Kurulunca Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmaktadır.
Madde 66- Kanunların Cumhurbaşkanınca yayınlanmasını düzenleyen bu maddede
önceki anayasalarda olmayan iki yenilik mevcuttur. Birincisi, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin kendisine bir kez daha görüşülmek üzere gönderilen kanunu
aynen kabul etmesi durumunda Cumhurbaşkanının bu kanunu yayınlama süresi üç güne
indirilmiştir. Bunun sebebi, Cumhurbaşkanının zaten kanunu daha önce incelemiş
olmasıdır. İkincisi, maddeye “Cumhurbaşkanının onbeş gün içinde geri
göndermediği veya yayınlamadığı kanunlar”ın Meclis Başkanı tarafından
yayınlanacağına dair bir hüküm eklenmiştir. Bunun amacı da, kanunların
yayınlanmasında ortaya çıkabilecek muhtemel gecikmeleri ve belirsizlikleri
ortadan kaldırmaktır.
Madde 67- 1961 ve 1982 Anayasalarıyla yapılan düzenlemeler büyük ölçüde
korunmuştur. 1982 Anayasasının 90 ıncı maddesinin son fıkrasında 2004 yılında
yapılan değişiklikle, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve hürriyetlere
ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların çatışması halinde milletlerarası
andlaşma hükümlerinin esas alınacağı ilkesi kabul edilmiştir. Bu değişiklik,
temel hak ve hürriyetlerin korunması bakımından önemli bir ileri adım teşkil
etmekle birlikte, bu konuda hüküm verme yetkisinin bütün mahkemelere tanınmış
olması ülke düzeyinde içtihat farklarına neden olabileceği gibi, bu mahkemelerin
tabiatıyla söz konusu kanunu iptal etme yetkisine sahip olmayışları dolayısıyla
kanunun akıbeti hakkında da belirsizlik devam edecektir. Temel hak ve
hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların farklı hükümler
içermesi halinde milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınması yönündeki
düzenleme yerine, kanunların temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası
andlaşmalara aykırı olamayacağının öngörülmesi ve 118 inci madde ile anılan
durumlarda kesin karar verme ve gerekirse ilgili kanunu iptal etme yetkisinin
Anayasa Mahkemesine verilmesiyle, bu sakıncalar bertaraf edilmiş ve birey
hürriyetleri açısından çok daha güvenceli bir durum sağlanmış olacaktır.
haber7
Madde 68- Günümüzün karmaşıklaşmış ve uzmanlık gerektiren devlet hayatı içinde
görevini gereği gibi yerine getirebilmesi için Bakanlar Kuruluna, pozitif
bakımdan kanunlarla aynı güçte olan kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi
verilmektedir.
1961 Anayasasının Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkilerine ilişkin
64 üncü maddesinde 1971 yılında yapılan değişiklikle hukukumuza giren kanun
hükmünde kararname müessesesi 1982 Anayasasında ayrı bir madde olarak
düzenlenmiş ve kanun hükmünde kararnamelerle ilgili olarak bazı yenilikler
getirilmiştir.
Ancak 1982 Anayasası dönemindeki kanun hükmünde kararname uygulaması da Anayasa
Mahkemesinin iptal kararlarında getirdiği yeni ölçütler sebebiyle sürekli
sıkıntılara yol açmış ve çok sayıda yetki kanunu ile kanun hükmünde kararname
hakkında verilen iptal kararları sebebi ile bu müessese uygulanamaz hale
gelmiştir.
Uygulamadaki bu sorunların giderilmesi amacıyla, öncelikle 6 ncı maddeye eklenen
bir hükümle kanun hükmünde kararnamelere ilişkin hükümler saklı tutularak, bu
müessesenin yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesi ile çelişmediği açıklığa
kavuşturulmaktadır.
Anayasanın ikinci kısmının birinci, ikinci ve üçüncü bölümlerinde yer alan temel
hak ve hürriyetler ile bütçe dışındaki her konu kanun hükmünde kararnamelerle
düzenlenebilecektir. Bu çerçevede, Anayasada kanunla düzenlenmesi öngörülen
konularda da, yukarıda belirtilen istisnalar dışında kanun hükmünde kararnameler
çıkarılabileceği açıktır. Böylece, örneğin kanun hükmünde kararname ile
bakanlıkların kuruluş ve görevlerinin veya memurların ve diğer kamu
görevlilerinin malî haklarının düzenlenip düzenlenemeyeceği gibi konulardaki
tereddütlerin de kaldırılması amaçlanmaktadır.
Sıkıyönetim ve olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri kaldırıldığından,
bunların temel hak ve hüriyetlere ilişkin düzenleme yasağından istisna tutulması
konusundaki hükme de yeni düzenlemede yer verilmemiştir.
1961 ve 1982 Anayasalarında yer alan ve yetki kanununda, çıkarılacak kanun
hükmünde kararnamenin amacını, kapsamını, ilkelerini ve kullanma süresini
belirtmeyi zorunlu kılan hüküm de gerek amacı iyi ifade etmemesi, gerekse
uygulamaların da ortaya koyduğu üzere teknik olarak yanlış olması sebebiyle
düzeltilerek yeniden düzenlenmiştir. Öncelikle, 1982 Anayasasının 91 inci
maddesinde, çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin amacının, kapsamının,
ilkelerinin ve kullanma süresinin yetki kanununda gösterilmesi gerektiğinin
hükme bağlanmasına rağmen, uygulamada doğru olarak, yetki kanununun amacı,
kapsamı, ilkeleri ve kullanma süresi gösterilmiştir. Ancak, yasama organı hangi
amaçlarla ve hangi konularda kanun hükmünde kararname çıkarılacağı hakkındaki
iradesini açıkça ortaya koyarak yetki kanunları çıkarmasına rağmen, Anayasa
Mahkemesi zaman zaman amaç, kapsam ve ilke unsurlarının yeterli açıklıkta
olmadığı gerekçesiyle iptal kararları vermiştir. Bu sebeple, yapılan
düzenlemeyle önce yukarıda belirtilen yanlış ifade düzeltilmiş; ayrıca amaç,
kapsam ve ilkeler yetki kanununun unsurları olmaktan çıkarılarak yetki kanununun
“konu”sunun gösterilmesi öngörülmüştür.
Yetki kanununda amaç, kapsam ve ilkelerin gösterilmesi zorunluluğunun
öngörülmemesi, Bakanlar Kuruluna sınırları belli olmayan bir alanda kanun
hükmünde kararname çıkarma yetkisinin verildiği anlamına gelmez. Türkiye Büyük
Millet Meclisinin, yetki kanununun konusunu, geçerlilik süresini ve bu süre
içinde birden fazla kanun hükmünde kararname çıkarılıp çıkarılmayacağını
göstermesi, Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma
yetkisi vermeye ilişkin iradesini açık olarak ortaya koyması için yeterlidir ve
6 ncı madde gereğince yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle de
çelişmeyecektir.
Diğer taraftan, 1961 Anayasasında bulunmayan ve 1982 Anayasası ile getirilen
Bakanlar Kurulunun istifası, düşürülmesi veya yasama döneminin bitmesinin, belli
bir süre için verilmiş olan yetkinin sona ermesine sebep olmayacağı yönündeki
hükme de zait olduğu için yer verilmemiştir.
Yine 1961 Anayasasında bulunmayan ve 1982 Anayasası ile getirilen yeniliklerden
biri olan kanun hükmünde kararnamenin yetki kanununun süresinin bitmesinden önce
onaylanması sırasında yetkinin son bulduğu veya süre bitimine kadar devam
ettiğinin belirtilmesi zorunluluğunu öngören hükme de yukarıda belirtilen
gerekçe ile yer verilmemiştir.
Ayrıca, kanunların Cumhurbaşkanınca yayınlanması ile ilgili ilke aynı gerekçe
ile kanun hükmünde kararnameler için de öngörülmüştür.
haber7
Madde 69- 1982 Anayasasının aynı başlıklı 92 nci maddesi bazı düzeltmelerle
korunmuş, ancak Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplantı halinde olmadığı bir
dönemde ülkenin ani bir silâhlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silâhlı kuvvet
kullanılmasına derhal karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde,
Cumhurbaşkanının Türk Silâhlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verebilmesi
ülke savunması bakımından da siyasî sorumluluğu bulunan Başbakanın teklifi
şartına bağlanmıştır. Bu düzenleme de, parlâmenter rejimin temel ilkelerine
uygun olarak Cumhurbaşkanının hukukî durumunun yeniden belirlenmesinin
gereğidir.
Madde 70- 1982 Anayasasının aynı konuya ilişkin 93 üncü maddesi büyük ölçüde
muhafaza edilmiştir.
Ara verme veya tatil sırasında Meclisi doğrudan doğruya toplantıya çağırma
yetkisi tanınanlar arasına Bakanlar Kurulu da eklenmiş; bu şekilde toplanan
Mecliste öncelikle bu toplantıyı gerektiren konu görüşülmeden ara verme veya
tatile devam edilemeyeceği yönündeki hükme ise toplantıya çağırma gereğinin
yerine getirileceği açık olduğundan ve bu husus İçtüzükte düzenlenecek nitelikte
bulunduğundan yeni düzenlemede yer verilmemiştir.
Madde 71-Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin beş yıl yerine dört yılda bir
yapılması yönündeki değişikliğin gereği olarak yapılan ve ikinci devre için
seçilen Başkanlık Divanının görev süresinin üç yıl yerine genel seçimlere kadar
sürmesini öngören değişiklik dışında, 1982 Anayasasının 94 üncü maddesindeki
düzenleme bazı ifade değişiklikleri yapılarak korunmuştur.
Madde 72- 1982 Anayasasının aynı konuyu düzenleyen 95 inci maddesinin son
fıkrası Meclis İçtüzüğü ile düzenlenebilecek hususlar içerdiğinden yeni metne
alınmamış; maddenin diğer hükümleri bazı ifade değişiklikleri yapılarak muhafaza
edilmiştir.
Madde 73- 1961 Anayasasının 86 ncı maddesinde öngörülen üye tamsayısının salt
çoğunluğu ile toplanma ve katılanların salt çoğunluğu ile karar verme
zorunluluğu sebebi ile bu dönemde Meclisin toplanma ve karar almasında
zorluklarla karşılaşılmıştır.
1982 Anayasasının aynı başlıklı 96 ncı maddesinin gerekçesinde bu zorluklara
işaret edilerek, maddenin Meclis toplantılarına istikrar getirmesi ve daha kolay
karar alınması amacıyla yeniden düzenlendiği belirtilmiştir.
1982 Anayasasının gerekçesinde yapılan düzenlemenin Türkiye Büyük Millet
Meclisinin toplanmasını kolaylaştırdığı açıklandığı halde, bu haliyle de
maddenin yanlış yorumlanmaya açık olduğu anlaşılmıştır. Nitekim, maddede yer
alan “Anayasada, başkaca bir hüküm yoksa, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye
tamsayısının en az üçte biri ile toplanır ve toplantıya katılanların salt
çoğunluğu ile karar verir” şeklindeki hüküm, 11 inci Cumhurbaşkanının seçiminde
farklı yorumlara konu olmuştur. 1982 Anayasasının Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin
102 nci maddesinde “başkaca” bir toplantı nisabı bulunduğu ileri sürülmüş ve
nihayet bu tez Anayasa Mahkemesi tarafından da kabul edilmiştir.
Yapılan düzenlemeyle, bu tür yorumları ve tartışmaları ortadan kaldırmak
maksadıyla, Meclisin tüm kararları için tek bir toplantı nisabı öngörülmüştür.
Buna göre Meclis, herhangi bir karar alırken üye tamsayısının en az üçte biri
ile toplanmak durumundadır. Bunun dışında Anayasada başkaca bir özel toplantı
yeter sayısı bulunmamaktadır. Buna karşılık, karar yeter sayısı konusunda önceki
anayasaların genel ve özel kuralları korunmuştur.
Madde 74- 1982 Anayasasının aynı başlıklı 97 nci maddesi, küçük ifade
düzeltmeleri dışında aynen muhafaza edilmiştir.
Madde 75- 1982 Anayasasının aynı konuyu düzenleyen 98 inci maddesi büyük ölçüde
korunmuştur.
1982 Anayasasının mezkûr maddesinin ikinci fıkrasında, soru önergeleri için yer
alan “Bakanlar Kurulu adına” ibaresine, İçtüzükte açık bir düzenleme
bulunduğundan, Anayasada yer verilmemiştir.
Madde 76- 1982 Anayasasının gensoruyu düzenleyen 99 uncu maddesi, yapıcı
güvensizlik oyuna ilişkin yeni düzenleme dışında büyük ölçüde korunmuştur.
Yapıcı güvensizlik oyunun asıl amacı, hükümet istikrarını korumaktır. Böylece,
yıkmakta birleşen parlâmento çoğunluğunun yeni bir Bakanlar Kurulu oluşturmak
konusunda da birleşmesi hedeflenmektedir. Tek bir partinin parlâmentoda salt
çoğunluğu elde ederek hükümeti kurabildiği örnekler bakımından yapıcı
güvensizlik oyuna ihtiyaç duyulmayabilir. Zaten doğası gereği tek parti ile
kurulan hükümetler, hükümet istikrarını parlâmenter düzenin şartları içinde
azamî olarak korumaktadır. Ancak koalisyon hükümetlerinin kaçınılmaz olduğu
şartlarda, bu tür hükümetlerin karşı karşıya kaldığı en önemli güçlük, hükümetin
istikrarı meselesidir. Türkiye gibi demokrasinin gereği olan uzlaşma geleneğinin
yeterince mevcut olmadığı bir ortamda koalisyon hükümetlerinin kırılganlığı da
güçlü bir ihtimaldir. Nitekim, özellikle 1970’lerin ikinci yarısına hâkim olan
tecrübeler bunu kanıtlamaktadır. Bu yüzden, koalisyon hükümetlerinin
kırılganlığını bertaraf etmek, bu tür hükümetlere azamî istikrar sağlamak
bakımından yapıcı güvensizlik oyunun kabulü büyük önem taşımaktadır.
Madde 77- 1982 Anayasasının meclis soruşturmasını düzenleyen 100 üncü maddesi
bazı ifade değişiklikleri yapılarak korunmuştur.
Madde 78- Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçimleri, özellikle 1961’den itibaren,
sürekli gerilime ve çoğu kez de siyasî krizlere yol açmıştır. Bu durum, kısmen
Cumhurbaşkanlığı makamının sembolik değerinden, kısmen de sahip olduğu görev ve
yetkilerin fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Cumhurbaşkanının halk tarafından
seçilmesi yöntemi, bu tür krizlerin ortadan kalkmasına, dolayısıyla siyasî
istikrara ciddî bir katkı sağlayacaktır. Ayrıca, doğrudan halk tarafından seçim
Cumhurbaşkanının belirlenmesinde siyaset dışı unsurların müdahalesini
engelleyecek, böylece ortaya çıkan “demokrasi açığı”nın büyük ölçüde kapanmasını
sağlayacaktır. Cumhurbaşkanının halk tarafından iki turlu bir seçimle seçilecek
olması temsil krizi tartışmalarını da sonlandıracaktır. Diğer yandan,
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin parlâmenter sistemle
bağdaşmadığına dair görüş ve düşünceler, teorik ve ampirik olarak yanlıştır.
Parlâmenter sistemlerde cumhurbaşkanının sembolik yetkilere sahip olması
esastır, dolayısıyla onun nasıl seçildiği tâli bir konudur. Avrupa’da
parlâmenter sistemle yönetilen bir çok ülkede cumuhurbaşkanı ya da devlet
başkanı halk tarafından seçilmektedir. Sonuç olarak, Cumhurbaşkanının halk
tarafından seçilmesi, gerek daha demokratik bir yöntem oluşu, gerek parlâmento
içinde gereksiz tıkanmalar yaşanması ihtimalini ortadan kaldırması nedeniyle
tercih edilmiştir.
Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıla indirilmiş, fakat Avrupa ülkelerindeki
genel eğilime uygun olarak, en çok iki defa seçilebilmesi öngörülmüştür. Yeniden
seçilebilme, bu görevi başarıyla yürüten cumhurbaşkanının birikim ve
tecrübesinden yararlanmayı da mümkün kılacaktır. Ayrıca bu yöntemle,
Cumhurbaşkanının halk önünde hesap verebilmesine de imkân sağlanmıştır.
Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiğinin kesilmesi ve Türkiye Büyük
Millet Meclisi üyeliğinin sona ermesi hükmü muhafaza edilmiştir.
Cumhurbaşkanlığına seçilebilmek için yüksek öğrenim görme şartı kaldırılmış,
(kabul edilen alternatife göre kalacak veya çıkacak) Cumhurbaşkanı adaylarının
yirmi milletvekilinden başka, ikiyüzbin seçmence de gösterilmesi, katılımcı
demokrasi ilkelerine daha uygun bir çözüm olarak benimsenmiştir.
Madde 79- Bu maddede Cumhurbaşkanının halk tarafından seçiminin esasları
düzenlenmiştir. Kabul edilen sistem, Cumhurbaşkanının mutlaka geçerli oyların
çoğunluğunu kazanmasını zorunlu kılmak suretiyle, temsil kabiliyetini,
dolayısıyla demokratik meşruluğu güçlendirmektedir. Bir ihtimal olarak ikinci
turda tek adayın kalması halinde oylama referandum şeklinde yapılarak seçim
süreci tamamlanabilecektir.
Madde 80- Anlamlarının geniş, belirsiz ve takdire elverişli olmaları nedeniyle,
2 nci madde metninden çıkarılan ve insan hakları vurgusunu zayıflatan “milletin
huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet içinde” ibaresi çıkarılarak ve bazı
ifadeler eklenerek 1982 Anayasasının 103 üncü maddesi muhafaza edilmiştir.
Madde 81- Parlâmenter rejimlerde devlet başkanları veya cumhurbaşkanları,
devleti ve milletin birliğini temsil eden sembolik bir konuma sahiptir. Nitekim,
parlâmenter rejimin tekâmülî olarak ortaya çıktığı İngiltere’de Tac’ın yetkileri
günümüzde tamamen sembolik bir karaktere bürünmüştür. Almanya, İtalya ve İsrail
gibi başlıca parlâmenter cumhuriyetlerde de cumhurbaşkanına önemli yetkiler
tanınmamıştır. Hatta cumhurbaşkanının halk tarafından seçildiği İrlanda,
Bulgaristan ve kısmen Avusturya’da bile, cumhurbaşkanları sembolik bir
konumdadırlar. Cumhurbaşkanına bazı önemli yetkilerin verildiği Portekiz,
Yunanistan, Finlandiya gibi parlâmenter rejimlerde ise zamanla bu yetkilerde
kısıtlamalara gidilmiştir. Dolayısıyle, parlâmenter rejimlerde cumhurbaşkanının
yetkilerinin kısıtlanması yönünde bir eğilim mevcuttur.
Türkiye’de Cumhurbaşkanının 1982 Anayasasının 104 üncü maddesinde listelenen
görev ve yetkileri, parlâmenter rejimle bağdaşmayacak kadar geniştir. Bu kadar
fazla yetkiye sahip bir Cumhurbaşkanının bulunduğu ülkede yürütmenin iki başlı
hale gelmesi ve bu iki baş arasında iktidar çatışmasının yaşanması
kaçınılmazdır. 1982 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra bu çatışma sürekli
yaşanmıştır. Bu nedenle, Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerinin azaltılarak,
bunların ilgili kurum ve kuruluşlara dağıtılması parlâmenter sistemin
normalleşmesi bakımından gereklidir. Cumhurbaşkanının yetkilerinin
düzenlenmesinde parlâmenter rejim ilkeleri, yetki ve sorumluluğun paralelliği
kuralı ve 1961 Anayasasınca benimsenen sistem esas alınmıştır.
Bu çerçevede 1982 Anayasasının 104 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan
“Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını
gözetir” cümlesi çıkarılmıştır. Bu yetki çok geniş ve belirsiz olduğu gibi,
hangi yöntemlerle yerine getirileceği de açık değildir. Bu nedenle böyle bir
cümleye maddede yer verilmemiştir.
1982 Anayasasının 104 üncü maddesinde sayılan diğer yetkilerin bir bölümü
Anayasanın ilgili maddelerinde zaten mevcut olduğundan, bir bölümü de
parlâmenter rejim ilkelerine uygun olarak kaldırıldığından, bu maddede ayrıca
sayılmalarına gerek görülmemiştir.
Aynı ilkeler uyarınca, ikinci fıkrada Cumhurbaşkanının sadece Genelkurmay
Başkanı, vali ve büyükelçilerin atanmalarına ilişkin Bakanlar Kurulu
kararnamelerini imzalayacağı, bunun dışında hangi kararnameleri imzalayacağının
kanun tarafından düzenleneceği belirtilmiştir. Böylece, yürütme organının
sorumlu kanadı olan Bakanlar Kurulunun konumu güçlendirilmiştir.
Diğer yandan, Cumhurbaşkanının tek başına yapabileceği işlemler, Batı
örneklerinde olduğu gibi tahdidî olarak sayılarak, tartışma yaratabilecek
belirsizliklere son verilmiştir.
Madde 82- 1982 Anayasasında yer alan Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı
işlemlere karşı yargı yolunun kapalı olduğuna dair hüküm, Cumhuriyetin
değiştirilemez niteliklerinden biri olan hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu
için benimsenmemiştir.
İkinci fıkrada Cumhurbaşkanının Yüce Divana sevkedilmesi durumunda görevinin
sona ereceği belirtilmek suretiyle, bu konudaki belirsizliklere ve gereksiz
tartışmalara son verilmiştir. Ayrıca Cumhurbaşkanının sorumluluğu konusunda
hangi suçların vatana ihanet suçu teşkil edeceğinin kanunla belirlenmesi
öngörülerek, suç ve cezaların kanunîliği ilkesine uygunluk sağlanmıştır.
Üçüncü fıkrada Cumhurbaşkanının kişisel suçlarından dolayı yasama dokunulmazlığı
hükümlerine tâbi olacağı hükme bağlanarak mevcut belirsizlik ortadan
kaldırılmıştır.
Madde 83- 1982 Anayasasının Cumhurbaşkanlığı makamının seçim dışındaki
sebeplerle boşalması durumundaki vekâleti düzenleyen 106 ıncı maddesi,
“vekillik” yerine “vekâlet” kelimesinin kullanılması dışında, aynen korunmuştur.
Madde 84- Maddede, parlâmenter rejimlerde yürütmenin yetkili ve sorumlu kanadı
olan Bakanlar Kurulunun kuruluşu düzenlenmektedir. Anayasa geleneğimizde
Başbakan Cumhurbaşkanı tarafından milletvekili olanlar arasından atanmaktadır.
Önceki anayasalarda olduğu gibi, burada da hangi milletvekilinin Başbakan olarak
atanacağına dair ayrıntılı düzenlemeye gidilmemiştir. Cumhurbaşkanının Meclis
çoğunluğuna sahip siyasî partinin genel başkanına hükümeti kurma görevi vermesi
anayasal teamüldür. Başbakanın atanmasında temel kriter, atanan milletvekilinin
genel seçimler sonrası oluşan parlâmentoda çoğunluk iradesini temsil etmesi ve
bu anlamda güvenoyu alma sorununun bulunmamasıdır.
Bakanların Cumhurbaşkanınca atanacağına dair kural, parlâmenter rejimin devlet
başkanlarına tanıdığı sembolik görevlerden biridir. Bakanların belirlenmesinde
yetki ve sorumluluk tamamen Başbakana aittir. 1982 Anayasasının Bakanlar
Kurulunda milletvekili olmayan kişilerin de bakan olarak
görevlendirilebileceğine dair hükmü, parlâmento dışında bulunan uzmanlardan da
yararlanmayı mümkün kıldığı için, aynen korunmuştur.
Madde 85- Önceki anayasalarda yer alan Bakanlar Kurulunun göreve başlaması ve
güvenoylamasına ilişkin hükümler, burada da aynen korunmuştur.
Güvenoyu, parlâmenter rejimin temel kavramlarından biri olup yürütmenin yasama
karşısındaki sorumluluğunu ve hesap verebilirliğini ifade etmektedir. Yasama
organının anayasal denetim yollarıyla hükümeti denetleyebilmesi için öncelikle
Bakanlar Kurulunun programını tartışıp ona güvenoyu vermesi gerekmektedir. Diğer
yandan güvenoylaması, hükümetin izleyeceği temel politikalar konusunda
parlâmentoyu bilgilendirmesi ve bu politikaların hayata geçirilmesi için ondan
yetki alması olayıdır. Zira, Bakanlar Kurulunun görevde kalması ve
politikalarını uygulayabilmesi, kanun koyucu organdan alacağı desteğe bağlıdır.
Madde 86- 1961 ve 1982 Anayasalarının paralel hükümleri aynen korunmuştur.
Başbakanın görev esnasında bakanlarıyla değerlendirme yaptıktan sonra güvenoyu
istemesi, hükümetin güven tazelemesi ve dolayısıyla güç kazanması için
başvurulabilen yollardan biridir. Yasama organı açısından da bu, hükümeti
sorgulayıp hesap sormanın müsait bir zeminidir. Diğer yandan, güven isteminin
reddinin üye tamsayısının salt çoğunluğuyla mümkün olması, siyasî
istikrarsızlıkları önlemeye dönük bir düzenlemedir.
Madde 87- Önceki anayasalarda da yer alan bu madde muhafaza edilmiştir.
Madde 88- Bu madde bakanlıkların kurulması ve kaldırılması ile görev ve
yetkilerinin kanunla düzenleneceğine dair 1982 Anayasasının 113 üncü
maddesindeki hükmü muhafaza etmektedir. Ancak, bakanlıkların “teşkilât
yapısı”nın, 1961 Anayasasının 106 ncı maddesinde olduğu gibi, “kanunun koyduğu
esaslara göre” düzenlenmesine imkân verilmiştir. Böylece bakanlıkların
birimlerinin ve bakanlık teşkilâtına ilişkin diğer hususların, kanunun öngördüğü
esaslara göre düzenleyici işlemlerle belirlenmesi ve düzenlenmesi mümkün
olacaktır.
Madde 89- Bu maddenin amacı, Anayasanın 54 üncü maddesi çerçevesinde Meclis
seçimlerinin Cumhurbaşkanınca yenilenmesi durumunda tarafsız bir Bakanlar
Kurulunun yönetiminde ülkenin seçime götürülmesini sağlamaktır.
Önceki anayasalarda yer alan seçimlerden önce Adalet, İçişleri ve Ulaştırma
bakanlarının çekilmesine ve yerlerine Başbakanca bağımsız kişilerin atanmasına
dair hükme bu maddede yer verilmemiştir. Bunun temel sebebi, böyle bir tedbirin
iletişim ve güvenlik teknolojisinin geliştiği günümüzde anlamını yitirmiş
olmasıdır.
Madde 90- 1982 Anayasasının 117 nci maddesinde yer alan Genelkurmay Başkanının
savaşta Başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanı namına yerine getireceğine
ilişkin ibareye yeni düzenlemede yer verilmemiş ve Genelkurmay Başkanının atanma
usulü Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen maddede belirtildiğinden
burada tekrarlanmadan 1982 Anayasasındaki düzenleme korunmuştur.
Madde 91-
Birinci Alternatif: Başbakanın Başkanlığı
Millî Güvenlik Kurulu, 1961 Anayasası ile kurulduğundan bu yana eleştirilerin
odağında olmuştur. Kurulun tamamen kalkmasını isteyenler olduğu gibi
güçlendirilerek muhafazasını savunanlar da bulunmaktadır. Özellikle ABD’deki 11
Eylül terör saldırılarından sonra, güvenlik kavramının kuşatıcı bir şekilde
gelişmesi, bu tür kurumların muhafazası yönündeki eğilimleri de güçlendirmiştir.
Bulgaristan, Romanya ve Polonya gibi bazı ülkelerin nispeten yeni sayılabilecek
anayasalarında benzer işleve sahip kurumlar öngörülmektedir. Ancak bu
anayasalar, millî güvenlik ya da millî savunma kurullarının genel işlevini
belirtip bunların yapısı ve işleyişiyle ilgili düzenlemeleri kanuna
bırakmaktadır. Bu kurulların oluşumunda ve işleyişinde sivil siyasî irade hiçbir
duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirleyicidir. En önemlisi, demokratik
ülkelerde bu tür kurullar, siyasal sorumluluğa ve hesap verebilirlik özelliğine
sahip hükümet ya da devlet başkanlarının başkanlığında toplanmaktadır.
Esasen bu durum normaldir, çünkü parlâmenter demokrasilerde millî güvenlik
politikalarını belirleme ve uygulama yetkisi hükümetlere aittir. Nitekim
ülkemizde de “millî güvenliğin sağlanmasından … Türkiye Büyük Millet Meclisine
karşı Bakanlar Kurulu sorumludur.” Bu nedenle, millî güvenlik konusunda hükümete
istişarî nitelikte görüş sunan Millî Güvenlik Kurulunun başkanının Başbakan
olması, parlâmenter rejimin esaslarına daha uygundur.
Diğer yandan, parlâmenter sistemin öngördüğü yetkilerin çok ötesinde yetkilere
sahip kılınan Cumhurbaşkanının ülkenin en etkili anayasal kurumlarından birine
de başkanlık ediyor olması, siyasal sistem içindeki ağırlığını iyice
artırmaktaydı. Başbakanın Millî Güvenlik Kuruluna başkanlık etmesi,
Cumhurbaşkanının yetkilerinin sınırlandırılmasından sonra mantıksal bir
zorunluluk haline gelmiştir.
Ayrıca, Millî Güvenlik Kurulunun Başbakanın başkanlığında toplanan istişarî bir
organ olarak yeniden düzenlenmesi, kuruluşundan beri bu kurulun demokratik
meşruiyetine yönelik eleştirileri de bir ölçüde ortadan kaldıracaktır.
Millî Güvenlik Kurulunda Jandarma Genel Komutanına yer verilmeyerek, bu konuda
1961 Anayasasına dönülmüştür. Bunun sebebi, Jandarma Genel Komutanlığının esasen
kolluk hizmeti gören bir birim olması ve bu yönüyle İçişleri Bakanlığına bağlı
olmasıdır. Hem Jandarma Genel Komutanının hem de Emniyet Genel Müdürünün amiri
olan İçişleri Bakanının Kurulda bulunması yeterli görülmüştür.
Dördüncü fıkrada, Başbakanın başkanlığının doğal sonucu olarak, Kurul gündeminin
Genelkurmay Başkanının önerileri dikkate alınarak Başbakan tarafından
belirleneceği belirtilmiştir.
İkinci Alternatif: Cumhurbaşkanının Başkanlığı
Asker ve sivil üyelerden oluşan Millî Güvenlik Kurulu, ülkenin millî güvenlik
ile ilgili meseleleri hakkında karar almaya yetkili kılınmış bir organdır.
Kurulun, gerek Anayasa gerekse kuruluş kanununun gereği olarak düzenli
aralıklarla toplanması, askerî makamlarla seçilmiş sivil yöneticiler arasında
millî güvenlik meseleleri üzerinde görüş alış-verişine ve diyaloga olanak
sağlamaktadır. Bilindiği gibi, Millî Güvenlik Kurulunun anayasal bir organ
olarak muhafazası gerek iç kamuoyunda gerekse uluslararası kamuoyunda temsilî
demokrasinin esaslarıyla bağdaşmadığı gerekçesiyle eleştirilmiştir. Böyle
olmakla birlikte ülkenin içinde yer aldığı coğrafyanın güçlükleri bu tür bir
kurulun muhafazasını gerektirmektedir. Bu yüzden, Kurulun anayasal bir organ
olarak varlığını sürdürmesine ihtiyaç vardır. Kurulun yapısı ile temsilî
demokrasinin gereklerini bağdaştırmak amacıyla 2001 yılında 1982 Anayasasının
118 inci maddesinde köklü sayılabilecek değişiklikler yapılmıştır. Bu
değişiklikler sayesinde Kurulun sivil üyelerine askerî üyeler karşısında
çoğunluk sağlanmıştır. Bu, Kurul kararlarında sivil iradenin ağırlıklı olduğu
sonucunu yaratmaktadır. Öte yandan, gene aynı değişikliklerle Kurul kararlarının
istişarî niteliği şüpheye yer bırakmayacak bir açıklıkla ifade edilmiştir. Bu
nedenle, Kurulun yapısı ve kararlarının niteliğine ilişkin 2001 Anayasa
değişiklikleriyle yetinilmesinde isabet vardır.
Üçüncü fıkra, 1961 Anayasasının aynı konudaki 111 inci maddesinin orijinal
hükmünden mülhem olarak hazırlanmıştır. Bu fıkra Kurul kararlarının içeriği ile
ilgili olarak esaslı bir değişiklik getirmemekte, sadece bu kararların içerik ve
niteliğini daha yalın olarak tanımlamaktadır.
Üçüncü Alternatif:
Değişen şartlara göre Millî Güvenlik Kurulunun yapısında ve işleyişinde hızlı
değişiklikler yapmak gerekebilmektedir. Nitekim Avrupa Birliğine üyelik
sürecinde Kurulun hem oluşumunda, hem de işleyişinde değişiklikler yapılması
gerekmiştir. Bu esnekliği sağlamak amacıyla, Millî Güvenlik Kurulunun genel
işlevi belirtilerek diğer hususlar kanuna bırakılmıştır. Nitekim, Bulgaristan,
Romanya ve Polonya anayasaları da, millî güvenlik ya da millî savunma
kurullarının genel işlevini belirtip, bunların yapısı ve işleyişiyle ilgili
düzenlemeleri kanun koyucuya bırakmışlardır.
Madde 92- 1982 Anayasasının 123 üncü maddesi aynen korunmuştur.
Türkiye Cumhuriyetinin üniter devlet yapısının bir gereği olarak, idarî
teşkilâtlanmasının da idarenin bütünlüğü ilkesine göre kurulması gerektiği
açıktır.
Buna karşılık, idarî teşkilâtlanmadaki bütünlüğün mutlaka her idarî görevin
merkezden yerine getirileceği, diğer bir deyişle bütün devlet fonksiyonlarının
merkeziyetçi bir yapı içinde icra edileceği düşünülmemelidir. Devletin yerine
getirmekle yükümlü olduğu görevlerin nicelik ve nitelik itibariyle ciddî
artışlar gösterdiği günümüz dünyasında, pek çok görevin merkezî idarenin
dışındaki kurum ve kuruluşlarca yerine getirilmesi zorunludur. Bu nedenle, belli
bir kamu hizmetinin yerine getirilmesini ülke çapında gerçekleştirecek özerk
birimler ile belli bir yörenin ihtiyaçlarını doğrudan o yöredeki insanların
katılımı ile karşılayacak idarî kurum ve kuruluşlara ihtiyaç vardır. Bu
bakımdan, merkezî idare ile onun dışındaki hizmet yerinden yönetim kuruluşlarını
ve mahallî idareleri, kamu tüzel kişiliği ilkesine uygun olarak, yerinden
yönetimi mümkün kılacak biçimde yapılandırmak gerekmektedir.
Bu yapılanmanın idarenin bütünlüğünü bozmaması için ve idarenin kanunla
düzenleneceği hükmünün de bir uzantısı olarak, kamu tüzel kişiliğinin ancak
kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulacağı hükme
bağlanmıştır.
Madde 93- İdarenin kanunla düzenleneceği ilkesinin bir sonucu olarak,
düzenleyici işlem yapma yetkisi, idareye ancak kanunların uygulanmasını sağlamak
amacıyla ve kanunlara aykırı olmamak şartıyla verilebilmekte ve bu yetkinin
yönetmelik çıkarma biçiminde, Bakanlar Kurulu, Başbakanlık, bakanlıklar ve diğer
kamu tüzelkişileri tarafından kendi görev alanlarıyla ilgili olarak
kullanılabileceği hükme bağlanmaktadır.
Buna ek olarak, idarenin kanunîliğinin ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesinin
teyidi anlamında, önceden kanunla düzenlenmemiş konularda yönetmelik
çıkarılamayacağı tasrih edilerek idarenin düzenleyici işlem yapma yetkisinin
aslî bir yetki niteliğinde olmadığı açıkça vurgulanmaktadır.
Madde 94- Hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından biri olan idarenin hiçbir
eylem ve işleminin yargı denetimi dışında bırakılamayacağı esası, 1961
Anayasasının 1971 değişikliklerinden önceki şekliyle açıkça vurgulanmaktadır.
Buna uygun olarak, 1982 Anayasasının 125 inci maddesinde yer alan
Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şura
kararlarının yargı denetimi dışında olduğu yönündeki hükümlere bu düzenlemede
yer verilmemektedir.
Hukuka bağlı idarenin özel gereklerinden en önemlisi olan yargı denetimini
düzenleyen bu ifadeden hemen sonra ise, çağdaş devlet düzenlerinde yaygın olarak
yer alan idarî sözleşmelerin özel bir tipi olan kamu hizmeti imtiyaz şartlaşma
ve sözleşmelerinde mahkeme yerine tahkime gidilebileceğine bir istisna olarak
yer verilmek suretiyle, idareye bu istisna ile sınırlı olarak kamu hukuku
kalıplarının dışına çıkarak daha serbest bir biçimde davranma imkânı getirilmek
istenmiştir.
Üçüncü fıkra yargısal denetimde çok önemli bir ilkeyi düzenlemektedir. Yaşanan
tecrübeler ülkemizde gerek idarî yargı gerekse anayasa yargısı alanlarında,
yargı mercilerinin zaman zaman hukuka uygunluk denetimi yapmak yerine,
yerindelik denetimine yöneldiklerini göstermektedir. Oysa bilindiği gibi, hukuk
devleti, yasama ve yürütme organları ile idarî makamlar kadar yargının da
hukukun sınırları içinde hareket etmekle yükümlü olduğu anlamına gelmektedir.
Hukuk devleti ilkesinin gereği olan yasama ve yürütme organlarıyla idarî
makamların tüm eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tâbi olması, ancak bu
denetimin hukuka uygunluk denetimi ile sınırlı kalması halinde mümkün olabilir.
Bu nedenle, yargı organlarının yerindelik denetimine yönelmeleri de bir hukuk
devleti ihlâlidir. Öte yandan, yerindelik denetimi, denetime tâbi olan işlemi
yapmaya yetkili olan organ veya makamın takdir yetkisinin incelenmesi anlamına
gelmektedir. Oysa yargı organları kendi yetki sahalarında bulunan işlemleri
ancak bu işlemlerin üzerindeki hukuk normlarına uygunluk yönünden
denetleyebilirler. Hukuka uygunluk denetiminin sınırları aşılarak yerindelik
denetiminin yapılması, denetime tâbi işlemi yapmaya yetkili organ veya makamın
takdirinin denetlenmesi, temsilî demokrasi anlayışı ile de çelişmektedir. Bütün
bu sebeplerle, idarî yargı mercilerinin yapacağı denetimin “hukukîlik”le sınırlı
olduğu, yargı organlarının yerindelik denetimi yapamayacakları açıkça hükme
bağlanmaktadır.
Dördüncü fıkrada, hukuk devleti ilkesinin gerçekten anlam kazanabilmesi için
anlamlı bir müessese olan ve yargı kararının gecikmesi halinde ortaya
çıkabilecek haksızlıkları önlemeyi amaçlayan “yürütmeyi durdurma kararı”nın
şartları ve sınırları düzenlenmektedir.
Beşinci fıkrada ise, idarenin sorumluluğunun anayasal esasları belirlenmekte ve
kişisel kusuru ile idarenin sorumluluğuna yol açan kamu görevlisine karşı
idarenin rücu edebileceği hususuna yer verilmektedir.
Madde 95- 1982 Anayasasının 126 ncı maddesindeki düzenleme aynen muhafaza
edilmiştir.
Kaynağı çok eskiye uzanan ve Türkiye’nin tarihî birikiminde önemli bir yeri
bulunan kamu idaresinde merkeziyet ilkesi, en önemli yönüyle, merkezî idarenin
Başkent ve taşra teşkilâtı arasındaki hiyerarşik ilişkiyi ifade etmektedir. Bu
ilişkinin en önemli dezavantajlarından biri, tüm yetkilerin Başkentte
toplanmasından kaynaklanan ve idarenin işleyişini güçleştiren ve ağırlaştıran
usullerin varlığıdır. Bunu aşabilmek için il idaresinde yetki genişliği ilkesi,
eski Anayasalarımızda olduğu gibi korunmuş ve ayrıca merkezî idarenin ortaya
çıkan yeni ihtiyaçlara ve kamu hizmetlerinin görülmesinde, verimlilik ve uyumu
hedefleyerek yeni yönetim birimleri oluşturmasına anayasal dayanak sağlanmış
olmaktadır.
Madde 96- 1876 Kanunu Esasîsinden beri yerleşmiş olan ve sosyolojik bir varlık
kazanmış bulunan mahallî idarelerin, aynı zamanda çağdaş kamu idaresinde
demokratik geleneğin temellerini de oluşturduğu bilinmektedir. Madde, bu tarihî
ve sosyolojik gerçekliği yeniden düzenlerken eski anayasalarımızdaki esasları,
bazı ifade zayıflıklarını gidermiş olmakla beraber korumuştur.
Ayrıca, yeni düzenlemede, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin beş yıl
yerine dört yılda bir yapılması hükmüne paralel olarak, mahalli idareler
seçimlerinin de dört yılda bir yenilenmesi öngörülmektedir.
Son fıkrada mahallî idarelere kendi gelir kaynaklarını oluşturma imkânı vermeye
açık ve dolayısıyla daha geniş bir ademi merkeziyet alanı sağlamak
amaçlanmıştır.
Madde 97- Türkiye’nin kamu idaresinde öteden beri süregelen memur, işçi ve
sözleşmeli personel gibi kamu görevlileri arasındaki statü farklılıklarını
adlandırma ve düzenleme ile ilgili sorunlar, yeni mevzuat hükümlerinde kamu
hizmeti görevlileri kavramıyla karşılanmaktadır. Madde, 1982 Anayasası ile
benimsenmiş olan bu terimi ve hukukî düzenlenişini korumakla birlikte,
sözleşmeli personeli ve işçileri de memurlar ve diğer kamu görevlileri ile
birlikte ayrıca ve açıkça zikretmiştir.
1982 Anayasasının 128 inci maddesinin gerekçesinde, dolaylı biçimde de olsa
memur tanımı yapılmasından kaçınıldığı; böyle bir tanımın unsurlarının açık ve
kesin bir şekilde Anayasada verilmesi mümkün görülmediğinden, kamu hizmeti
görevlilerinin çalıştırılma biçimlerine göre kendi içinde ayrılmasının kanun
koyucuya bırakıldığı belirtilmekle birlikte, bu alanda yapılan pek çok kanunî
düzenleme, anılan maddede yer verilen “genel idare esaslarına göre” ve “aslî ve
sürekli” ibareleri sebebi ile iptallerle karşılaşmış ve uygulanamamıştır. Bu
sebeple, mezkûr ifadelere maddede yer verilmemesi sağlıklı bir kanunî düzenleme
için zorunludur.
Bu düzenlemede zaten kamu tüzelkişilikleri olduğu için 1961 Anayasasında maddede
sayılmayan, 1982 Anayasasına da, Danışma Meclisinin kabul ettiği metinde
bulunmadığı halde Millî Güvenlik Konseyince eklenen, kamu iktisadî
teşebbüslerine yer verilmemiştir.
Ayrıca, yukarıda sözü edilen sorunların aşılması için, 1982 Anayasasının 128
inci maddesinin gerekçesinde belirtilen sebeplerle, kamu hizmeti görevlilerinin
çalıştırılma şekillerine göre kendi içinde ayrılması tamamen kanun koyucuya
bırakılmıştır.
Madde 98- 1982 Anayasasının 129 uncu maddesinde memurlar ve diğer kamu
görevlileri için öngörülen Anayasaya ve kanunlara sadık kalarak faaliyette
bulunma yükümlülüğü, sözleşmeli personeli ve işçileri de kapsayacak şekilde,
bütün kamu hizmeti görevlileri için hükme bağlanmıştır.
Maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarındaki ilkeler de sözleşmeli personeli
kapsayacak şekilde genişletilerek hukuk devleti ilkesinin gereğinin yerine
getirilmesi amaçlanmıştır.
1982 Anayasasının 129 uncu maddesinde yer alan uyarma ve kınama cezalarının
yargı denetimi dışında tutulmasına ilişkin hükme, hukuk devleti ilkesiyle
bağdaşmadığından yeni düzenlemede yer verilmemiştir.
1982 Anayasasında memurlar ile diğer kamu görevlileri hakkında ceza
kovuşturmasının açılması kural olarak izne bağlanmakta iken, yeni düzenlemede
izin şartı sadece kanunla belirlenecek istisnalar için geçerli hale
getirilmiştir. Böylece memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında görevleri ile
ilgili olarak işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturmasına
başlanması için kural olarak herhangi bir idarî merciin izni aranmayacaktır.
Madde 99- 1961 ve 1982 Anayasalarındaki düzenleme esas olarak muhafaza
edilmiştir.
Yapılan düzenleme kanunîlik ilkesi ile idarî hiyerarşi ve disiplin
zorunluluklarını bağdaştırmaktadır.
1961 ve 1982 Anayasalarında “yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa” hükümlerine
aykırılıktan söz edilmesine karşılık, burada madde başlığına da uygun olarak
“kanuna” aykırı emirlerin yerine getirilmeyeceği hükme bağlanmıştır. Çünkü madde
başlığından da anlaşılacağı üzere, burada maddî anlamda kanun sözkonusudur.
Aksinin kabulü ise “Kanunsuz emir” şeklindeki madde başlığının yetersizliği
anlamına gelir ki bu doğru değildir.
Madde 100- Getirilen düzenlemeyle, yükseköğretim kurumlarının bilimsel özerkliği
ve öğretim elemanlarının akademik özgürlüğü güçlendirilmektedir. 1982
Anayasasının 130 uncu maddesinin yasakçı ve sınırlayıcı yaklaşımı yerine,
yükseköğretim kurumlarının bilimsel özerkliğini öne çıkaran ve bu amaçla
teminatlar öngören bir düzenleme yapılmaktadır.
İkinci fıkrada, yükseköğretim kurumları ile buralarda görev yapan
akademisyenlerin, serbestçe bilimsel araştırma, öğretim, yayın ve açıklama
yapabilecekleri belirtilmek suretiyle, akademik hürriyet hem kurumsal hem de
bireysel boyutuyla güvenceye alınmıştır.
Üçüncü fıkrada, üniversitelerde daha demokratik bir ortam oluşturmak amacıyla,
rektörlerin doğrudan öğretim üyelerince seçilmesi esası benimsenerek
Yükseköğretim Kurulu ve Cumhurbaşkanının bu konudaki yetkisi sona
erdirilmektedir. 1982 Anayasasının 130 uncu maddesinde Yükseköğretim Kurulunca
seçilmesi öngörülen dekanlara ilişkin olarak bir hüküm getirilmemekte;
yükseköğretim kurumlarının diğer organları gibi dekanların seçilip atanmalarına
ilişkin esaslar da kanuna bırakılmaktadır.
Bu düzenlemelerle yükseköğretim kurumlarımızın çağdaş bir yapıya ve işleyişe
kavuşturulması amaçlanmaktadır.
Madde 101- Yapılan düzenlemeyle, üniversite özerkliği ilkesi çerçevesinde
Yükseköğretim Kurulunun işlevi koordinasyon ve planlama ile
sınırlandırılmaktadır. Yükseköğretim Kurulunun uygulamada etkin bir şekilde
çalışabilmesine imkân sağlamak amacıyla, üye sayısı onbir olarak
belirlenmektedir. Bakanlar Kurulunun seçeceği üyelerin çoğunluğunun da öğretim
üyesi olması öngörülmektedir. Beş üyenin ise farklı üniversite ve yükseköğretim
kurumlarından olmak üzere 1982 Anayasasında olduğu gibi, kanunla belirlenen
usullere göre üniversitelerce seçilmesi öngörülmektedir. Cumhurbaşkanının üye
seçme yetkisi, Cumhurbaşkanının yetkilerinin azaltılması kapsamında sona
erdirilmekte ve ayrıca 1982 Anayasasında doğrudan Cumhurbaşkanına ait olan Kurul
Başkanını seçme yetkisi Kurulun kendisine verilmektedir.
Madde 102- Bu madde, çeşitli meslekî faaliyetlerin kamu hizmeti niteliği
taşıdığı düşüncesinden hareketle ve kanunla birer kamu tüzel kişisi olarak
teşkilâtlanmasını sağlamak ve böylece bu tip meslek kuruluşlarının kamu kurumu
niteliğini kazanarak yerinden yönetim ilkesine göre çalışabilmelerine, bu
çerçevede de seçimle işbaşına gelen organlarının güvenceye kavuşturulmaları
bakımından yerinden yönetimdekine benzer biçimde düzenlenmelerine imkân
vermektedir.
1982 Anayasasının 135 inci maddesinden farklı olarak, bu maddede meslek
kuruluşlarının kuruluş amaçlarına yer verilmemiş ve bunların düzenlenmesi kanuna
bırakılmış; ayrıca sorumlu organların görevlerine mahkeme kararıyla son
verilmesini gerektiren sebeplerin meslek kuruluşunun amaçları dışında faaliyet
göstermeyle sınırlı tutulması yerine kanunlara aykırı faaliyette bulunma
şeklinde belirlenmesi öngörülmüştür.
Madde 103- 1961 ve 1982 Anayasalarının yer verdiği Diyanet İşleri Başkanlığı
muhafaza edilmiştir. Bu kurumun lâiklik ve siyasî tarafsızlık ilkeleri
doğrultusunda hizmet görmesi öngörülmektedir. Bu ilkelere dayanan bir düzende,
devlet tüm hizmetlerini din, inanç ve mezhep ayrılığı gözetmeksizin eşitlik
ilkesi çerçevesinde yerine getirmelidir. Bu anlamda, Diyanet İşleri Başkanlığı,
sadece ülkede çoğunluk dinine ya da bu dinin belli bir mezhebine mensup olanlara
değil, tüm inanç gruplarına hizmet sunan bir anayasal kurum olarak faaliyette
bulunmak durumundadır.
Madde 104- Olağanüstü hallerin her iki türü ile sıkıyönetimin ilânına yol açan
sebepler tek madde halinde düzenlenmektedir. Olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilânı
yetkisi, münhasıran Bakanlar Kuruluna bırakılmaktadır. İkinci ve üçüncü
fıkralarda sıralanan sebepler millî güvenlikle ilgili olduklarından, bu
sebeplerin ortaya çıkması halinde olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilânı kararının,
istişarî bir organ olan Millî Güvenlik Kurulunun görüşünün alınmasından sonra
verilebileceği kabul edilmektedir. Millî Güvenlik Kurulunun görüşünün, bu
Kurulun diğer kararlarında olduğu gibi, bağlayıcı olmadığı ve sadece istişarî
nitelikte olduğu açıktır. Her iki yönetim biçiminin de geçici bir tedbir olma
özelliği dikkate alınarak, olağanüstü haller için iki aylık, sıkıyönetim için
ise dört aylık bir süre öngörülmektedir.
Madde 105- Maddenin birinci fıkrasında, olağanüstü hal ve sıkıyönetime ilişkin
usulî düzenlemelere yer verilmektedir.
Olağanüstü hal ve sıkıyönetim, bir hukuk rejimidir. Bu anlayışa uygun olarak,
Bakanlar Kuruluna olağanüstü hal ve sıkıyönetim süresince yetki kanununa ihtiyaç
duymaksızın kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisini veren ve bu kararnameleri
yargı denetimi dışında tutan 1982 Anayasasının sistemi terk edilmiştir. Bu
maddeyle, olağanüstü hal ve sıkıyönetimin gerektirdiği düzenlemeler kanuna
bırakılmaktadır. Ancak, bu amaçla çıkarılacak kanunda, olağanüstü haller ile
sıkıyönetimin ilânını gerektiren sebeplerin ağırlığı ve derecesi dikkate
alınarak, her biri için ayrı yükümlülükler ve düzenlemeler öngörülecektir.
Madde 106- Mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin temel amacı, mahkemelerin
tarafsızlığını sağlamaktır. Dolayısıyla, asıl amaç tarafsızlıktır. Asıl amaç
olan tarafsızlığa Anayasada yer vermek, onun önem ve ağırlığına vurgu yapmak,
araç olan bağımsızlığı da güçlendirecektir. Bu sebeple, gerek bu maddenin
başlığında ve normatif kısmında, gerekse yargı bölümündeki diğer maddelerde,
tarafsızlık ilkesi, bağımsızlık ilkesiyle birlikte anılmıştır.
1982 Anayasasının paralel hükmünde yer alan “Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun
olarak” ibaresi, “hukuka uygun olarak” biçiminde kısaltılmıştır. Bununla,
“hukuk” kavramının kapsayıcılığının vurgulanması ve mevcut hükümdeki sıralamanın
normlar hiyerarşisi bakımından uygun olmayan ifadesine son verilmesi
amaçlanmıştır.
Yargının, yasama organı karşısında bağımsızlığını teminat altına alma amacını
taşıyan üçüncü fıkradaki yasaklayıcı düzenleme, yasama organında oluşturulan
araştırma ve soruşturma komisyonlarının faaliyetlerini kapsamamasına karşın,
aksi yönde anlaşılmalara ve tartışmalara mahal vermemek amacıyla, Türkiye Büyük
Millet Meclisindeki araştırma ve soruşturma komisyonlarının faaliyetlerinin bu
hükmün dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.
Maddede yapılan son bir yenilikle, 1982 Anayasasının 138 inci maddesinin
dördüncü fıkrasında yer alan “yasama ve yürütme organları ile idare” ibaresi
çıkarılmış; bunun yerine, “bütün devlet organları” ibaresi eklenmiştir. Böylece,
yasama ve yürütme organları ile idare dışında kalan devlet organları da bu
direktif mahiyetindeki hükmün kapsamına dahil edilmiştir.
Ayrıca, mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama
usûllerinin kanunla düzenlenmesinin öngören 1982 Anayasasının 142 nci maddesi
aynen korunmuştur.
Madde 107- 1982 Anayasasının 139 uncu maddesi, küçük bir değişiklik dışında,
aynen korunmuştur. İlgili maddenin birinci fıkrasında geçen “emekliye ayrılamaz”
ibaresi, hâkimler ve savcılar bakımından bir teminat oluşturmaktan uzak
olduğundan, bunun yerine “emekli edilemez” ibaresi tercih edilmiştir.
Madde 108- Madde, iki değişiklik dışında, 1982 Anayasasının 140 ıncı maddesi
aynen benimsenmiştir. Değişikliklerden ilki, maddenin birinci fıkrasındaki “bu
görevler meslekten hâkim ve savcılar eliyle yürütülür” hükmünün çıkarılmasıdır.
İkincisi ise, hâkim ve savcılardan idarî görevde çalışanlarla ilgili olan
düzenlemenin maddeden çıkarılmasıdır. Anayasada yer alması gereksiz olan bu
düzenlemeler kanuna bırakılmıştır.
Madde 109- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı,
hâkimlik teminatı, hukukun üstünlüğü ve demokratik yönetim ilkeleri dikkate
alınarak yeniden düzenlenmiştir.
Kurulun yeni yapılandırılmasında, hâkimlik bağımsızlığı ve teminatının görünür
güvencesini oluşturan kendi kendini yönetim ilkesi ile korporatizmin olumsuz
etkilerinden korunma gerekliliği bağdaştırılmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede,
yürütmenin yargıya müdahalesine imkân sağladığı gerekçesiyle yargı çevrelerinde
ve kamuoyunda eleştirilen, Adalet Bakanının Kurulun başkanı olması esasına son
verilmiştir. Ancak, gerek Kurulda oluşabilecek korporatist eğilimleri önlemek ve
gerekse Adalet Bakanlığı ile Kurul arasındaki karşılıklı ilişkilerin sağlıklı
bir zeminde sürdürülebilmesini sağlamak amacıyla, Adalet Bakanlığı Müsteşarı,
Kurulun tabiî üyesi olarak kabul edilmiştir. Kurul başkan ve başkanvekilinin
seçimle belirleneceği esası getirilmiştir.
Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun
muadili olan kurullar, yüksek mahkemelerin veya hâkimlerin kendi aralarından
seçtikleri üyelerle devlet başkanı veya parlâmentoların seçtikleri üyelerden
oluşan karma kurullardır. Bununla sözkonusu kurullasrın demokratik
meşruluklarının güçlendirilmesi amaçlanmıştır.
Onyedi asıl ve dört yedek üyeden oluşması öngörülen Kurulun seçimle gelen onaltı
asıl ve dört yedek üyesinin belirlenmesinde, 1961 Anayasasının ilk şeklinde
öngörülen karma bir sistem benimsenmiş; kurumlar arasında ve yargı mercilerinin
kendi içinde dengeli bir dağılım gözetilmiştir. Üyelerden beşinin Türkiye Büyük
Millet Meclisi tarafından, beşinin Yargıtay ve Danıştay genel kurullarınca ve
altısının da birinci dereceye ayrılmış adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarınca
seçilmesi kabul edilmiştir. Meclis tarafından yapılacak üye seçimlerinde iktidar
partisinin yegâne belirleyici olmasını önlemek için, nitelikli bir çoğunluk
aranmıştır. Kabul edilen bu karma sistemle, hâkim ve savcıların daha demokratik
bir şekilde temsilini sağlamak ve Kurulun demokratik meşruluğunu güçlendirmek
amaçlanmıştır.
Kurul üyelerinin görev süresi dört yılla sınırlandırılmıştır. Görev süresi
dolanların yeniden seçilmeleri esası kabul edilmemiştir. Bu amaçla, Yargıtay ve
Danıştay Genel Kurullarınca seçilecek üyelerin altmış yaşını tamamlamış olmaları
şartı aranmıştır.
Kurulun toplantı ve karar yeter sayısının düzenlendiği ikinci fıkrada, hâkim ve
savcılar hakkında verilecek meslekten ihraç kararlarının, toplantıya katılan
üyelerin üçte ikisinin oyu ile alınabileceği kabul edilmek suretiyle, hâkim ve
savcıların teminatı güçlendirilmiştir.
1982 Anayasasının paralel düzenlemesinde yer alan ve Kurul kararlarını yargı
denetimi dışında tutan yasaklayıcı hüküm, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı
için kaldırılmıştır. Kurul kararları idarî işlem niteliğinde olduğundan, bu
kararlara karşı idarî yargı yolu açık tutulmuştur.
Madde 110- 1982 Anayasasında öngörülen ve hâkimlik teminatına aykırılık arz
ettiği için eleştirilen, hâkim ve savcılar hakkındaki araştırma, inceleme ve
soruşturmanın Adalet Bakanlığının izni ile adalet müfettişleri tarafından
yapılması esası terk edilmiştir. Hâkim ve savcıların denetimi, mahkemelerin
bağımsızlığı ile hâkimlik ve savcılık teminatı esaslarına uygun olarak, 1961
Anayasasında olduğu gibi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bırakılmıştır.
Madde 111- Askerî yargının görev alanı, sivil kişilerin askerî mahkemelerde
yargılanmalarını önleyecek şekilde daraltılarak yeniden düzenlenmektedir. Yeni
düzenlemeyle, askerî yargının görev alanı, asker kişilerin askerlik hizmet ve
görevleri ile ilgili olarak işledikleri askerî suçlarla sınırlandırılmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında, askerî hâkim ve savcıların özlük işleri ile görevli
bulundukları komutanlıkla olan ilişkilerinin, mahkemelerin bağımsızlığı ve
hâkimlik teminatı esaslarına uygun olarak kanunla düzenleneceği belirtilerek,
askerî hâkim ve savcılar anayasal teminata kavuşturulmaktadır.
Madde 112- Anayasa Mahkemesi, bu yöndeki kurumsal ve toplumsal beklentiler
dikkate alınmak suretiyle özellikle üye oluşumu ve görevleri bakımından yeniden
yapılandırılmıştır. Bu yapılırken, Anayasa Mahkemesinin 2004 yılında kamuoyuna
açıkladığı anayasa değişikliği önerisinden, farklı kurumların zaman zaman bu
yönde hazırladıkları anayasa tekliflerinden ve karşılaştırmalı anayasa
yargısının sunduğu bilgilerden yararlanılmıştır.
Yapılan düzenleme ile Mahkemenin üye sayısı artırılarak asıl üye yedek üye
ayrımına son verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin önerisi de dikkate alınmak
suretiyle üye sayısı onyedi olarak belirlenmiştir. Bu sayı Avrupa ülkelerindeki
ortalamaya yakındır. Anayasa mahkemelerinin üye sayısı, Almanya’da 16,
Avusturya’da 14 (+ 6 yedek), Belçika’da 12, İspanya’da 12, İtalya’da 15,
Polonya’da 15 ve Rusya’da 19’dur.
Kelsen’in ifadesiyle, bir anlamda “negatif yasa koyucu” olarak işlev gören
anayasa mahkemelerine yasama organlarının üye seçmesi bu kurumun demokratik
meşruiyetini sağlamak bakımından kaçınılmaz bir gerekliliktir. Nitekim, anayasa
yargısına yer veren demokratik ülkelerin neredeyse tamamında parlâmentolar
anayasa mahkemelerine önemli ölçüde üye seçmektedir. Bu ülkelerde üyelerin
seçimi konusunda iki temel yöntem vardır. Birincisi, üyelerin tamamının yasama
organı tarafından seçilmesidir. Örneğin Almanya, Macaristan ve Polonya’da
anayasa mahkemesi üyelerinin tamamını parlâmento seçmektedir. Üye oluşumundaki
ikinci yöntem ise, üyelerin yasama, yürütme ve yargı organları tarafından
seçilmesidir. Örneğin Avusturya, Portekiz, İspanya ve İtalya anayasa
mahkemelerinin üyeleri karma yöntemle belirlenmektedir. 1961 Anayasası da
özellikle, İtalya modelinden esinlenerek, Anayasa Mahkemesi üyelerinin yasama,
yürütme ve yargı organları tarafından seçilmesini benimsemişti.
Bu madde de 1961 Anayasasında olduğu gibi, karma yöntemi benimsemiştir. Ancak,
1961 Anayasasından farklı olarak, yürütme organının sorumsuz kanadı olan
Cumhurbaşkanına tanınan iki üyenin seçimi yetkisi yasama organına bırakılmıştır.
Buna göre, Anayasa Mahkemesi üyelerinin dokuzu yargı organları tarafından kendi
üyeleri arasından, sekizi de yasama organı tarafından belli nitelikleri sahip
kişiler arasından doğrudan seçilmektedir.
Diğer yandan, Türk Anayasa Mahkemesinin Avrupa’daki diğer anayasa mahkemeleriyle
karşılaştırıldığında ciddî bir akademisyen üye açığı yaşadığı söylenebilir. Bu
açığı belli ölçüde kapatmak amacıyla, yasama organının seçeceği üyelerden en az
üçünün anayasa hukuku, kamu hukuku veya siyaset bilimi alanlarında çalışan
profesör olması zorunluluğu getirilmiştir.
Mahkeme Başkanı ve Başkanvekilinin görev süreleri de en fazla iki dönemle
sınırlandırılmıştır.
Madde 113-Anayasa Mahkemesi üyelerinin emeklilik yaşına kadar görevde kalması,
mahkemenin yenilenememesi ve gelişmelere ayak uyduramaması gibi birtakım
sakıncalara yol açabilmektedir. Nitekim Avrupa’da anayasa yargısına yer veren
ülkelerin neredeyse tamamında anayasa mahkemesi üyelerinin görev süreleri
sınırlıdır. Bu süre, Almanya ve Rusya’da 12 yıl, Fransa, İspanya, İtalya,
Portekiz, Polonya, Macaristan, Romanya ve Slovenya’da ise 9 yıldır. Bu ülkelerin
Macaristan hariç tamamında üyeler, bir defaya mahsus seçilebilmektedir. Ayrıca,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 14 üncü Protokolün 2 nci maddesi de Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlarının 9 yıllığına ve bir defaya mahsus
seçilmesini öngörmektedir. Bu sebeplerle, ülkemizde de Anayasa Mahkemesi
üyelerinin bir defaya mahsus olmak üzere ve dokuz yıllığına seçileceği hükmü
getirilmektedir.
Madde 114- Birinci fıkrada yetki kanunları ve kanun hükmünde kararnameler
üzerindeki denetimin Anayasanın 68 inci maddesinin birinci ve ikinci
fıkralarındaki hususlara uygunlukla sınırlı olduğu vurgulanmıştır. Bununla,
Anayasa Mahkemesinin “hukukîlik denetimi”nden uzaklaşarak “yerindelik denetimi”
yapmasının önlenmesi amaçlanmıştır.
Yeni düzenleleme ile getirilen en önemli yeniliklerden biri, Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğünün sadece “öndenetim” (a priori) yoluyla
denetlenebileceğine dair hükümdür. İhdas edildiği andan itibaren “bastırıcı” (a
posteriori) denetim yöntemi benimsenen anayasa yargımızda, İçtüzüğün öndenetimi
istisnaî bir düzenleme olarak ortaya çıkmaktadır. Bu düzenlemeye gidilmesinin
sebeplerinden biri, kanunlardan farklı olarak Meclis İçtüzüğünün sadece
parlâmento çalışmalarını düzenleyen kurallar içermesidir. Nitekim, Avrupa’da
Romanya ve Macaristan gibi birkaç ülke hariç, parlâmento içtüzüklerinin
anayasallık denetimi yapılmamaktadır. Bu sebeple, Meclis İçtüzüğü gibi son
derece teknik ve özel bir usulî metnin “eylemli ihdas” ya da “eylemli
değişiklik” gibi adlandırmalar altında sürekli denetlenebilir hale getirilmesi
demokratik esaslarla bağdaşmamaktadır. Bununla birlikte, İçtüzük değişikliği
yapıldıktan sonra öndenetim yoluyla Anayasaya aykırılığın ileri sürülebilmesi
yasama organına muhtemel eksiklikleri giderme fırsatı verecektir. Bu denetimden
sonra, artık herhangi bir gerekçeyle ya da isimle İçtüzüğün Anayasaya aykırılığı
ileri sürülemeyecektir. haber7
Madde 115- Anayasa Mahkemesinin her zaman üye tamsayısı ile toplanamaması
ihtimali karşısında, toplantı yeter sayısı onüç olarak belirlenmiştir. Mahkeme,
anayasa değişikliklerinde iptal ve siyasî parti davalarında kapatma kararlarını,
bu kararların önemine ve doğuracağı sonuçların ağırlığına binaen, ancak üye
tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla verebilir. Nitekim, maddenin 2001 öncesi
halinde de anayasa değişikliklerine ilişkin iptal kararlarının Mahkemenin üye
tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile alınabileceği belirtilmekteydi. Bunun bir
sebebi de, Anayasa değişikliğine ilişkin kanunların halkoylamasına sunulmadan
kabul edilebilmesi için TBMM üye tamsayısının üçte ikisi tarafından kabul
edilmesi gerektiğine dair anayasal hükümdür.
1982 Anayasasının 149 uncu maddesinin son fıkrasındaki yargılama usulüne ilişkin
hükümlere kanunla düzenlenebilecek nitelikte olduğu için yeni düzenlemede yer
verilmemiştir. Ancak, siyasî parti davalarında parti genel başkanının veya
temsilcisinin dinlenmesi savunma hakkının bir gereği olduğu için muhafaza
edilmiştir.
Madde 116- Bu madde, Anayasa Mahkemesine iptal davası açabilecekleri
Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda biri
oranındaki milletvekilleri olarak belirlemiştir. 1982 Anayasasının 150 nci
maddesindeki iktidar partisi veya koalisyon halinde en fazla üyeye sahip iktidar
partisinin iptal davası açabileceğine dair hükümlere, parlâmenter sistemin
mantığına aykırı olduğu için yer verilmemiştir. İktidar partisi, zaten iptal
davasına konu kuralların çıkarılmasında doğrudan ya da dolaylı olarak
belirleyici olmaktadır. Kendi çıkardığı kuralların Anayasaya aykırı olduğu
gerekçesiyle iptal davası açabileceği düşüncesi de mantıksızdır. Diğer yandan,
anamuhalefet partisinin elinden iptal davası açma yetkisi de alınmış değildir.
Mecliste üye tamsayısının en az onda biri oranında milletvekiline sahip her
siyasî parti, milletvekilleri eliyle bu yetkiyi kullanabilecektir. Ayrıca,
farklı siyasî partilere mensup milletvekillerinin de bir araya gelerek iptal
davası açabilmesi mümkündür. 1982 Anayasasının 150 inci maddesinde Meclis üye
tamsayısının en az beşte biri oranındaki milletvekillerine tanınan iptal davası
açma yetkisi, bu düzenlemeyle üye tamsayısının onda birine düşürülerek
kolaylaştırılmıştır. Böylece en az yüzon milletvekilinin imzasıyla iptal davası
açılabilirken, yeni düzenlemeye göre ellibeş milletvekilinin imzasıyla iptal
davası açılabilecektir. Siyasî parti grupları yerine belli sayıdaki
milletvekillerine dava açma yetkisinin verilmesi, Anayasa Mahkemesini vereceği
kararlarda bir partinin lehine ya da aleyhine davrandığı gibi yersiz ithamlardan
da kurtaracaktır. Bunun en azından psikolojik bir boyutu olduğu söylenebilir.
Meclis İçtüzüğünün ön denetim yoluyla incelenmesini isteme yetkisi,
Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının onda biri
oranındaki milletvekillerinin yanısıra Meclis Başkanına da tanınmıştır.
İkinci fıkrada, dava açma süreleri esas bakımından Anayasaya aykırılık
davalarında altmış gün, şekil sakatlığı ve İçtüzük öndenetiminde ise on gün
olarak belirlenmiştir. İçtüzükle ilgili süre, öndenetime konu hükmün Meclis
Genel Kurulunda kabul edildiği günden itibaren başlamaktadır.
Madde 117- 1982 Anayasasının 152 nci maddesinin “Anayasaya aykırılığın diğer
mahkemelerde ileri sürülmesi” şeklindeki uzun başlığı terk edilerek, uygulamada
daha çok kullanılan bir kavram olan “itiraz yolu” benimsenmiştir.
Şekil sakatlığı nedeniyle itiraz yoluna başvurulamayacağına dair hüküm, itiraz
yoluyla ilgili tüm hususları aynı maddede toplamak amacıyla, bu maddeye
taşınmıştır.
Madde 118- Anayasa Mahkemesinin uygulamada iptal kararlarını gerekçesi
yazılmadan açıkladığı sıkça görülmektedir. 1982 Anayasasının 153 üncü
maddesindeki “iptal kararları” ibaresinden “iptal” kelimesi çıkarılarak, tüm
kararlar için açıklanmadan önce gerekçe yazılması zorunluluğu getirilmiştir.
Ayrıca, gerekçesiz kararların “hiçbir surette” açıklanamayacağının
belirtilmesiyle, bu konudaki hassasiyet daha da vurgulanmıştır. Kararların, bu
hükme rağmen, gerekçesi yazılmadan açıklanması durumunda hüküm ifade etmeyeceği
ve uygulama değeri taşıyamayacağı açıktır.
İkinci fıkra hükmü, idarî yargıda olduğu gibi anayasa yargısında da mahkemenin
kendisini “hukukîlik denetimi” ile sınırlayıp, yasama organının takdir alanına
müdahale anlamına gelen “yerindelik denetimi” yapmaması gerektiğini ifade
etmektedir. Anayasa Mahkemesi, iptal davasına konu bir hükmü denetlerken bu
hükmün Anayayasa uygunluğunu inceler ve sonuçta kuralın iptaline ya da iptal
isteminin reddine karar verebilir. Anayasa Mahkemesinin bunun ötesinde yorum
yoluyla yeni bir uygulamaya yol açacak bir hüküm tesis etmesi zaten söz konusu
olamaz. Bu anlamda Mahkemenin yorumlarından ve gerekçelerinden iptale dair
hükmün dışında bağlayıcı hükümler çıkarmanın hiçbir geçerliliği yoktur.
Üçüncü fıkra, yürürlüğün durdurulması kararının şartlarını düzenlemektedir. 1982
Anayasasında belirtilmediği halde, uygulamada Anayasa Mahkemesinin 1993 yılından
itibaren “içtihadî yetki” ile yürürlüğü durdurma kararları verdiği
bilinmektedir. Sonradan telafisi imkânsız bazı durumlarda bu tür kararların
verilmesi kişilerin mağduriyetini önlemek bakımından gerekebilir. Nitekim,
Almanya ve Belçika başta olmak üzere bir çok ülkenin anayasa mahkemeleri belli
şartlar altında yürürlüğü durdurma kararı verebilmektedir. Ancak, bu yetkinin
yasama iradesini tamamen devre dışı bırakacak şekilde cömertçe kullanılmaması
gerekir. Bu amaçla, yürürlüğü durdurma kararının (a) telafisi imkânsız bir
zararın doğması ve (b) açıkça Anayasaya aykırılık şartlarının birlikte
gerçekleşmesi durumunda verilebilecek istisnaî nitelikte bir karar olduğu
belirtilmiştir. Yürürlüğün durdurulması kararının ancak katılanların üçte
ikisinin kabulüyle alınabileceğinin belirtilmesi de aynı amaca yöneliktir.
Ayrıca, yürürlüğü durdurma kararından sonra nihaî kararın gecikmesini önleme
amacıyla da altmış günlük bir süre sınırı getirilmiştir. Bu da, yürürlüğü
durdurulan kuralın iptal edilmemesi durumunda bu kuralın ugulanmamasından
doğabilecek telafisi imkânsız zararları engellemeye veya en azından asgarîye
indirmeye yönelik bir düzenlemedir.
Maddenin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesinin 2004 yılındaki önerisi dikkate
alınarak, Mahkemenin esasa girerek verdiği red kararlarından sonra on yıl
geçmedikçe aynı konuda tekrar başvuru yapılamayacağına dair hüküm
değiştirilerek, süre beş yıla indirilmiştir. Ayrıca, bu süre Mahkemenin hem
iptal davası, hem de itiraz yoluyla yapılan başvurularda verdiği esasa ilişkin
red kararlarını kapsayacak şekilde belirlenmiştir. Bu değişikliğin sebebi, on
yıllık sürenin, toplumsal, siyasal ve hukuksal gelişmelerin başdöndürücü bir
hızla ilerlediği düşünüldüğünde çok uzun olmasıdır.
Madde 119- Yüce Divan görevi, 1961 Anayasasıyla birlikte Anayasa Mahkemesine
verilmiştir. Bu tarihten itibaren de bu durum sürekli bir tartışma konusu
olmuştur. Bu tartışmaya sadece akademisyenler değil, aynı zamanda yüksek yargı
organlarının başkanları da taraf olmuşlardır. Yüce Divan görevinin Anayasa
Mahkemesine verilmesine yönelik en önemli eleştiri, bu mahkemenin ceza
yargılaması yapma ehliyetine sahip bir üye kompozisyonuna sahip olmadığı
yönündedir. Buna göre, Yüce Divan yargılaması bir ceza yargılaması olduğu halde,
Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamı hukukçu değildir, hukukçu olanların da çok
azı ceza dairelerinden gelmektedir. Buna karşılık, Anayasa Mahkemesinin ülkenin
en yüksek mahkemesi olduğu, dolayısıyla Yüce Divan görevinin bu organa verilmesi
gerektiği yönünde de görüşler vardır. Bu tartışmalara son vermek amacıyla karma
bir sistem benimsenerek, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu
üyelerinden oluşan bir mahkeme olarak Yüce Divan yeniden düzenlenmiştir.
İkinci fıkrada, Yüce Divanın görevleriyle ilgili suçlardan dolayı
yargılayabileceği kişiler arasına Meclis Başkanı ile Genelkurmay Başkanı ve
Kuvvet komutanları da ilâve edilmiştir.
Dördüncü fıkrada, Yüce Divan kararlarına karşı temyiz yolu açılmıştır. Yüce
Divandaki yargılamanın temyizinin olmaması adil yargılanma hakkıyla
bağdaşmamaktadır. İnsan hakları sözleşmelerinde ceza yargılamasının iki kademeli
olması zorunluluğu açıkça belirtilmektedir. Birleşmiş Milletler Medenî ve Siyasî
Haklar Sözleşmesinin “adil yargılanma” başlıklı 14 üncü maddesinin beşinci
fıkrası gereğince “Bir suçtan ötürü mahkûm olan bir kimse, mahkûmiyetinin ve
aldığı cezanın daha yüksek bir yargı yeri tarafından hukuka göre incelenmesini
isteme hakkına sahiptir.” Aynı şekilde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7
Nolu Protokolün 2 nci maddesine göre “Bir mahkeme tarafından cezaî bir suçtan
mahkûm edilen her kişi, mahkûmiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye
yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır.” Kısacası, adil yargılanma ilkesine
uygunluğu sağlamak amacıyla Yüce Divan önündeki yargılama iki kademeli hâle
getirilmiştir.
Madde 120- Yargıtay üyeliğine seçimin
düzenlendiği ikinci fıkra hükmü, bir yenilik getirmektedir. Üye seçiminin
objektif kriterlere bağlı olarak yapılmasını sağlamak amacıyla “özel
kanunlarında öngörülen yöntemlerle ölçülen liyakat ve başarı gibi nitelikler
dikkate alınarak” ibaresine yer verilmektedir.
Maddede gerçekleştirilen bir başka yenilik, Yargıtay üyeliğinin süreyle
sınırlandırılmasıdır. Yargıtay üyelerinin yenilenmesine imkân tanınması için,
üyelik, birçok Avrupa Birliği ülkesinde olduğu gibi süreye bağlanmakta ve bu
süre dokuz yılla sınırlandırılmaktadır. Görevlerinde başarılı olanların yeniden
seçilmelerine imkân tanımak amacıyla, görev süresi dolanların yeniden
seçilebilecekleri esası kabul edilmektedir.
1982 Anayasasında Cumhurbaşkanına verilen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve
Cumhuriyet Başsavcıvekilini seçme yetkisi, bir yandan parlâmenter rejim
kurallarının, diğer yandan da mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin bir gereği
olarak kaldırılmaktadır. Bu maddeyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve
Cumhuriyet Başsavcıvekilinin de Yargıtay üyelerince seçilmesi esası
benimsenmektedir.
Madde 121- 1982 Anayasasının 115 inci maddesiyle Bakanlar Kuruluna tanınan tüzük
çıkarma yetkisine yeni Anayasa ile son verilmesine paralel olarak, Danıştayın
görevlerinin düzenlendiği maddenin ikinci fıkrasında, tüzük tasarılarını
inceleme görevine yer verilmemiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, Danıştay üyelerinin seçimini objektif kriterlere
bağlama ve görev süresini sınırlandırma hususlarında, 121 inci maddedeki
değişikliklere paralel bir düzenleme öngörülmektedir. Ayrıca, Danıştayın yapısı
ve görev alanı dikkate alınarak, üyelerinin dörtte birinin Cumhurbaşkanı yerine
Bakanlar Kurulu tarafından seçilmesi esası kabul edilmektedir.
Madde 122- Askerî Yargıtayı mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı
esasları açısından güçlendirme amacını taşıyan iki değişiklik dışında, 1982
Anayasasının paralel hükmü olan 156 ncı madde aynen korunmuştur.
Gerçekleştirilen birinci değişiklikle, Askerî Yargıtay üyelerinin
Cumhurbaşkanınca seçilmesi usulüne son verilmiş; üyelerin, Askerî Yargıtay Genel
Kurulu tarafından seçilmesi benimsenmiştir. İkinci olarak, 1982 Anayasasının 156
ncı maddesinin son fıkrasında yer alan ve kanun koyucunun, mahkemelerin
bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile hâkimlik teminatına aykırı bir düzenleme
yapabilmesine açık kapı bırakan “askerlik hizmetlerinin gereklerine göre”
ibaresine bu düzenlemede yer verilmemiştir.
Madde 123- Türk kamu malî yönetimi ve kontrol sisteminin milletlerarası
standartlara ve Avrupa Birliği müktesebatına uyumunu sağlamak üzere sürdürülen
çalışmaların önemli bir boyutunu da, kamu kaynaklarının kullanılmasının gerekli
şekilde denetlenmesi oluşturmaktadır.
Bu çerçevede Sayıştayın denetim kapsamının genişletilmesi, başka bir ifadeyle
kamu kaynaklarını kullanan hiçbir kurum ve kuruluşun bu denetimin dışında
bırakılmaması büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple, yapılan düzenleme ile
Sayıştayın denetim yetkisinin kapsamı genişletilmektedir.
1982 Anayasasında Anayasa Mahkemesine verilen siyasî partilerin malî denetimi
yetkisi, bu düzenlemeyle Sayıştaya bırakılmıştır. Sayıştayın malî denetimde
uzman bir kurum olması ve yasama organı adına denetim görevi yapıyor olması,
siyasî partilerin malî denetiminin bu kurum tarafından yapılmasını hem
profesyonellik hem de demokratik meşruiyet açısından haklılaştırmaktadır.
Ayrıca, Sayıştayın, bu görevini gereği gibi yerine getirebilmesini sağlamak
amacıyla, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama yetkisinin
bulunduğu da dikkate alınarak, yüksek mahkemeler arasına alınması uygun
görülmüştür.
Madde 124- 1982 Anayasasının 158 inci maddesi hükmü aynen korunmuştur.
Maddenin ikinci fıkrasında düzenleme tekniği açısından yapılan değişiklik
dışında bir değişiklik yapılmamış ve Uyuşmazlık Mahkemesi yüksek mahkemeler
arasında sayılarak Mahkemenin adlî, idarî ve askerî yargı mercileri arasındaki
görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümleme yetkisi muhafaza
edilmiştir.
Madde 125- 1982 Anayasasında birkaç maddede düzenlenen bütçe ve kesin hesap
konuları, Türk kamu malî yönetimi ve kontrol sisteminin milletlerarası
standartlara kavuşması amacıyla yapılan düzenlemeler çerçevesinde, görüşme
usulüne ilişkin ayrıntılar İçtüzüğe bırakılarak ve tek madde halinde
sadeleştirilerek yeniden düzenlenmiştir.
Madde 126- 1982 Anayasasının 167 nci maddesinde piyasaların denetimi ve dış
ticaretin düzenlenmesine ilişkin olarak yapılan düzenleme, ayrı bir maddede
düzenlenen tüketicilerin korunmasına ilişkin hüküm de eklenerek, daha kapsayıcı
bir başlık altında muhafaza edilmiştir.
Madde ile, rekabetin ve tüketicilerin korunması, piyasaların sağlıklı ve düzenli
bir şekilde işlemesi ve gelişmesi amaçlanmaktadır.
Madde 127- Devletin ve kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği
hallerde malikin rızasını aramadan özel mülkiyete son verebilmesi anlamına gelen
kamulaştırma, istisnaî olarak başvurulması gereken bir müessese olarak
anayasalarımızda yer almıştır.
1982 Anayasasının kamulaştırmayı düzenleyen 46 ncı maddesi Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlar da dikkate alınmak suretiyle 2001
yılında değiştirilmiştir. 1982 Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler
bölümünde 46 ncı maddede düzenlenen kamulaştırma müessesesi, 2001 yılında
yapılan değişiklikler de korunarak, sistematik olarak daha uygun olacağı
düşüncesiyle bu defa Malî ve Ekonomik Hükümler bölümünde düzenlenmiştir.
Kamulaştırma bedellerinin taksitle ödenebileceği durumlar arasında sayılan
“turizm”e, bu sektörün doğrudan devletin üstlenmesi gereken bir alan olmaması
nedeniyle, yeni düzenlemede yer verilmemiştir.
Ayrıca, kanunla düzenlenebilecek ayrıntılara yer verilmemiş ve 1982 Anayasasında
Avrupa Birliğine uyum amacıyla yapılan değişiklikler de korunarak madde yeniden
düzenlenmiştir.
Madde 128- 1982 Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler bölümünde, 47
nci maddede aynı başlıkla yer alan düzenleme, sadeleştirilmek suretiyle ve
sistematik olarak daha uygun olacağı düşüncesiyle Malî ve Ekonomik Hükümler
bölümünde yeniden düzenlenmiştir.
Özel teşebbüslerin devletleştirilmesinin ancak kamu hizmeti niteliği taşıyanlar
için ve kamu yararının zorunlu kıldığı haller ile sınırlı olması yönündeki ilke
korunmuştur. Devletleştirmenin de çok istisnaî olarak başvurulabilecek bir
müessese olduğu açıktır.
Maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları 1982 Anayasasının 47 nci maddesine 1999
yılında yapılan değişikliklerle eklenen üçüncü ve dördüncü fıkralarla aynıdır.
Madde 129- Önceki anayasalarımızda, devletin malî imkânlarıyla sınırlı olan
sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler bölümünde yer alan çevrenin, tabiî
servetler ve kaynakların, kıyıların, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının
korunması gibi hükümler, ormanların korunmasına ilişkin düzenlemeyle birlikte
“Çevrenin Korunması ve Millî Servetlere İlişkin Hükümler” başlığı altında özel
bir kısım olarak yeniden düzenlenmiştir. Böylece, çağımızın büyük felâketi
olarak görülen ve ülkemizi ciddî şekilde etkileyen küresel ısınmanın önlenmesi
çabalarının hayatî önem kazandığı bir dönemde, çevrenin etkili bir şekilde
korunması yönünde Anayasaya Devlete yönelik direktif niteliğinde bir hüküm
konulmaktadır.
Bu maddeyle, çevre sorunlarıyla ilgili olarak bir yandan devletin daha duyarlı
olması ve yükümlülüklerini yerine getirmesi, diğer yandan da vatandaşların bu
konuda devlete yönelik taleplerinin hukukî zeminin pekiştirilmesi
amaçlanmaktadır.
Madde 130- 1982 Anayasasının 168 inci maddesinde yer alan hüküm sadeleştirilerek
muhafaza edilmiştir.
Böylece, tabiî servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesinde özel
teşebbüsün imkânlarından da yararlanılması suretiyle Devletin imkânlarıyla çok
daha uzun zaman alacak millî servetin işletilmesinin ve millî gelirin
artırılmasının bir an önce sağlanması amaçlanmaktadır.
Madde 131- 1982 Anayasasının 169 ve 170 inci maddelerinde yer alan hükümler
sadeleştirilerek ve ülkemizin ihtiyaçları dikkate alınarak yeniden
düzenlenmiştir.
Tabiî kaynaklarımızın en önemlilerinden biri olduğu için ormanlar ayrı bir
maddede düzenlenmektedir.
Ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için Devlet tarafından
tedbirler alınması zorunludur. Bu çerçevede yanan ormanların yerinde yeni orman
yetiştirilmesi gerektiği, bu yerlerde tarım ve hayvancılık yapılamayacağı gibi
bu yerlerin imara da açılamayacağı yönündeki ilkeler de korunmaktadır.
Ancak, 1982 Anayasasında da öngörüldüğü halde, uygulamada çözümlenemeyen orman
vasfını tam olarak kaybetmiş ve orman olarak muhafazasında hiçbir yarar
görülmeyen yerler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu
yerlerle ilgili meselenin de çözümlenmesi gerekmektedir. Bu sebeple yapılan yeni
düzenleme ile, bu yerlerin değerlendirilmesi ve satılması konusunda kanun koyucu
yetkili kılınarak, hem millî servetin değerlendirilmesi, hem de milletimizin bu
meseleden kaynaklanan mağduriyetlerinin giderilmesi amaçlanmaktadır.
Madde 132- 1982 Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler Bölümünde, 43
üncü maddede yer alan bu hüküm, Devletin anılan bölümdeki görevlerini,
öncelikleri gözeterek ve malî imkânlarıyla sınırlı olarak yerine getirebileceği
dikkate alınarak, kıyı ve sahillerimizin etkili bir şekilde korunması ve
buralardan azamî faydanın sağlanması amacıyla Malî ve Ekonomik Hükümler
bölümünde düzenlenmiştir.
1982 Anayasasının 43 üncü maddesi aynen korunmuş; böylece kıyılar ve sahil
şeritlerinin korunması ile buralardan kamunun yararlanması ve buralarda doğmuş
bulunan mülkiyet haklarının telif edilmesi amaçlanmıştır.
Madde 133- 1982 Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler Bölümünde, 63
üncü maddede yer alan bu hüküm, Devletin sözü edilen bölümdeki görevlerini malî
imkânlarıyla sınırlı olarak yapabileceği dikkate alınarak tarih, kültür ve
tabiat varlıklarımızın etkili bir şekilde korunması amacıyla direktif bir hüküm
olarak Malî ve Ekonomik Hükümler Bölümünde düzenlenmiştir. Devlet bu varlıkların
korunmasını sağlamalı ve bu amaçla gerekli tedbirleri almalıdır. Bu amaçla, 1982
Anayasasının 63 üncü maddesinde yapılan düzenleme aynen muhafaza edilmiştir.
Madde 134- 1982 Anayasasında 4 üncü madde olarak düzenlenen “değiştirilemeyecek
hükümler”, sistematik açıdan daha uygun olacağı düşüncesiyle bu maddeye
taşınmıştır.
1982 Anayasasının özellikle 1987 değişikliğinden sonra iyice karmaşık hale gelen
anayasa değişikliğine ilişkin 175 inci maddesi, sonuçları son derece önemli
tartışmaların konusu olagelmiştir. Dahası bu tartışmalar Anayasa Mahkemesine
taşınmış ve Mahkeme Cumhurbaşkanı tarafından bir daha görüşülmek üzere Meclise
gönderilen anayasa değişikliklerinin kabulü için gerekli nisabın ne olduğunu
belirlemek zorunda kalmıştır. Bu sebeple, yapılan yeni düzenlemeyle, anayasa
değişikliğine ilişkin usul ve esaslar olabildiğince açık ve anlaşılabilir bir
dille yazılmıştır. 1982 Anayasasının düzenlemesinde Cumhurbaşkanının Anayasayı
değiştirme sürecindeki rolü, temelde yasama organına ait olan bu yetkinin
kullanılamaması sonucunu doğurabilecek bir nitelik taşımaktaydı ya da en azından
bu yönde kullanılabilmekteydi. Bu durum, parlâmenter sistemin yetkileri sınırlı
ve sorumsuz Cumhurbaşkanı modeliyle bağdaşmamaktadır. Bu nedenlerle, bu maddede
Cumhurbaşkanının, Meclis tarafından üçte iki çoğunlukla kabul edilen Anayasa
değişikliklerini yayınlaması zorunluluğu getirilmektedir. Yine aynı düşünceyle
Meclis tarafından beşte üçten fazla ancak üçte ikiden az çoğunlukla kabul edilen
Anayasa değişikliklerinin doğrudan Meclis kararıyla halkoylamasına
götürülebilmesine imkân tanınmaktadır. Öte yandan Meclis gerekli gördüğü
takdirde üçte iki çoğunlukla kabul edilen Anayasa değişikliğini de ihtiyarî
olarak halkoylamasına sunabilecektir. Anayasa değişikliklerinde her iki durumda
da halkoylamasına gitme yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş
olması, parlâmenter sistemin gerektirdiği yetki sorumluluk paralelliğinin doğal
bir sonucudur.
Madde 135- Ülkemizin çağdaş uygarlık seviyesine ulaşması için çıkarılan inkılâp
kanunlarının korunması, aynı hedefe ulaşma kararlılığının sürdürülmesi
bakımından önem taşımaktadır.
Bu sebeple, 1961 ve 1982 Anayasalarında yapılan düzenleme aynen korunmuştur.
Ancak, 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsinin 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk
Medenî Kanunu ile yürürlükten kaldırılmış olması sebebiyle, maddenin (ç)
bendinde buna ilişkin açıklayıcı bir hükme ihtiyaç duyulmuştur.
Madde 136- Anayasa tarihimizde 1961 Anayasası ile başlayan “Başlangıç”, anayasal
düzene yapılan müdahaleleri haklılaştırma ve anayasanın dayandığı temel ilke ve
görüşleri açıklama işlevi görmüştür. Başlangıçların anayasa metninden sayılması,
normalde tanımlanması güç ve norm değeri olmayan bazı soyut kavramların
yorumlanarak kullanılması sonucunu doğurmuştur. Bu nedenle, Başlangıç kısmının
insan hakları, demokrasi ve eşitlik gibi çağdaş siyasî değerleri vurgulayan kısa
bir cümle olarak yazılmasına paralel olarak, bu kısmın anayasa metnine dahil
edilmemesi uygun görülmüştür. Böylece, Başlangıç anayasallık denetiminde “ölçü
norm” olmaktan çıkarılarak, anlamsız ve gereksiz tartışmaların önüne
geçilmiştir.
İlgili maddenin konusunu gösteren ve bölümlemeyi kolaylaştırmak için kullanılan
madde başlıkları da, Anayasa metnine dahil edilmemiştir.
Geçici Madde 1- 1982 Anayasasında Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri ile
mahallî idare seçimlerinin beş yılda bir yapılacağı düzenlenmekteydi. Bu hüküm
çerçevesinde 28 Mart 2004 tarihinde yapılan mahallî idare seçimleri ile 22
Temmuz 2007 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimleri sonuçlarına göre
oluşan mahallî idareler ve Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçim tarihlerini
izleyen beşinci yılda yeni seçime gideceklerdir. Oysa bu Anayasa ile hem Türkiye
Büyük Millet Meclisi seçimleri hem de mahallî idare seçimleri dört yıla
indirilmektedir. Dolayısıyla, 1982 Anayasası hükümlerine göre yapılan seçimler
çerçevesinde oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi ile mahallî idarelerin
seçimlerinin de dördüncü yıllarının sonunda yapılabilmesi için bu geçici madde
düzenlenmiştir.
Geçici Madde 2- 1982 Anayasasının 76 ncı maddesinde milletvekili seçilebilmek
için aranan en az ilkokul mezunu olma şartı, yapılan yeni düzenleme ile en az
ilköğretim diploması sahibi olma şartı ile değiştirilmiştir. İlköğretim
zorunluluğunun beş yıldan sekiz yıla çıkarıldığı 1997-1998 ders yılından önce
ilkokul mezunu olanlar açısından uygulamada sorun doğmaması için getirilen bu
geçici madde ile sözü edilen durumda olanların ilkokul diplomalarının
milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmaları için yeterli olduğu açıklığa
kavuşturulmaktadır.
Geçici Madde 3- 1982 Anayasasına göre Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından yedi yıl için ve bir defalığına seçilebilirken, bu Anayasa ile
Cumhurbaşkanının halk tarafından beş yıllığına ve en çok iki kez seçilebilmesi
sistemi benimsenmiştir. Dolayısıyla, 1982 Anayasası hükümlerine göre 28 Ağustos
2007 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen Cumhurbaşkanının
görev süresinin bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihi izleyen beşinci yılın
sonunda sona ermesini sağlamak ve bu Cumhurbaşkanının da bir kez daha
seçilebilmesine imkân tanımak amacıyla bu geçici madde düzenlenmiştir. Böylece,
Devletin başı sıfatını taşıyan, Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin
birliğini temsil eden Cumhurbaşkanlığı gibi önemli bir konum hakkında görev
süresinin ne zaman sona ereceği ve mevcut Cumhurbaşkanının bir kez daha seçilip
seçilemeyeceği yönünde yapılacak yorumlar ve tartışmalar da önlenmiş olacaktır.
Geçici Madde 4- 1961 ve 1982 Anayasalarında düzenlenen tüzüklere bu Anayasada
yer verilmemiştir. Tüzüklerle yönetmeliklerin arasında içerik açısından önemli
bir fark kalmaması sebebiyle uygulamada çok az başvurulan tüzük çıkarma
ihtiyacının Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmeliklerle karşılanacağı
açıktır.
Bu geçici madde ile yapılan düzenlemeyle, yürürlükteki tüzüklerin, dayandıkları
kanunda aksine düzenleme yapılıncaya kadar yürürlükte kalmaya devam edecekleri
açıklığa kavuşturulmakta; kanunî dayanağı kalmayan tüzüklerin yürürlükten
kaldırılabilmesi için ise Anayasada tüzük müessesesi yer almasa da tüzük
çıkarılabilmesi öngörülmektedir.
Geçici Madde 5- Yükseköğretim Kurulunun oluşumu ile üyelerinin sayısı ve seçim
usulleri yeniden düzenlendiğinden, Yükseköğretim Kurulunun yeni düzenlemeye
intibakını sağlamak, kazanılmış hakları saklı tutmak ve Bakanlar Kurulunca
seçilen üyeler ile diğer üyeliklerde boşalma meydana gelmesi halinde seçilecek
üyeleri belirlemek amacıyla bu geçici madde düzenlenmiştir.
Geçici Madde 6- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşumu ile üyelerinin
sayısı ve seçim usulleri yeniden düzenlendiğinden, Kurulun yeni düzenlemeye
intibakını sağlamak, kazanılmış hakları saklı tutmak ve üye sayısının
tamamlanması ve boşalan üyeliklere yapılacak seçimleri düzenlemek amacıyla bu
geçici madde getirilmiştir.
Geçici Madde 7- Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ile üyelerinin nitelikleri,
seçilme usulleri ve görev süreleri yeniden düzenlenmiştir.
Anayasa Mahkemesinin yeni düzenlemeye intibakını sağlamak, kazanılmış hakları
saklı tutmak, üye sayısının tamamlanması ve boşalan üyeliklere yapılacak
seçimler için esasları belirlemek ve yedek üyelerin bu sıfatlarını koruyarak
toplantılara katılma usul ve esaslarını düzenlemek amacıyla bu geçici madde
getirilmiştir.
Geçici Madde 8- Yargıtay üyelerinin görev süreleri yeniden belirlendiğinden,
yeni düzenlemeye intibakı sağlamak ve kazanılmış hakları saklı tutmak amacıyla
bu geçici madde düzenlenmiştir.
Geçici Madde 9- Danıştay üyelerinin görev süreleri yeniden belirlendiğinden,
yeni düzenlemeye intibakı sağlamak ve kazanılmış hakları saklı tutmak amacıyla
bu geçici madde düzenlenmiştir
Madde 137- Madde ile bu Anayasanın yürürlüğe gireceği tarih belirlenmekte ve
1982 Anayasasının yürürlükten kalkacağı açıklığa kavuşturulmaktadır.
YENİ ANAYASA ÖNERİSİNİN GETİRDİĞİ YENİLİKLER
(ÖZET OLARAK)
A. SİSTEMATİK BAKIMDAN
Yeni Anayasanın düzenlenmesinde sistematik bakımından da yeni bir yaklaşım
benimsenmiştir. Bu çerçevede;
1) Yeni Anayasanın sistematiğinde KISIM, BÖLÜM ve ALT BÖLÜM ayırımlaması kabul
edilmiş ve 1982 Anayasasının anlaşılma güçlüğü gösteren romen rakamı, harf ve
numaralarla yapılan ayırımı da terkedilmiştir.
2) 2006 yılından bu yana uygulanmakta olan ve atıf yapma kolaylığı getirerek
atıflardaki muğlaklığı kaldıran maddelerin fıkra ve bentlerinin
numaralandırılması Yeni Anayasada da benimsenmiştir. Maddeler ve fıkralar daha
sistematik bir şekilde yazılmıştır. Böylece, Avrupa ülkelerinde uygulanmakta
olan bir sistemle de uyum sağlanmıştır.
3) Yine sistematik bakımdan daha uygun olacağı düşüncesiyle, hak ve hürriyetler;
kişinin hakları ve hürriyetleri, siyasî haklar ve ödevler ve sosyal ve ekonomik
haklar şeklinde sıralanmış, ayrıca sosyal ve ekonomik haklar bölümünde yer alan
ancak mahiyeti itibariyle kişi haklarından olan bazı hak ve hürriyetler bu
bölüme alınmıştır. Ayrıca, sosyal ve ekonomik haklar içinde yer verilen
kamulaştırmaya, devletleştirmeye ve özelleştirmeye ilişkin hükümler ise malî ve
ekonomik hükümler kısmına taşınmıştır.
4) Önceki Anayasalarımızda, devletin malî imkânlarıyla sınırlı olan sosyal ve
ekonomik haklar ve ödevler bölümünde yer alan çevrenin korunması, tabiî
servetler ve kaynakların korunması ve kullanılması, kıyıların korunması, tarih,
kültür ve tabiat varlıklarının korunması gibi hükümler, ormanların korunmasına
ilişkin düzenlemeyle birlikte “Çevrenin Korunması ve Milli Servetlere İlişkin
Hükümler” şeklinde özel bir kısım olarak yeniden düzenlenmiştir. Böylece,
çağımızın büyük felâketi olarak görülen ve ülkemizi ciddî şekilde etkileyen
küresel ısınmanın önlenmesi çabalarının hayatî önem kazandığı bir dönemde,
çevrenin etkili bir şekilde korunması yönünde Anayasaya Devlete yönelik direktif
bir hüküm konulmuştur. Aynı yaklaşım, koruma kapsamındaki millî servetler için
de korunmuştur.
B. 1982 ANAYASASININ ALINMAYAN HÜKÜMLERİ
1982 Anayasasında düzenlenen ancak anayasa düzeyinde düzenlenmesine gerek
olmayan bazı maddelere Yeni Anayasada yer verilmemiştir. Bu çerçevede, aşağıda
belirtilen 1982 Anayasasının maddeleri Yeni Anayasaya alınmamıştır.
1) Madde. 44, Toprak mülkiyeti,
2) Madde. 45, Tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması,
3) Madde. 57, Konut hakkı,
4) Madde. 58, Gençliğin korunması,
5) Madde. 59, Sporun geliştirilmesi,
6) Madde. 62, Yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşları,
7) Madde. 107, Sanatın ve sanatçının korunması,
8) Madde. 107, Cumhurbaşkanı Genel Sekreterliği,
9) Madde. 108, Devlet Denetleme Kurulu,
10) Madde. 115, Tüzükler,
11) Madde. 133, Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna ilişkin hükümleri,
12) Madde. 134, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,
13) Madde. 157, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi,
14) Madde. 162, Bütçenin görüşülmesi,
15) Madde. 163, Bütçelerde değişiklik yapılabilme esasları,
16) Madde. 165, Kamu iktisadi teşebbüslerinin denetimi,
17) Madde. 166, Planlama,
18) Madde. 170, Orman köylüsünün korunması,
19) Madde. 171, Kooperatifçiliğin geliştirilmesi,
20) Madde. 173, Esnaf ve sanatkarların korunması.
C. BAŞLANGIÇ
Otoriter ve devletçi felsefenin izlerini taşıyan 1982 Anayasasının Başlangıç
kısmı tümüyle terk edilmiştir. Yeni öneride, Anayasanın metnine dahil edilmeyen
Başlangıç kısmı, çok kısa ve özlü bir anlatıma kavuşturulmuştur. İnsan hakları,
hukukun üstünlüğü, demokrasi, laiklik ve çoğulculuk gibi evrensel değerlere
vurgu yapılmış; Atatürk’ün çağdaş uygarlık hedefi ile ebedî barış ideâline olan
bağlılık ifade edilmiştir.
D. GENEL ESASLAR
1) Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer almayan, sübjektif yorumlara elverişli
bulunan ve insan hakları üzerindeki vurguyu zayıflatan “toplumun huzuru, millî
dayanışma ve adalet anlayışı içinde” ibareleri çıkarılmış; insan hakları
vurgusunun güçlendirilmesi amacıyla, “saygılı” kelimesi yerine, “dayanan”
kelimesi benimsenmiştir (m. 2).
2) “Dili Türkçedir” cümlesinin yerine, aynı anlamı daha doğru ifade etmek üzere,
“Resmî dili Türkçedir” cümlesi kabul edilmiştir (m. 3/2).
3) Devletin temel amaç ve görevi, insan odaklı olarak tanımlanmış; insan ve onun
haysiyeti merkezi bir öneme sahip kılınmıştır (m. 4).
4) Anayasada düzenlenen her kurul veya kurumun, kendisini, egemenliği kullanan
yetkili organ olarak görmesini engellemek amacıyla, Türk milleti adına
egemenliği kullanacak olan organlar tadadi olarak belirtilmiştir (m. 5/2).
Ayrıca, Türkiye’nin milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyeliğinden
doğabilecek muhtemel sorunları önlemek için, “milletlerarası ve milletlerüstü
kuruluşlara üyelikten kaynaklanan sınırlamalar saklıdır” hükmü eklenmiştir (m.
5/4).
5) Kanun hükmünde kararnamelerle ilgili olarak uygulamada ortaya çıkan bazı
sorunlara son vermek amacıyla, yasama yetkisinin devredilmezliğine ilişkin
ilkeye “kanun hükmünde kararnamelere ilişkin hükümler saklıdır” hükmü
getirilmiştir (m. 6).
6) Yargılama bir yetki olduğu kadar, aynı zamanda bir görev olduğu için, yargı
yetkisi ve görevinden söz edilmiş; bağımsızlık prensibinin yanı sıra, onun
yönelik bulunduğu temel amaç olan tarafsızlık prensibine yer verilmiştir (m. 8).
7) Eşitlik ilkesini güçlendirmek amacıyla sadece kadınlar lehine değil, aynı
zamanda toplumun özel olarak korunması gereken başka kesimleri için de pozitif
ayrımcılık kuralı benimsenmiştir (m. 9/3).
E. TEMEL HAKLAR VE HÜRRİYETLER
1) Temel haklara yapılan vurguyu güçlendirmek ve bu hakların korunmasının kural,
sınırlanmasının ise istisna olduğuna ilişkin prensibe geçerlilik kazandırmak
için, ikinci kısım başlığındaki “ödevler” kelimesi çıkarılmıştır. Aynı amaçla,
1982 Anayasasının 12 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki temel hak ve
hürriyetlerin kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve
sorumluluklarını da ihtiva ettiği hükmüne yer verilmemiştir (m. 11).
2) Temel hak ve hürriyetleri kötüye kullanma yasağını genişletici ve bireylerin
hürriyetlerini daraltıcı bir işlev gören 1982 Anayasasının 14 üncü maddesinin
ilk fıkrası kaldırılmıştır (m. 13-Alternatif 1).
Temel hak ve hürriyetleri kötüye kullanma yasağı, ifade hürriyetinin keyfî
şekilde sınırlandırılmasını önlemek amacıyla daraltılmış; bu çerçevede,
“faaliyetler” ibaresi yerine “eylemler” ibaresi konulmuştur (m. 13-Alternatif
2).
3) “Sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin
uygulanması” hali, yaşama hakkının istisnası olmaktan çıkarılmıştır (m. 15/2).
4) Kişi hürriyetiyle ilgili bir kurum olan “önleme amaçlı yakalama” anayasal
düzenlemeye tabi tutulmuştur (m. 18/3).
5) Önceki anayasalarımızda yer almayan “kişisel bilgilerin korunması hakkı”,
anayasal güvenceye kavuşturulmuştur (m. 20).
6) Haberleşme hürriyetine, maddenin ikinci fıkrasında sayılan sınırlama
sebepleri dışındaki bir sebeple sınırlama yapılmasına yol açabilecek nitelikte
olan 1982 Anayasasının 22 inci maddesinin son fıkrasında ifade edilen
“İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir” hükmüne
yeni düzenlemede yer verilmemiştir (m. 22).
7) Din ve inanç hürriyeti bütün unsurlarıyla birlikte güvenceye kavuşturulmuş
(m. 24/1-2); Devlete, çocukların eğitimi alanında ebeveynin dinî ve felsefî
inançlarını dikkate alma yükümlülüğü getirilmiş (m. 24/4); lâiklik ilkesinin ve
bu ilkenin önemli bir unsuru olan “din ve inanç hürriyeti”nin bir gereği olarak,
din kültürü ve ahlâk öğretimi zorunlu olmaktan çıkarılmış, ancak talep halinde
Devlete bunu yerine getirme yükümlülüğü yüklenmiştir (m. 24/4-Alternatif 1).
1982 Anayasasının 24 üncü maddesinin son fıkrasında “din ve vicdan hürriyeti”
için öngörülen özel “kötüye kullanma” (din istismarı) yasağı, sübjektif ve keyfi
değerlendirmelere açık unsurlardan arındırılmıştır (m. 24/5-Alternatif 1 ve 3).
8) Birleşmiş Milletler Uluslararası Kamusal ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 20
nci maddesine uyum sağlamak amacıyla, bu Sözleşmede yer alan “savaş
kışkırtıcılığının engellenmesi, her türlü ayrımcılık, düşmanlık veya kin ve
nefret savunuculuğunun önlenmesi” sebepleri, ifade hürriyetinin sınırları
arasında sayılmıştır (m. 26/3).
9) Basın hürriyetiyle bağdaşmaması sebebiyle, 1982 Anayasasının 28 inci
maddesinde zikredilen “tedbir yoluyla dağıtımın önlenmesi” usulüne son
verilmiştir. Ayrıca, özellikle soruşturma ve kovuşturma aşamalarında kişilerin
kimliklerinin açıklanarak haksız yere mağdur edilmelerini önlemek amacıyla,
“masumiyet karinesinin ihlaline yönelik yayın yapılamaz” hükmü getirilmiştir (m.
27).
10) Önceki anayasalarımızda bağımsız bir hak olarak kendinden söz edilmeyen adil
yargılanma hakkına yer verilmiş; bu hak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6
ncı maddesi dikkate alınarak, hak arama hürriyetiyle birlikte yeniden
düzenlenmiştir. Bu hak kapsamında, “kanuni hâkim” ilkesi yerine, “tabii hâkim”
ilkesi kabul edilmiştir (m. 32).
11) Vatandaşlık kavramı etrafında yaşanan tartışmalara son vermek ve
vatandaşlığın, din, mezhep, dil ve benzeri ayrımlar dikkate alınmaksızın her
bireyin devlete olan siyasî aidiyeti ifade ettiğini tasrih etmek amacıyla, mer’i
olana oranla daha kapsayıcı ve kuşatıcı bir vatandaşlık tanımına yer
verilmiştir. Bu çerçevede, “Türk vatandaşlığı” kenar başlığı “vatandaşlık”
olarak değiştirilmiştir.
“Türk devleti” yerine, Türkiye Cumhuriyetini ifade etmek üzere “Devlet” kelimesi
tercih edilmiş ve “Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşıdır” ifadesi kabul edilmiştir (m. 35-Alternatif 1).
Anayasada karşılığı olmayan “Türk devleti” ifadesi yerine, Anayasanın 1 inci
maddesi uyarınca daha doğru bir ifade olan “Türkiye Cumhuriyeti” ifadesi
benimsenmiş; “Türk” kelimesinin etnik bir kümeye referans içermediğine açıklık
kazandırmak amacıyla, 1924 Anayasanın formülasyonuyla, “Türkiye Cumhuriyetine
vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese, din ve ırk farkı gözetilmeksizin Türk
denir” tanımına yer verilmiştir (m. 35-Alternatif 2).
Vatandaşlığın temel bir hak olduğu belirtilmiş ve bu hakka ve statüye sahip olan
herkesin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak adlandırılacağı kabul edilmiştir
(m. 35-Alternatif 3).
12) Yüksek öğretim elemanlarının, siyasî partilerin merkez organları dışında
görev alamayacaklarına ilişkin kısıtlayıcı hüküm kaldırılmıştır (m. 37/4).
13) Siyasî partilerin kapatılmalarına yol açan yasaklar daraltılmış (m. 38/1-2)
ve bu yasaklarla ilgili olarak 1961 Anayasasının 57 nci maddesindeki ifade esas
alınarak partilerin kapatılması güçleştirilmiştir. Bu çerçevede, bir partinin
tüzük veya programının insan haklarına, Devletin bağımsızlığı ve bölünmez
bütünlüğüne, demokrasiye, cumhuriyete ve lâikliğe aykırı olması halinde doğrudan
kapatma davası açılması yerine, Anayasa Mahkemesi tarafından ilgili partiye
ihtar verilmesi esası kabul edilmiş (m. 38/4); siyasi partilerin “odak”
olmasının şartları ağırlaştırılmıştır (m. 38/5). Anayasa Mahkemesinin siyasî
parti davalarında kapatmaya karar verilebilmesi, üye tamsayısının üçte ikisinin
kapatma doğrultusunda oy kullanması şartına bağlanmıştır (m. 115/1).
Siyasi partilerin kapatılmalarına neden olan mensupları için öngörülen müeyyide
hafifletilmiştir (m. 38/7-Alternatif 1).
Siyasi partilerin kapatılmalarına neden olan mensupları için öngörülen müeyyide
kaldırılmıştır (m. 38/7-Alternatif 2).
Son olarak, siyasi partilerin mali denetimi, Anayasa Mahkemesi yerine Sayıştaya
bırakılmıştır (m. 38/8).
14) Vergi ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisna, indirim ve
oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği sınırlar içinde değişiklik
yapma yetkisi, Bakanlar Kurulunun yanı sıra, mahallî idareler tarafından tarh,
tahakkuk ve tahsil edilenler için mahallî idarelerin seçimle oluşan karar
organlarına da tanınmıştır (m. 41/4).
15) Bilgi edinme hakkı anayasal bir hak olarak tanınmıştır (m. 42).
16) Çocuk hakları, yeni bir hak kategorisi olarak anayasal güvenceye
kavuşturulmuştur (m. 44).
17) Eğitim ve öğrenim hakkı, çağdaş hürriyetçi demokrasi ilkeleriyle uyumlu bir
hale getirilmiştir (m. 45/2). 1961 Anayasasının paralel maddesinde yer
verilmeyen, ancak 1982 Anayasasında mevcut olan bazı sınırlayıcı hükümler madde
metninden çıkarılmıştır. Ayrıca, bireysel hayat tarzının bir ifadesi
niteliğindeki kılık-kıyafet tercihinin bu haktan yararlanmaya engel
oluşturmaması amacıyla bir güvence hükmü getirilmiştir (m. 45/6).
F. YASAMA
1) Beşyüzelli milletvekilinden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisinin
dörtyüzelli üyesinin seçim çevrelerinden, yüz üyesinin ise ülke seçim
çevresinden seçilmeleri esası benimsenmiştir (m. 51).
2) Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçim dönemi beş yıldan dört yıla
indirilmiştir (m. 52).
3) Bir ilin veya seçim çevresinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde üyesinin
kalmaması halinde ara seçime gidilmesini öngören 1982 Anayasasının 78 inci
maddesinin beşinci fıkra hükmü çıkarılmıştır (m. 53).
4) Milletvekili andında yer alan “toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve
adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden
yararlanması ülküsünden” ibaresi madde metninden çıkarılmış; “insan hakları”,
milletvekillerinin üzerine and içecekleri değerler arasında sayılmıştır (m. 58).
5) Özel gelir kaynakları ve özel imkânları kanunla sağlanmış kamu yararına
çalışan derneklerin ve Devletten yardım sağlayan ve vergi muafiyeti olan
vakıfların yönetim ve denetim kurulları üyelikleri ile bunlarla ilgili görevler,
milletvekilliği ile bağdaşmayan işler arasından çıkarılmıştır (m. 59/1).
6) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali yasama
dokunulmazlığı kapsamı dışında tutulmuştur (m. 60/3-Alternatif 1).
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali ile zimmet, ihtilas
ve irtikap gibi yüz kızartıcı suçlar dokunulmazlık kapsamı dışında bırakılmış;
bu hallerde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcına, durumu derhal Meclise bildirme
zorunluluğu getirilmiştir (m. 60/3-Alternatif 2).
Milletvekillerinin dokunulmazlıktan feragat edebilmelerine imkân sağlanmış (m.
60/4); dokunulmazlık kapsamında bulunmayan suçları işleyen, dokunulmazlığı
kaldırılan veya dokunulmazlıktan feragat eden milletvekillerinin
yargılanmalarının tutuksuz olarak ve yasama çalışmaları engellenmeyecek şekilde
yürütüleceği hükme bağlanmış (m. 60/5) ve milletvekilleri hakkındaki ceza
davalarının Yargıtayda görüleceği belirtilmiştir (m. 60/7).
7) Kanunların Cumhurbaşkanınca yayınlanmasında yaşanabilecek gecikmeleri önlemek
amacıyla, parlamenter rejimin kurallarıyla uyumlu iki yenilik getirilmiştir.
Cumhurbaşkanınca Türkiye Büyük Millet Meclisine tekrar görüşülmek üzere geri
gönderilen kanunun Meclis tarafından aynen kabul edilmesi halinde, kanunun
Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanması esası kabul edilmiştir (m. 66/3).
Ayrıca, Cumhurbaşkanının onbeş gün içinde geri göndermediği veya yayınlamadığı
kanunların Meclis Başkanı tarafından yayınlanacağı benimsenmiştir (m. 66/4).
8) Temel haklara ilişkin milletlerarası andlaşmalarla iç hukukun çatışması
halinde, birey haklarına daha etkili bir korunma ve güvence sağlamak amacıyla,
“Kanunlar, usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş temel hak ve hürriyetlere
ilişkin milletlerarası andlaşmalara aykırı olamaz” hükmü getirilmiştir (m.
67/6).
9) Sıkıyönetim ve olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri hukuk
sistemimizden çıkarılmıştır (m. 68/1). Kanun hükmünde kararnamelere ilişkin
uygulamada yaşanan sorunları aşmak amacıyla, yetki kanununun sadece konusunu,
geçerlilik süresini ve bu süre içinde birden fazla kararname çıkarılıp
çıkarılamayacağını göstermesi benimsenmiştir (m. 68/2). Bakanlar Kurulunun, geri
gönderilen kanun hükmünde kararnameyi aynen kabul etmesi halinde, kararnamenin
Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanması esası kabul edilmiştir (m. 68/4).
10) Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplantı halinde olmadığı bir dönemde
ülkenin ani bir silâhlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silâhlı kuvvet
kullanılmasına derhal karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde,
Cumhurbaşkanının Türk Silâhlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verebilmesi,
Başbakanın teklifi şartına bağlanmıştır (m. 69).
11) Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplantı yeter sayısı, her tür toplantı için
üye tamsayısının üçte biri (184) olarak belirlenmiştir (m. 73/1).
12) Gensoru önergesinin gündeme alınmasına karar verilmesi sonrasında yapılacak
güven oylamasında Bakanlar Kurulunun düşürülmesi konusunda yapıcı güvensizlik
ilkesi getirilmiş, Bakanlar Kurulunun düşürülmesi, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin üye tamsayısının salt çoğunluğuyla yeni bir Başbakan adayı seçmesi
şartına bağlanarak, hükümet istikrarının güçlendirilmesi amaçlanmıştır. (m.
76/5)
G. YÜRÜTME
1) Cumhurbaşkanının parlâmento tarafından seçilmesinde yaşanan tıkanıklıklar
dikkate alınarak, Cumhurbaşkanının, beşer yıllık azamî iki dönem için halk
tarafından seçilmesi yöntemi kabul edilmiştir (m. 78). Cumhurbaşkanlığına
seçilebilmek için yüksek öğrenim şartı kaldırılmış, Cumhurbaşkanı adaylarının
yirmi milletvekilinden başka, ikiyüzbin seçmence de gösterilmesi esası
benimsenmiştir (m. 78-Alternatif 2).
2) Cumhurbaşkanının yetkileri, parlamenter rejim ilkeleri, yetki ve sorumluluğun
paralelliği kuralı ve 1961 Anayasasınca benimsenen sistem esas alınarak yeniden
düzenlenmiş; 1982 Anayasasının Cumhurbaşkanına tanımış olduğu yetkilerden,
parlamenter rejimler için de geçerli olanları korunmuş, diğer yetkileri ise
kaldırılmıştır (m. 81/3). Bakanlar Kurulunun Genelkurmay Başkanı, vali ve
büyükelçilerin atanmalarına ilişkin kararnamelerinin Cumhurbaşkanınca
imzalanacağı, bunların dışında hangi kararnamelerin Cumhurbaşkanınca
imzalanacağının ise kanunla belirleneceği kabul edilmiştir (m.81/2).
3) Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler yargı denetimine açılmış ve
Cumhurbaşkanının kişisel suçlarından dolayı yasama dokunulmazlığı hükümlerine
tâbi olacağı hükme bağlanarak mevcut belirsizlik giderilmiştir (m. 82).
4) Genel seçimlerden önce Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanlarının çekilmesine
ve yerlerine Başbakanca bağımsız kişilerin atanmasına dair hüküm kaldırılmıştır
(m. 89/1).
5) Bakanlar Kurulunun tüzük çıkarma yetkisi kaldırılmıştır.
6) Milli Güvenlik Kurulunun Başbakanın başkanlığında toplanması, Jandarma Genel
Komutanının Kurul üyeliğinden çıkarılması ve Kurul gündeminin Başbakan
tarafından belirlenmesi kabul edilmiş; Kurulun istişarî bir organ olduğu tasrih
edilmiştir (m. 91-Alternatif 1).
Jandarma Genel Komutanı Kurul üyeliğinden çıkarılmış ve Kurulun istişarî bir
organ olduğu tasrih edilmiştir (m. 91-Alternatif 2).
Bakanlar Kuruluna millî güvenlikle ilgili kararların alınmasında ve
koordinasyonun sağlanmasında yardımcı olmak üzere Millî Güvenlik Kurulunun
kurulacağı ve bu Kurulun yapısının, teşkilâtının, görevlerinin ve işleyişine
dair hususların kanunla düzenleneceği benimsenmiştir (m. 91-Alternatif 3)
7) İdarenin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine tabi tutulacağı
kuralına herhangi bir istisna öngörülmemiş; bu bağlamda, 1982 Anayasasında yargı
denetimi dışında tutulan Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler, Yüksek
Askeri Şura ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarına karşı yargı yolu
açık bırakılmıştır (m. 94).
8) Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin dört yıla indirilmesine paralel
olarak mahallî idarelerin seçimlerinin de dört yılda bir yapılması esası
benimsenmiştir (m. 96/3). Mahallî idarelerin seçilmiş organlarının organlık
sıfatını kazanma ve kaybetmeleri konusundaki denetim tümüyle yargı organına
bırakılmış; İçişleri Bakanına 1982 Anayasası ile verilen bu organları veya bu
organların üyelerini geçici olarak görevden uzaklaştırma yetkisine burada yer
verilmemiştir (m. 96/4). Böylece mahallî idareler üzerindeki merkezî denetimin
sınırlandırılması amaçlanmıştır.
9) Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak, istisnasız, bütün kamu hizmeti
görevlileri hakkında verilen disiplin kararları yargı denetimine açık
tutulmuştur (m. 98).
10) Yükseköğretim kurumlarının bilimsel özerkliği ve öğretim elemanlarının
akademik özgürlüğü güçlendirilmiştir. Demokratik yönetim ilkesi gereği,
rektörlerin doğrudan doğruya öğretim üyelerince seçilmesi esası benimsenmiştir.
Üniversite ve diğer yükseköğretim kurumlarının yönetim ve denetim organları ile
öğretim elemanlarının, ancak yetkili organlarınca görevlerinden
uzaklaştırılabileceği kabul edilmiştir (m. 100/4). Yükseköğretim Kurulunun
yetkisi koordinasyon ve planlama ile sınırlanmış; Yükseköğretim Kurulu
üyelerinin seçimi ve görev süreleri yeniden düzenlenmiştir (m. 101/1).
11) Olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilanı yetkisi, münhasıran Bakanlar Kuruluna
bırakılmış, olağanüstü haller ve sıkıyönetim için öngörülen süreler
kısaltılmıştır.(m. 104). haber7
H. YARGI
1) Yargı ile ilgili hükümlerde, yargının bağımsızlığı yanında, tarafsızlığı da
vurgulanmıştır (m. 106, 111, 121, 122 ve 123).
2. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, demokratik esaslara ve yargı bağımsızlığı
ilkesine daha uygun şekilde, yeniden düzenlenmiştir. Adalet Bakanının Kurulun
başkanı ve üyesi olmasına son verildiği, Adalet Bakanlığı Müsteşarının ise
Kurulun tabii üyesi olarak kabul edildiği yeni düzenlemede, Kurulun onyedi
üyeden oluşması öngörülmüştür. Kurulun seçimle gelen onaltı üyesinden beşinin
Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, beşinin Yargıtay ve Danıştay genel
kurullarınca ve altısının da birinci dereceye ayrılmış adlî ve idarî yargı hâkim
ve savcılarınca seçilmesi esası benimsenmiştir. Kurul üyelerinin görev süresi
dört yılla sınırlandırılmış ve Kurul kararları yargı denetimine açılmıştır (m.
109).
3) Hâkim ve savcıların denetimi, mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik teminatı
esaslarına uygun olarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bırakılmıştır (m.
110).
4) Askeri yargının görev alanı sivil kişilerin askeri mahkemelerde
yargılanmalarını engelleyecek şekilde daraltılmıştır (m. 111).
5) Anayasa Mahkemesi üye sayısı onyediye çıkarılmış; üyelerden sekizinin Türkiye
Büyük Millet Meclisi, dördünün Yargıtay, dördünün Danıştay ve birinin de
Sayıştay tarafından seçilmesi esası benimsenmiştir (m. 113). Üyelik süresi dokuz
yılla sınırlandırılmıştır (m. 114). Anayasa Mahkemesinin yetki kanunları ve
kanun hükmünde kararnameler üzerindeki denetimine sınırlamalar getirilmiş ve
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün öndenetim yoluyla denetlenmesi kabul
edilmiştir (m. 115). Anayasa Mahkemesinin en az onüç üye ile toplanacağı ve
katılanların salt çoğunluğu ile karar vereceği öngörülmüştür (m. 116). İptal
davası açma yetkisi, sadece Cumhurbaşkanına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üye
tamsayısının en az onda biri oranındaki milletvekillerine tanınmıştır (m. 117).
İtiraz yolu ile denetimde, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve
hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalar bağımsız ölçü norm olarak kabul
edilmiş ve böylece söz konusu kanunların sadece ihmali değil, aynı zamanda
iptali mümkün kılınarak, temel haklara ilişkin güvence güçlendirilmiştir. Son
olarak, itiraz yolunda Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red
kararından sonra aynı hüküm hakkında on yıl içinde Anayasa aykırılık iddiasıyla
başvurulamayacağı yasağı beş yıla indirilmiştir (m. 118). Anayasa Mahkemesine
yürürlüğü durma kararı verebilme yetkisi açıkça zikredilmiş, ancak üçte iki
çoğunluk şartına bağlanmıştır (m. 119). haber7
6) Yüce Divan, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulundan seçilecek
üyelerden oluşan bir mahkeme olarak yeniden düzenlenmiş ve Yüce Divan
yargılamasının iki dereceli olarak işlemesi kabul edilmiştir (m. 120).
7) Yargıtay üyeliğine seçilmede objektif kriterler getirilmiş ve üyelik dokuz
yılla sınırlandırılmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile Başsavcıvekilini
seçme yetkisi, mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin bir gereği olarak,
Cumhurbaşkanından alınarak Yargıtay üyelerine bırakılmıştır (m. 121).
8) Danıştay üyeliğine seçilmede de objektif kriterler öngörülmüş ve üyelik dokuz
yılla sınırlandırılmıştır. Danıştayın görev alanı dikkate alınarak, üyelerinin
dörtte birinin Bakanlar Kurulu tarafından, diğer üyelerin ise, Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulunca seçilmesi esası kabul edilmiştir. Bakanlar Kurulunun
tüzük çıkarma yetkisine son verilmesine paralel olarak, Danıştayın tüzük
tasarılarını inceleme görevi kaldırılmıştır (m. 122).
9) Askeri Yargıtay üyelerinin Cumhurbaşkanınca seçilmesi esası terk edilmiş ve
üyelerin, Askeri Yargıtay Genel Kurulunca seçilmesi kabul edilmiştir (m. 123).
10) Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmıştır.
11) Sayıştay, yüksek mahkeme olarak kabul edilmiş ve kamu kaynağı kullanan
hiçbir kurum ve kuruluşun Sayıştayın denetimi dışında tutulmaması sağlanmıştır
(m. 124).
I. SON HÜKÜMLER
Anayasanın değiştirilmesi usulünde önemli değişiklikler öngörülmüştür (m. 135).
Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür:
1) Cumhurbaşkanının Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları, bir daha
görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderme yetkisi
kaldırılmıştır.
2) Anayasa değişikliğinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte
üç veya daha fazla fakat üçte iki çoğunluktan az bir çoğunluğu ile kabul
edilmesi halinde, bu değişikliğin yürürlüğe girmesi, ancak Meclisin bu Anayasa
değişikliğini halkoylamasına sunması ve halkoylamasında kabul edilmesi şartına
bağlanmıştır. Meclis değişikliği halkoylamasına sunmadığı takdirde, değişiklik
teklifi hükümsüz kalmış olacaktır.
3) Anayasa değişikliğinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az
üçte iki çoğunluğu ile kabul edilmesi halinde ise, Anayasa değişikliği
hakkındaki kanunun yayınlanmak üzere Cumhurbaşkanına gönderilmesi kabul
edilmiştir. Meclis, üçte iki çoğunluğu ile kabul ettiği değişiklik kanununu
isterse üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğunun kararı ile halkoyuna da
sunabilecektir. Bu durumda değişiklik kanunu, halkoyuyla kabul edildikten sonra
kesinleşecektir